1. FELSEFENİN ANLAMI

Yunanca seviyorum ‘’phileo’’ ve bilgi, bilgelik anlamına gelen ‘’sophia” sözcüklerinden türeyen felsefe “bilgi sevgisi” veya “bilgelik sevgisi”  ya da “hikmet arayışı” anlamındadır.

  1. Felsefe sözcüğünü ilk kez kullanan Pythagoras’dır.
  2. Felsefe, soru sorma, sorgulama yapabilme, akıl yürütme yeteneğine dayalı düşünmedir.
  3. Felsefe, hayatı ve anlamını sorgulamadır.
  4. Felsefe, dünyaya yönelen meraktır.
  5. Felsefe, evreni ve insanı açıklama çabasıdır.
  6. Felsefe, insan merak ve hayretinden kaynaklanır.
  7. Felsefede önemli olan felsefi sonuçlardan çok bu sonuçlara varma biçimidir.
  8. Felsefede cevaptan çok soru önemlidir. Onu dinamik ve etkin kılan sorulardır.
  9. Filozof, bilgiyi arayan kişidir.
  10. Felsefe bir bilim değildir.

2. FELSEFENİN KONULARI

  1. Bilgi Felsefesi (Epistemoloji)
  2. Varlık Felsefesi (Ontoloji)
  3. Ahlak Felsefesi (Etik)
  4. Sanat Felsefesi (Estetik)
  5. Din Felsefesi
  6. Siyaset Felsefesi
  7. Bilim Felsefesi

3. FELSEFENİN ÇEŞİTLİ ALANLARLA İLİŞKİSİ

Felsefe-Bilim İlişkisi

Her iki bilgi türü de varlığı anlamaya yönelir. Felsefe sorularıyla bilime yol gösterir, bilim ise sorulara yanıt buldukça felsefenin yeni sorular sormasına neden olur.

  1. Her ikisi de insanı ve varlığı bilinçli ve sistemli olarak araştırı.
  2. Her ikisi de eleştirel ve kuşkucu bir bakış açısıyla konularını ele alır.
  3. Her ikisi de akılcılığa dayanır.

Farklılıkları ise;

  1. Bilimlerde ilerleme vardır ve ortaya atılan bir iddia ya çürütülür ya da ispatlanır.
  2. Felsefede ortaya atılan bir soru kalıcıdır ve hiçbir zaman kesin bir yanıta ulaşılamaz
  3. Bilim deneysel yöntemi kullanarak doğa yasaları bulmaya çalışır; oysa felsefe akıl yürütme yoluyla varlığı anlamaya çalışır.
  4. Bilimler parçadan yola çıkarak varlığı açıklamaya yönelirler; felsefe tümel bir bilgidir, varlığı bir bütün halinde ele alır.

4. Felsefe – Din İlişkisi

  1. Her ikisi de varlığı ve yaşamı bütünsellik içinde ele almaya çalışır. Her ikisi de varlığın ilk nedenlerine yönelirler.
  2. Dinsel bilgiler varlığın bilgisini inanca dayalı olarak edinmeye çalışır. Kaynağı ise ilahidir.
  3. Dinsel bilgilere vahiy yoluyla ulaşılmıştır ve buz yüzden de akıl ve mantıkla sorgulanamazlar. Eleştiriye kapalı ve dogmatiktirler.
  4. Oysa felsefe bilgisi mantıksal analizler ve akıl yürütmeler yoluyla bilgiye ulaşır ve dogmatik değildir. Bilgide otorite kabul etmez ve eleştirel sorgulayıcı bilgilerdir.
  5. Felsefe dini problem edinerek inceler ve buradan Din Felsefesi ortaya çıkmıştır.

5. Felsefe – Sanat İlişkisi

  • Felsefe ve sanatın amaç ve yönelişleri bakımından benzerlikleri vardır. Her ikisi de evreni, doğayı, insanı anlamaya çalışır. Her ikisinde de yaratıcılık ön plandadır. Her ikisinde de zorunlu olarak uyulması gereken bir yöntem bulunmamaktadır.

Farklılıkları ise Sanatsal bilgi sezgi ve yaratıcı hayal gücüyle elde edilen bir bilgi türü iken felsefe akıl yürütme yoluyla elde edilir. Filozofun amacı doğru bilgiye ulaşmak iken sanatçının amacı güzele ulaşmaktır. Alışverişleri ise felsefe sanatı ve güzeli kendisine problem edinerek Sanat Felsefi alanını doğurmuştur. Bununla birlikte her sanat dalının da dayandığı bir felsefi anlayış bulunmaktadır.

