Varlık ve Bilgelik, K. Jerzy’nin satırlarında sinapslarda gezinen bir Tanrı ve hücrelerde doğup batan bir hayat olarak yeniden tanımlanıyor. Havva’dan Adem’e üflenen o kadim nefesten, iyilik ve kötülüğün bir madalyonun iki yüzü gibi birbirine muhtaç olduğu o keskin gerçeğe uzanan bir yolculuk bu. Jerzy, bilgeliği dışarıda aramak yerine damarlarında dolaşan varlığın sesine kulak veriyor. Yanlışın ve doğrunun zıt olmadığı, sevginin kucağına düşen bir ruhun ontolojik misafirliğini keşfetmeye hazır mısınız?
Düşünüyor Jerzy, ne o, elden ele dolaştırdığın? Ne de çok üflemeyi severmişsiniz. O bana üfledi, ben havaya, Havva Adem’e üfledi, şeytan da Havva’ya o zaman. Hayat mı o, gözlerinizdeki ışığın varlığı? Bir anahtar kadar kolay mı ışıksız kalmak? Benim damarlarımda dolaşıyor varlığım, her bir hücremde yeniden doğup batıyor hayat. Tanrı sinapslarımda geziniyor, yeniden bilgiyi inşa ediyor, başka bir gezegene oradan geçiyor. Can veriyor, ve sırra kadem basıyor.
Ben var olmak istiyorum, yanlış ya da doğru zıt şeyler olmadığı bir hayata gözlerimi açıyorum. Gülümsüyor varlık, o elden ele gezen üfürük utanıyor. Saklanıyor belki bir gülün içine, yaklaşınca dayanamıyor, yine ortaya çıkıyor. Ben anlarım onu, hatta en iyi ben anlarım. Kemiğe aşık bir köpek olur, ben de kemik. Mağarayı saran bir örümcek ağı olur, ben ise girmeye kıyamam. Seni saran kadın olur, bense bir aşk hikayesi… Ben onu tadarım, o beni cennete götürür. Ben ona küserim, o anılarım olur.
Söylesene, sen kötü olmuyorsan ben nasıl iyi olabilirim?
İşte şimdi sen kötüsün, bense hiç olmadığım kadar benim.
Düşüyor Jerzy sevginin kucağına. Bilgeliği tanrıdan öğrenecek kadar acıkmadı.
Misafirliğinin hikmetini de hiçe sayacak kadar var olmadı.
K. Jerzy





