lale-muldur_0

Hüseyin Alemdar: Yaklaşık bir ay önce yine buradaydık aynı üçlü olarak.
Bu gün intihar üzerine söyleşeceğiz. Hüseyin Peker`e, Soysal Ekinci`yi soracağız
Lale Müldür`e, Nilgün Marmara`yı Ben de Özge Dirik intiharından söz edeceğim.

İntihar ederdik kimimiz ölü kimimiz yaz…

Dünya öyle bir dünya haline geldi ki yaşamın her anında intihar edecek zorluklara sürükleniyoruz.

Hüseyin Peker: Boğaziçi Üniversitesi`nde intihar üzerine konferans vereceğim. Bu konferans için hazırladığım notlarımdan okuyacağım. Bu intihar çok ters bir konu. Kime okumaya anlatmaya kalksam intihara kalkıştı. Ne yapsam kaçınılmaz. Konuyu gündeme getirmek bile özendiriyor. İnsanoğlu hangi konu konuşulursa ondan etkilenir. Çok isteyerek anlattığım bir konu değil. Mişi Musal`dan Özge Dirik`e kadar.

İntihar insanın kendine verilen yaşamı kendi eliyle sonlandırması. Bir protesto, bir eylem. Niye bunu seçiyoruz ki bize ne güzel bir dünya verilmişken. İntihar edenlerin çoğuna baktığımızda aşk yüzünden intihar ediyor. Soysal Ekinci âşık olduğu kadına demiş ki beni bırakırsan kendimi öldürürüm. şaşırmamışlar kendini asarken.

Lale Müldür: İşin özüne inelim, ne yaparak öldü?

Hüseyin Peker: Asmış kendini, önce bir şişe rakı içmiş, asarken de yüzünü örtmüş.

Hüseyin Alemdar: Soysal, o zamanlar editörlük yapıyordu sol dergilerde ve bizi eleştiriyordu. şiirlerini bize göstermezdi. Dergilerde görürdük. Bu tercih dünyası.

Hüseyin Peker: İntihar etmeyen çok ünlü bir şairimiz var. Bir şiirini buldum.
“Dönülmez akşamın ufkundayız vakit çok geç` Yahya Kemal.

Hüseyin Peker: Bir intihar daha anlatmak istiyorum. Mişima Japon yazar. Önemli bir Japon yazarı, deli, bıçkın, karate şampiyonu. Uzakdoğu`da bir kulüp kurar ve harakiri dersleri verir. Halkın huzurunda harakiri yaparak kendini öldürür. “Bir Maskenin İtirafları` O`nun muhteşem kitabı.

Lale Müldür: Bir yerde yazmışımdır. Mişima`nın intiharı Kavabata tarafından küçümsenir.

Hüseyin Peker: Bizim şairler aslında intihar gibi yaşamıştır. İkinci Yeni`ye bakın hepsi erken ölmüştür. Hazırladığım konudan: Meşhur aşıklar; Tahir ile Zühre, Kerem ile Aslı, Leyla ile Mecnun, hepsinde intihar var. Demek ki aşkta intihar var. Aşkla bağlantılı intihar. İntihar eden genç ya da yaşlı hepsi de deli. Psikiyatrik bozukluklarla intiharın çok ilgisi var.

Lale Müldür: Ben deli değilim yalnız.

Hüseyin Peker: Eylül` de, Aşk – ı Memnu`da, Namık Kemal`in eserlerinde, bizim eski ve yeni edebiyatımızda her zaman intihar var. Yunus Emre ölümle arkadaş olur. Ahmet Haşim intiharın kendisidir. Orhan Veli “atamam kendimi denize…` derken aslında intihara ne kadar yakındır… Ece Ayhan intiharın kendisidir. Kürtler ve Çingeneler çok tutkuludur. Sezai Karakoç`un “Mona Rosa` sı da bu tutkudur. O`nun intiharıdır.

Balkon şiiri Sezai Karakoç`un;

Çocuk düşerse ölür çünkü balkon,
Ölümün cesur körfezidir evlerde
Yüzünde son gülümseme kaybolurken çocukların
Anneler anneler elleri balkonların demirinde…

Sezai Karakoç: “intihar dedikleri patronu da sınadık` der bir başka şiirinde.

Ölüm, ötenazi ve intihar üçü de kardeş kavramlar.

