Acı ve ilgi, insan ruhunun en zayıf ve bazen de en yakışıksız buluşma noktalarından biridir. Montaigne, Denemeler eserinde insanların dertlerini büyüterek çevrelerinden “vah vah” dedirtme çabasını “çocukça bir duygu” olarak niteler. Ona göre, üzüntülerini şişirerek başkalarını ağlatmaya çalışmak, aslında gerçek bir acıdan ziyade bir onaylanma ve ilgi görme arzusudur. Yazar, sevinçlerin büyütülerek, üzüntülerin ise kısaltılarak anlatılması gerektiğini savunurken; sürekli acınmak isteyenlerin, gerçekten dertli olduklarında şefkat görmeyi hak etmediklerini hatırlatır. Bu pasaj, iyileşmiş görünmekten korkan ve sağlığı adeta bir “düşman” gibi görenlerin düştüğü trajikomik durumu eşsiz bir samimiyetle ortaya koyar.
Kendimi kaptırmamaya çalıştığım çocukça, yakışıksız bir duyumuz vardır. Dertlerimizle dostlarımızı acındırmak, kendimize vah vah dedirtmek. Başımıza gelenleri büyütür, şişirir, karşımızdakini ağlatmak isteriz, neredeyse.
Başkalarını kendi dertleri karşısında soğukkanlı gördük mü överiz, ama soğukkanlılığı bizim dertlerimize karşı gösterdiler mi darılırız, kızarız. Dertlerimizi anlamaları yetmez, yanıp yakınmalarını isteriz. Oysaki insan sevincini büyülterek anlatmalı, üzüntülerini kısaltarak. Kendini yok yere acındıran gerçekten dertli olunca acınmamayı hakeder. Durmadan vahlanan kimse vahlanılmaz olur. Kendini canlı iken ölü göstereni, ölü iken canlı görebilir herkes. Öylelerini gördüm ki, eş dost kendilerini gürbüz, keyifli görecek diye ödleri kopar, iyileşmiş sanılmamak için gülmelerini tutarlardı. Sağlık, kimseyi acındırmadığı için, nefret ettikleri bir şey olurdu. İşin tuhafı, bu gördüğüm kimseler kadın da değildi.
(Kitap 3, bölüm 9)
Montaigne; Denemeler‘ den…
Montaigne’in bu pasajda altını çizdiği temel gerçek, duygusal dürüstlüğün yitirilmesidir. İnsanlar, çevrelerindeki ilgiyi diri tutmak adına sağlığı bir yük, hastalığı ise bir sermaye gibi görmeye başladıklarında kendi gerçekliklerinden koparlar. Acı ve ilgi dengesinde kantarın topuzu kaçtığında, kişi artık “canlıyken ölü taklidi yapan” bir aktöre dönüşür. Montaigne bize şunu öğütler: Gerçek bir asalet, dertler karşısında soğukkanlılığı korumak ve başkalarının merhametine dilenmekten vazgeçmektir. Çünkü sürekli “kurt var” diye bağıran çoban gibi, sürekli dert yanan kişi de sonunda gerçek acısıyla baş başa kaldığında kimseyi yanında bulamaz.



