Emmanuel Levinas’ın etik felsefesinin kalbi sayılan “Yüz” (Suret) kavramı, ontolojinin (varlıkbilimin) bittiği ve etiğin başladığı o sarsıcı ana işaret eder. Bu metin, ötekini bir nesne gibi “görmek” ile onun sonsuzluğu karşısında “sorumlu kılınmak” arasındaki o ince ama uçurumsal farkı anlatır.
”Öldürmeyeceksin.” Suretin ilk kelimesidir. Bakış daima farkındalıktır, algıdır. Surette tamamıyla korunmasız, tehdit edici bir şeyler vardır, sanki bizi bir şiddet eylemine davet ediyormuş gibi… Aynı zamanda suret, bizi öldürmekten men eden şeydir. Bir çift göz, bir burun, bir alın ve bir çene gördüğümüzde ve bunları tanımlayabildiğimizde, ötekine onu nesneleştirerek yöneliriz. Ötekine bakmanın en iyi yolu, onun göz rengini fark etmek değildir. İlk bakışta öteki, bana sunulan diğer nesneler içinde çokluktan bir parçadır. Tıpkı bütün dünya gibi, dünyadan bir manzara gibi… Ve sonra bu bütünlükten bir şekilde ayrılıverir, aslında gerçek bir suret oluşuyla, basit plastik bir meta olmayışıyla…işte bu eşsiz durum ötekinin suretine dair etkileşime girmem için bir tür tetikleyici emirdir, istektir.
Ve ben buna suretin tetikleme, komut verme özelliği diyorum yani: “Tanrı’nın surette dışavurumu…”
Levinas için “Yüz” (Suret), biyolojik bir olgu değil, etik bir olaydır. Biz birine baktığımızda eğer sadece fiziksel özelliklerini görüyorsak (göz rengi, burun yapısı vb.), onu zihnimizde bir “dosya” içine hapsediyoruz demektir; yani onu nesneleştiriyoruzdur. Oysa Levinas’ın vurguladığı “Yüz”, bize kendini dayatan, bizi kendi bencilliğimizden uyandıran bir otoritedir. Suretin “korunmasızlığı“, ona zarar verebileceğimiz gerçeğini (şiddet daveti) hissettirirken; aynı zamanda o zayıflık içinden yükselen “Öldürmeyeceksin!” emri, bizi sonsuz bir sorumluluğa hapseder. Bu, Levinas’a göre Tanrı’nın dünyadaki tek gerçek izidir: Başkasının yüzünde beliren o etik zorunluluk.
Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=wHsl5mmH8Bk
Metin Edit: Can Murat Demir