Edip Cansever`in Oteller Kenti;

Ben bugün biraz yaşamı kımıldattım
Bir bardak konyak içtim ve ölüme kurulandım

Ölmek bir sanattır diyen Slvia Plath, Nilgün Marmara`ya çağrı yapmış adeta. Marmara O`na öykünmüştür.
Kafka`da Değişim (Dönüşüm) de intiharı çağrıştırır.
Özge Dirik intiharı çok fena kurcalamış ve intihar etmiş. Arkadaşına yazdığı son söz: “İmalar bitmek üzere bende dostum`.
Sözümün sonlarında da Cesare Pavese ve Mayakovski` nin intiharlarının ortak paydasının aşk olduğunu söylemek isterim.

Hüseyin Alemdar: İsmail Uyaroğlu ve Küçük İskender`i eklemek istiyorum. Yazdıklarında hep intihar var. Uyaroğlu hep intiharı kurgulamıştır. Ahmet Erhan`da tamamen siyasi bir intihar olgusu var. Küçük İskender`in her şeyinde var intihar.

Lale Müldür: Üzgünüm ilk defa hazırlıksız geldim buraya, sabah acayip şeyler oldu evimde. Yok benim intiharla ilgili şiirim. En yakın arkadaşlarımı kaybettim (gözleri doldu). şimdi olay şudur. Gerçekten ciddi bir şeydir düşünülen. Nasıl edeceğim intihar diye iyice düşünmek lazım. Çünkü sakat bir teknik kullanırsan sakat kalırsın. Ben yöntem bulamadım. İtiraf ediyorum. Ben Paris`teyken intihara teşebbüs ettim. Biraz saçmaydı. İntihar etmiş gibi göstermek zorunda kaldım kendimi. Sonra bir arkadaş geldi ve bir şey mi aldın dedi, evet dedim. İnsan ne pozisyonlara atılıyor hayatta anlayın benim gül gibi hayatım var sananlar. Ben böyle şeylerden geçtim. Gelelim bizi ilk şoke eden olaya. Nilgün Marmara. O sırada Levent`te oturuyordum. Bir arkadaş geldi ve Lale dedi Nilgün böyle böyle böyle (gözleri doldu, sesi tıkandı, ağlamaya başladı…). O kadar tuhaf oldum ki. Kedim bunu hissetti, o anda salonda bulunan bir çiçeğe tırmandı. Benim duygularımı ifade etti. Nilgün öyle intihar heveslisi bir kız falan değildi, hayat doluydu. Ama tahminim intiharın nedenlerinden biri anlatacağım bu şiir olayı oldu. Bana bir şiir okudu. Beğendiğimi söyledim. Ece Ayhan`a gösteriyormuş şiirlerini, Ece hiç ilgilenmemiş Nilgün`ün şiirleriyle. Şikayet etti bana. Eceyi severim. Cenazesine sarhoş sızlanmasıyla geldi Ece. Başka da ilgilenen kimse yoktu kızın şiirleriyle, hiç kimse havaya girmesin. Tabi bir de aşk olayları var. Kaan var ama esas âşık olduğu Mustafa Ülgen. Hatta Kaan ikisini salonda falan yakalamış, o derece yani. Sonlara doğru Yıldırım Türker`e gitmiş, çok kötüyüm seninle kalmak istiyorum demiş. O da kabul etmemiş. Esas önemli suçlu bana kalırsa kocası. Tarot baktırdı. Serra Yılmaz geldi bir gün bana açar mısın Lale bana dedi. Harfler belirdi gözümün önünde. İsminin içinde f ,n ,l olan biriyle bir şeyler olacak dedi. Nilgün öldükten sonra bir tarot açtım. Bir kart havaya fırladı Kaan`ın kartıydı o fırlayan. Kaan`ı hiçbir zaman affetmedim. Dendiğine göre Nilgün`ün annesi üzülüyormuş da onların durumuna bir hâkim aramış da davayı tekrar açmak istemiş ama annesi korktuğu için açamamış intihar mı değil mi bence belirsiz. Belki de biri itti onu. Ece Ayhan onun evinde kalırdı zaman zaman. Bir çeşit koltuk takımı almışlar ikinci elden. Hem şekilleri acayip hem de renkleri ölüm yeşili. Ece orada oturup “ne zaman satacaksınız bunları` derdi.

Hüseyin Peker: Kocası Libya`ya zorla götürünce orada sıkıldı bence. Bu olay temel teşkil etti bence.

Lale Müldür: Ben ilk defa burada olduğu gibi anlattım, asla daha önce böyle anlatmadım. Ece Ayhan yeterli ilgiyi göstermedi Nilgün`e. Ece Ayhan`ın benden öğrenmediği bok kalmadı. Foucault`yu da benden öğrendi. Ece Ayhan`ı asla evime sokmazdım. İyi gelmez diye düşünürdüm. Bunu kitabımda açıkladım. Her şeyini yazdım, mafyacılığını, adam öldürmesini falan sonra Ece bunları okuyunca beni tebrik etti. Oğlu uslu, yakışıklı, pek bir şeyle ilgisi olmayan bir tipti. Oğluyla Gümüşlük`te karşılaştım.

