Melih Cevdet Anday, modern Türk edebiyatının ve düşünce dünyasının en özgün kalemlerinden biri olarak, ölümün gizemini ve zamanın akışını benzersiz bir şiirsellikle sorgular. Birçok klasik düşünürün aksine Melih Cevdet Anday, ölümü karanlık bir son ya da korkulacak bir yok oluş olarak görmez. Aksine onu, ölenlerin zamanının duruşuyla bizim akışımızın nasıl kesiştiğini anlatan derin bir fenomen olarak ele alır. Melih Cevdet Anday‘a göre ölüm, yaşamın kıymetini anlamamızı sağlayan, merak uyandıran ve insanı sürekli bir arayışa iten kadim bir söylencedir. Bu yazımızda, usta yazarın “biraz daha aşık olmak ve şiir yazmak” için yaşama tutunan o zarif, cesur ve yaşama sevinci dolu ölüm felsefesini tüm detaylarıyla keşfedeceğiz.
Düşünüyorum da, ölenlerin zamanı gerçekten durmuştur. Hiçbir gereksemesi yoktur. Biz akan zaman içinde onlarla karşılaşıyoruz ikide bir. Tuhaf bir şey bu; onlar biraz bizimle akıyor, biz biraz onlarla duralıyoruz. Ölüm bir söylencedir. (1)
Ölümü merak ediyorum. Hiç korkmuyorum ondan. Zaten yaşamayı başka bir yaşamayla karşılaştıramadığın için de değerlendiremiyorum. Biraz daha aşık olmak, biraz daha şiir yazmak için, biraz daha yaşamak istiyorum. (2)
(1) “Ziya-Zola”, Akan Zaman Duran Zaman, 1984, s.9.
(2) Zeynep Oral, “Edebiyatımızdan On İnsan, Bin Yaşam”, no:8, Milliyet Sanat eki.
Melih Cevdet Anday
Melih Cevdet Anday, bize ölümün bir söylence olduğunu hatırlatırken; asıl amacın yaşamı başka bir yaşamla kıyaslamak değil, son nefese kadar şiire ve aşka yer açmak olduğunu gösterir. Yaşamın değeri, ölümün varlığıyla değil, içindeki üretme ve sevme arzusunun yoğunluğuyla ölçülür.



