Anlatı, kimi zaman özneyi basmakalıp bir hayal dünyasına, kimi zaman da hastalıklı bir manevi evrene sürüklemektedir. Ancak bu olumsuz döngüye kapılıp “anlatı insana daha ne yapabilir ki?” diyerek onu küçümsememek gerekmektedir; zira anlatı asla salt kurgusal bir evren değildir. Anlatı, varlığın geçici gölgesinde soluklanmakta ve varlıkla kurulan bağın dolaylı bir ifadesi olarak belirmektedir. Nitekim anlatı, varlığın bir aracısı olarak, Herakleitos’un fragmanlarında dile getirilen ve Platonik diyaloglar aracılığıyla felsefe tarihine aktarılan “her şey akar” düşüncesinde olduğu gibi (Platon, 2015), değişim hâlinde bulunan varlığın temel sorgulamasını içermektedir (Heidegger, 2019).
Çerçici, bir açık-yapıt olarak (Eco, 2025) okurun içsel mırıldanmalarına olanak tanımaktadır. Bir akar-metin olarak sonsuz anlam olanaklarına doğru uzanım sağlamaktadır. Yerinden edilmiş, bu nedenle sabitlenmeyi reddeden bir anlatı temsilidir. Borges’in kurmaca labirentlerini ve Robbe-Grillet’nin (1963) anlamlı sessizliklerini çağırmaktan geri kalmamaktadır. Bu yönüyle metin, giderek Kafkavari bir saldırının zeminini hazırlamaktadır.
Çerçici, sonsuz bir yeniden ertelenme hâline maruz bırakılarak bitirilir-bitirilmez (Blanchot, 1993). Novella okurla temas kurduğu anda sona ermemekte; yazılan-şeyin kaderi olarak bitimsiz bir yolculuğa dönüşmektedir. Bu bağlamda anlatı, logos’un akışkan ve değişken doğasının geçici olarak yakalanmasına sahne olmaktadır. Bu yakalanma bir tutulma gibidir. Çerçici logos’un bezirgânlığını yaparken aynı anda biricik gayesi Varlık’a yakalanmak olmaktadır. Böylece bir şey anlatmak, aslında yakalarken-yakalanmak anlamına gelmektedir; anlatı hem öznenin hem de deneyimin kendini açığa çıkarması ve karşılıklı bir içeriğe teslim olması sürecini içermektedir.
Çerçici varlık tarihinde kendince ilerlerken isimleri silmekte, böylece yenilerinin sürekli-yeniden yazılabilmesine olanak tanımaktadır (Derrida, 2020): her silinen isim yeni bir anlam yaratma olanağını da beraberinde getirmektedir. Neticede hafıza (novella) bir silme işlemine kucak açmaktadır. Silme yazmanın imkânına dönüşürken yazma ise silmenin mecrası hâline gelmektedir.
Peki yazar bu hengâmeyi neden üstlenmektedir?
İsim, ait olduğu varlığın ontolojik kodlarını ele vermektedir. Platon’un Kratylos diyaloğunda tartışıldığı üzere, isme sahip olmak varlığın doğasına ilişkin bir hak iddiasını da beraberinde getirmektedir. Bu nedenle bir ismi ele geçirmek, bir kişinin varoluşunu —başka bir deyişle kendi novellasını— elinden almak anlamına gelebilmektedir. Böylece bir kaos başlamakta, Platon’un ima ettiği üzere büyüsel bir ritüelin eşiği açılmaktadır.
Bu doğrultuda Çerçici, bir ele geçirilme hikâyesi olarak okunmaktadır. Arafta bulunan, her şeye uzanabilmekte; mekânsız-oluş varoluşla sınırlı kalmamaktadır. Yersiz-yurtsuzluk eşsiz bir imkân sunmakta; mekânı olanlara erişmek ve onlarla ilişki kurmak için bir zemin hazırlamaktadır. Yersiz-yurtsuz olan özgürce saldırabilmektedir; çünkü savunulacak hiçbir şeyi bulunmamaktadır. Bu saldırı aynı anda bir ele geçirme girişimine dönüşmektedir.
Çerçici kolosal bir novelladır. Eklektik bir görünüm taşımasına rağmen bu robust yapı Kenan’ın söylemine dolanmakta, onun bilincine sığınmaktadır; ancak bu yalnızca geçici bir numaradır —bir tür anlatısal hile. Böylece Kenan bir bilinç hâli olarak belirmektedir. Yaşananlar bu bilincin deneyimini oluşturmakta, anlatı ise bu deneyimin ürünü hâline gelmektedir.
Kenan anlatıcının elinde figüratif bir malzeme olarak işlev görmektedir. Varlığın diğerkâmlık görevini üstlenirken kullanışlı bir düşüncenin uzantısı gibi var-olmaktadır: Spinoza’nın muhitinde önce bıçaklanıp ardından cemaatten aforoz edilen bir Yahudi figürü gibi belirivermektedir. Kenan, anlatıcının manevi çığırtkanlığının et ve kandan doğan bir yansımasıdır. Anlatıcı, kolektif bilinçdışı içeriğin yükünü Kenan’ın omuzlarına bırakmaktadır. Böylece Kenan yalnızca baş karakter olmamakta; anlatıcının korkularını taşıyan bir hamal hâline gelmektedir.
Novella bir danstır; ateşli ve savurucu bir devinimdir. Çerçici ise eşli yapılan bir danstır: baba ile kızın paylaştığı hüzünlü bir vals.
Vals nasıl kendi ekseni etrafında dönerek ilerlemekteyse anlatı da aynı şekilde kendine dönmeyi sevmektedir; çünkü ayrılık kolay olsun diye varlığa sıkıca sarılmaktadır.
Bir başka deyişle kız, valsin ritmi gibi kendine dönmeyi sevmektedir; ayrılık kolay olsun diye babasına sıkıca sarılmaktadır.
Can Murat Demir
(Prof. Dr. Recep Yılmaz’a edebi bir itiraftır.)
Kaynakça
Blanchot, M. (1993). Yazınsal Uzam. Metis Yayınları.
Derrida, J. (2020). Yazı ve fark. Metis Yayınları.
Eco, U. (2025). Açık yapıt. Can Yayınları.
Robbe-Grillet, A. (2013). Pour un nouveau roman. Paris: Les Éditions de Minuit. (Original work published 1963).
Heidegger, M. (2019). Varlık ve zaman. Alfa Yayınları.
Platon. (2015). Kratylos. Say Yayınları.