Hüseyin Peker: Oğlu babasından çok sıkılmış.

Lale Müldür: Peki siz Çanakkaleli Melahat`ın Ece`nin annesi olduğunu biliyor musunuz?

Hüseyin Peker: Öyle miymiş?

Lale Müldür: Evet. Ece`nin aslında bu zırvalamaları kendini şiirinin hazzına çok kaptırmasıyla ilgili. İlk O`nu kütüphanede keşfettim. Kimse duymamıştı. Kolejdeyken. “Bakışsız bir kedi kara` ile. Kendi şiirine kendini o kadar çok kaptırması rahatsız edici. O şiirindeki tipolojiyle çıksaydı karşımıza öldürülürdü.

Hüseyin Peker: Sevim Burak ve Küçük İskender için bir şey söylemek ister misiniz?

Lale Müldür: Böyle bir tip ortaya çıksaydı yaşatılamazdı derken diyorum ki mesela bir eve gidiyor, yanında üç beş yazarla, sonra onları şikayet ediyor devlete. Böyle biri işte. Nasıl alayım evime? Ona çok şık bir şey yaptım. Paris`ten küçük bir şey aldım antika. Hediye ettim ve antika olduğunu söylemedim. Arkadaşlardan biri O`nun evine gidiyor ve o hediyeye tuvalette rastlıyor ve yine söylemedim.

Hüseyin Peker: İntihar olarak kayıtlara geçmeyen iki kişi var. Biri Arkadaş Z. Özger çok çılgın yaşadı. Diyalogumuz iyiydi. Sonra benden nefret etti. Bir gün ortadan kayboldu. Bulunamadı ve bir gün cesedi çukurda bulundu. İşkence görmüş ve beyin travması geçirip ölmüş diye söylüyorlar. Bu saçma. Ama bence böyle değil. Diğeri Ender Sarıyatı. Geçimsiz zor alkolik bir adamdı. Sarıyatı karısını çok seviyordu. Karısının kendisini her haliyle çekmesini istiyordu. Ama kadın yaşam biçimine dayanamayıp ayrıldı. Ayten`di ismi. Bir de oğlu vardı. Bir gün ziyarete gittim. Karısı evlenmiş ve evlendiği gün Sarıyatı`nın içinde ödem patlamış ve ölmüş. Bence intihar. Yandım Allah diye bağırarak öldüğü yazıldı.

Hüseyin Alemdar: Şimdi Cevdet Kudret Ödülü`nü alan bir şairden söz edeceğim.

görüyor musunuz?
denizin ötesinde
kumsaldan hayli uzakta
bir ev var
tek pencereli bir ev
içerde bir iskemle
üzerinde gençliğim
bir yatak, bir yorgan, bir kırık masa..
bir ip sallanır boynumda.

odama sımsıcak iklimlerle geldiniz.
gözleriniz kararlıysa
sevmeye sevilmeye
bu gece sabaha dek
ipi siz çekeceksiniz.
sımsıcak deniz
gidemediklerimiz.
Hür Yumer

Lale Müldür: Hür Yumer, Cevdet Kudret Ödülü`nü mü almış? Haberim yok. Çok yakın arkadaşım.Serra Yılmaz`ın eşi. Arada bir giderdim onlara. Fatih`le beraber otururken Hür acayip problematikti. Her bir şeyi vardı, yakışıklıydı, zengindi, sürekli kavga ediyordu. Haksız bulurdum Hür`ü kavgalarında ve Fatih haklı derdim. Sonra ikisi ayrıldı. Hür, Serra Yılmaz`la birlikte olmaya başladı. Serra ile birlikteyken de gidiyormuş, bazı erkekleri görüyormuş. Serra da bunu biliyor ve çok bozuluyor. Böyle bir takım hikâyeler var ikisinin arasında. On dördüncü kattan attı kendini. En acayip intihar eden O bence. Babasıyla da iyi değildi arası. Ablasıyla da iyi değildi. Ben kızla birlikte olduktan sonra uzaklaştım. Sadece telefonlaşırdık. Çok güzel sosyolojik saptamalar yapardık telefon sohbetlerimizde. Kadından bunaldı herhalde.

Hüseyin Alemdar: Serra`dan bahsetmişken; Serra Türk Sineması`nın dışarıda bağlar kurmasında önemli rol oynamıştır. İki sinema sanatçımız var, dışarıda bizi temsil eden. Diğeri de Levent Yılmaz. Hiç dergisini çıkarıyordu.

