İnsanın yolculuğu şehirle başlar elbet. Ancak şehirle bitmez – bitemez. Zira kapital olana hayranlık şehrin ayırt edici/baskın özelliğidir. Şehir bu anlamda bir derviş düşmanıdır. O şöyle seslenir: Sermayeyi seven bizden olamaz. Kırsalın dervişinden bahsediyoruz burada. Aksi beklenemez; o bir şehir müptelası olmamalıdır. Anadolu halkından, emek hakkının savunusundan bihaber olması tam da şehir ahalisine göredir. Şehir can çekişirken onlar halkın nasırlı öğütlerine kulak verir: Şehrin ölmeye niyeti yoktur. Bu manzara, bir arzu nesnesinin son duası gibidir.

Bu pasajları yazdıran Photo Graphos’a ve müellifine hiçbir surette borçlu hissetmiyorum. Bu normal bir durum; aksine, bu yaratıcıya daha fazla yazması için elimden gelen kötülüğü yapmalıyım. Bu pasajların yazılma nedeni saf kötülük; ötesi olamaz. Sıradan bir metin bize ne yapabilir ki? Osman Şişman kimdir, bu önemli değil; önemli olan, sıradanlıkta açtığı gedik: Kısaca, yazarın kapital şehrin düşmanlığını nasıl okuduğuna bakıyorum. Bir Anadolu militanının çığlığını estetik hale getirmek zordur. Osman Şişman bunu metinlere layıkıyla yansıtmış. Üstünkörü değil, derinlikli olanla uğraşmış ve mesai harcamış. Metinleri bir ayetin iniş sırasına göre tasnif etmiş; bu bir peygamber hassasiyeti olsa gerek. Bilge olanın ayaklar altına alındığı modern çöplükte bunu başarabilmek oldukça zordur; üstün bir başarıdır.
Alternatif bir acı çekme yöntemini salık veren Osman Şişman, insanla çekişerek insanın yaşadığı varoluşsal sıkıntıları kutsallığın yolundan ayrılmadan bir dert edinmeye ulaştırıyor. Bu açıdan metinler bazen bir dağın tepesinde süzülüyor, bazen de göklerden haber getiriyor. Kendisi bir hayat kaçkını olarak betimlenebilir. Sıradanlıktan bıkmış bir aziz. Çılgınca sürüklenen insan sergüzeştini şehrin atar damarlarını keserek anlamlı kılma yoluna gidiyor. Bir taşralı dert sahibi olarak kendince radikal bir ruh yolculuğuna soyunuyor. Bu ikircikli mizacı gereği her şeyden tat almaya, ama bunu yaparken de acının varlık planındaki yansımalarına kulak kabartıyor. İnsan yalnızlığının genetik yapısını kurcalamaktan da geri kalmıyor: Bir insan hakları savunucusu gibi sert bir derviş gibi toprağa yapışık duran metinler fotoğraflarla dans ediyor ve okuyucuyu uçsuz bucaksız bir anlatımın zenginliğine teslim ediyor. Osman Şişman bir dost ama bazen bir düşman olabilmeyi de korkmadan dile getiriyor.
Photo Graphos kanatları kırık bir Anadolu muhayyilesi. Bir savaşım. Bir modernite hastalığının vücuda gelmesini ve hastanın ilaçsız bırakılmasını resmediyor: Fotoğraflarla ağlayan bir insanın macerasının soğuk duvarlara nasıl çarpması gerektiğini öğreten bir metin. Bir gerçek ululaması değil belki ama insanı öncelemekten geri kalmayan bir kitap. İnsana seslenmekten vazgeçmeyen, onun yalnızlığına hayıflanmaktan öte durmayan cesur bir dile sahip. Photo Graphos kurucu bir metin özelliği taşımıyor, aksine sorunsalı ortaya koyucu ve dönüştürücü bir tavra sahip.
Osman Şahin’in kişisel denemelerinden oluşan Photo Graphos, birbiriyle ilişkili fotoğraflarla desteklenmiş. Metinler daha çok edebî ya da felsefi kaygıyla üretilmiş deneme kategorisine sokulabilir. Fotoğraflar sayesinde oldukça derin ve başarılı bir somutlama tekniğini görebiliyoruz. Şehrin ve insanın etkileşiminin fotoğraflara izdüşümü başarılı bir şekilde işlenmiş. Siyah beyaz fotoğraflarla ilerleyen insan yaşamının estetik bir derlemesi de diyebiliriz.
Yort Kitap‘tan çıkan Photo Graphos çeşnisi bol, şairane bir insan acısını betimlerken okunması zevkli bir metin ortaya koyuyor.
Can Murat Demir





