Paris sevgisi, felsefe tarihinin en büyük denemecisi Montaigne için yalnızca bir yerleşim yerine duyulan bağlılık değil, aynı zamanda kişisel kimliğinin ve Fransız olma bilincinin temelidir. Yazar, çocukluğundan beri kalbinde taşıdığı bu şehri, tüm kusurlarına ve toplumsal karmaşasına rağmen dünyanın en soylu ziyneti olarak kabul eder. Diğer dünya şehirlerini gördükçe Paris’e olan hayranlığı azalmak yerine daha da derinleşen Montaigne, onu süslü ve yapay bir formda değil, en doğal ve sarsıcı haliyle kucaklar. Bu eşsiz bağlılık, bir şehrin sadece taşlardan değil, hatıralar ve ortak bir ruhtan oluştuğunu kanıtlayan edebi bir manifestodur.
Fransa’ya ne kadar kızsam Paris’e kötü gözle bakamam; çocukluğumdan beri yüreğim ona bağlıdır. O, benim içimde en güzel şeylerle bir aradadır: Sonradan başka güzel şehirler gördükçe onun güzelliğine daha derin bir sevgiyle bağlandım. Paris’i yalnız kendisi için seviyorum; yabancı süslere boğulmuş olarak değil, kendi haliyle seviyorum; kusurlu, belalı taraflarına varıncaya kadar her şeyi ile ve candan seviyorum. Beni Fransız yapan yalnız bu büyük şehirdir; halkıyla büyük, dünyadaki yeriyle büyük, hele türlü türlü rahatlıklarıyla büyük ve eşsiz olan, Fransa’nın onuru ve dünyanın en soylu ziynetlerinden biri sayılan bu şehirdir. Allah onu çatışmalarınızdan korusun.
Toplu ve birleşik olduğu sürece, her kuvvete karşı koyabileceğinden eminim; şunu bilelim ki, bütün partilerin en kötüsü, onu karışıklığa sürükleyecek parti olacaktır. Paris için beni korkutan yalnız kendisidir; ve onun için korktuğum kadar, doğrusu, bu devletin hiçbir parçası için korkmam. (Kitap 3, bölüm 9)
Montaigne; Denemeler‘den…
Montaigne’in Paris üzerine kurduğu bu cümleler, günümüzün “pazarlanmış” ve “filtrelenmiş” şehir imajlarına karşı vurucu bir eleştiri niteliğindedir. Gerçek bir bağ, bir yeri sadece parıltılı taraflarıyla değil, “belalı ve kusurlu” yanlarıyla da sevebilmeyi gerektirir. Montaigne bize şunu hatırlatır: Bir vatanın gerçek gücü, ordularından ziyade Paris gibi kültürel birleştiriciliğe sahip merkezlerinin huzurunda saklıdır. Paris sevgisi, aslında bir insanın kendi köklerine duyduğu sadakatin ve farklılıklar içindeki o büyük toplumsal birliğin sembolüdür. Şehri iç çatışmalardan koruma arzusu, sadece bir belediyecilik kaygısı değil, bir medeniyeti ayakta tutma çabasıdır.