Lale Müldür: Deniz Bilgin benim hayatta olmuş ve olacak en yakın kız arkadaşım. İlk okulda tanıştık. Yakın arkadaş olduk. Annelerimiz o sıralar Nişantaşı Kız Enstitüsü` n`de onunki resimde, benimki dikiş nakışta hocaydı. Deniz`in erkek kardeşi vardı bir de. Dörtlü arkadaş grubu olarak takılıyorduk. Aynı ilkokula gidiyorduk. Okul dönüşü ya bizim eve gider ya da denizlere gider skeçler yapardık. Bir ara koptuk ben Robert Koleje girdiğimde, O şişli Terakki`deydi. Ben Belçika`da evliyken bir telgraf geldi Deniz`den. İlk sergim dedi. Ben de sevindim. Ama gelemem dedim. Sonra döndüm İstanbul`a. Ece Bar`da görüştük Levent`te. Yanında İhsan var, o lanet İhsan var yanında. İhsan dekan, ya bilirsiniz İhsan Bilgin. Geldi benimle konuştu dans ettik ve çok yakın arkadaş olduk tekrar ve Deniz`de vajinismus vardı. Vajinismus, bir erkekle birleşmeyi önleyebilecek bir psikolojik hastalık. Türkiye`de çok var. Dolayısıyla İhsan` la yatamadığını biliyordum. Kimseyle yatmazdı. Gerçek bir cinsel karakter değildi. Ara ara tuhaf şeyler yaşadığı olurdu. Bir psikiyatra âşık oldu mesela ama öyle aşk boyutunda kalıyordu bir bok olmuyordu. Ondan sonra İhsan birini buldu ve Deniz bu arada bir de atölye açmıştı. Deniz`in atölyesini kapattı İhsan . Evine çağırdı beni. Ben gittim merak ediyordum Deniz nasıl diye. Nasıl Deniz? dedim. Olabileceğinin en iyi hali dedi. Ankara`ya gideceğini söyledi bana. Kocasının ilişkisini her bir şeyi sakladı benden. Belki de olayın içine katmak istemiyordu beni belki de… Yalnız yeni bir resme başlamıştı. Resimlerini sevmem. Başına geçer resmin küçük küçük desenlerle uğraşır saatlerce. Ben olsam aylarca bitiremem. Bir horoz yapmış. Aaa çok güzel olmuş Deniz dedim. Her zaman öyle derdim. Ondan sonra bir yoğurtlu çorba içtik. Deniz yapmıştı falan, ben öyle eve gittim son görüşüm bu oldu. Bana Zeynep Sayın geldi haber vermeye. O da biraz duygusuzca söyledi.

Kalktık Deniz`in evine gittik Zeynep Sayın`la birlikte. İhsan orada. Annesini yerlere göklere koyamazdı Deniz. Över dururdu. Annesiyle İhsan karı koca olmuş gibi çok samimiydiler. Çok yakınlardı birbirlerine. Deniz`in babası da alzheimerdı. Sonuç olarak ben bir küpe olsun, bir küllük olsun, bir hatıra beklerdim hiçbir şey verilmedi bana. Diyeceğim o ki sonradan İhsan bana karşı baya bir tavır geliştirdi. Sergisini yaptı Deniz`in. Ve davetiyeye kendi resimleriymiş gibi yazdı. Benim resimlerim diye. Deniz`in ölümünden bir ay sonra öbür karısıyla yaşamaya başladı. Öbür karı da güzel filan değil ki.

Hüseyin Alemdar: Can Tanyeli` den bahsedelim.

Hüseyin Alemdar: Muzaffer Tayyip`le Rüştü Onur çok genç öldüler. Sina Akyol ve şeref Bilsel aslında bu gece burada olacaklardı ama sanırım bir aksilik çıktı. Sina Akyol` un çok sevdiğim dizesi:

erken giden mintanıyla gömülsün

Rabia Bayraktar`ın hayatı da beni çok ilgilendirir. Özge Dirik‘ten de bahsedelim. şeref Bilsel ve Betül Dünder O`na sahip çıktı. Hüseyin Alaçatlı da intiharı çok kurgulayan bir şairdir. Kemal Taşdiken keza öyle.

Zeliha Demirel: Söyleşide aldığım notları başta Lale Müldür olmak üzere Hüseyin Peker ve Hüseyin Alemdar`dan yayınlama izni aldım. Hepsine teşekkür ederim birikimlerini bizlerle paylaştıkları için.

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.