6. FELSEFENİN GEREĞİ

  1. İnsanın dünyaya bakış açısını değiştirir olaylara eleştirici ve sorgulayıcı yaklaşmamızı sağlar.
  2. Hoşgörü kazandırır ve insanı olgunlaştırır.
  3. İnsanın çevresinde olup bitenleri körü körüne kabullenmeyip her şeye eleştirel ve sorgulayıcı yaklaşmasını ve böylece kendi akıl ve düşünce gücüyle olayları anlamasını sağlar.
  4. Kişiye kendi görüşlerinden başka görüşlerin de olabileceğini, başkalarının da doğru düşünebileceğini gösterir.
  5. Bilgi toplumu haline gelmemizde, bilginin üretilmesinde katkıda bulunur.
  6. Felsefe; evrende düşünen, anlamaya çalışan, sorgulayan, eleştiren, yorumlayan bir varlık olmamızın ayrıcalıklı onurunu hissettirir.

7. FELSEFENİN NİTELİKLERİ

  1. Sorular cevaplardan daha önemlidir.
  2. Refleksif bir düşüncedir. (sorgulamanın kendisini de sorgulama)
  3. Eleştirici ve sorgulayıcı bir düşüncedir
  4. Akla dayanan düşüncedir
  5. Temellendirmeye dayalı düşüncedir
  6. Çözümleyici ve kurucu düşüncedir
  7. Özneldir.
  8. Evrenseldir

8. METAFİZİK

Doğaüstü konuları ele alan bunları akıl yoluyla açıklamaya çalışan evren ve insanla ilgili çürütülmesi ve ispatlanması mümkün olmayan yorumlar getiren felsefe alanı metafiziktir. Metafizik kavramı Aristo’nun yazılarını düzenleyen öğrencilerince kullanılmış, Aristo’nun fizikle ilgili yazılarından sonra yazılanların Metafizika (fizikten sonra gelen) olarak adlandırılmasıyla doğmuştur. Metafiziğin konusu Aristo tarafından varlığın ilk nedenlerinin araştırılması olarak belirlenmiştir. Metafizik tarihsel gelişim sürecinde varlığa, bilgiye, insana; Tanrı ve ruh gibi doğaüstü kavramlarla yaklaşmış duyu organlarının kavradığı nesnel gerçekliği dışlamıştır.

Metafiziğin temel problemleri 3 tanedir: varlık ile ilgili problemler (ontolojik), evrenin yapısı ve oluşumu ile ilgili problemler (kozmolojik), tanrı ve ruh ile ilgili problemler.

9. Metafiziğin Tartıştığı Başlıca Sorunlar

Varlıkla ilgili (ontolojik) sorunlar;

“Gerçekte var olan nedir?” sorusu metafiziğin yüzyıllardır tartıştığı temel sorunlardan biridir. Bu soruya verilen cevaplar iki akımın doğmasına sebep olmuştur.

a-Materyalizm: Gerçekte var olan maddedir. Düşünce ve ruh maddenin ürünüdür.
b-İdealizm: Gerçekte var olan düşünce ve ruhtur. Madde düşünce ve ruhun ürünüdür.

2-Evrenle ilgili (kozmolojik) sorunlar: Metafizik evrenin nasıl oluştuğunu tartışır. Evrenin oluşumu ile ilgili sorunların tartışılmasından üç ana akım doğmuştur.

a-Teleoloji (Erekbilim): Evren bir ereğe (amaca)göre oluşmuştur. Genelde Tanrının evreni bilinçli ve planlı bir biçimde yarattığını savunan görüştür.

b-Mekanizm: Evrende her şey nedensellik ilkesine göre oluşmuştur.

c-Teoloji: evrende olup biten her şeyi Tanrıya bağlayan görüştür.

3-Ruhun varlığı ile ilgili sorunlar: Metafizik “Ruh var mıdır?” ,”Varsa Niteliği nedir? Ruh bedenle nasıl ilişkiye geçer?”,”Ruhun ölümsüzlüğü nasıl açıklanır?”gibi sorulara cevap arar.

10. BİLGİ FELSEFESİ (EPİSTEMOLOJİ)

*Bilginin; kaynağı, yapısı, imkânı, sınırları, ilkeleri ve çeşitli bilgi alanları hakkında açıklamalar yapan, kısaca bilgiyi sorgulayan eleştiren çözümleyen felsefe dalıdır.

Bilgi Kuramının Temel Kavramları:

Bilgi:  özne ile arasında kurulan ilişkinin ürünüdür.

Doğruluk: Bir önerme, inanç, düşünce ya da kanaatin bazı temellere ya da ölçülere bağlı olarak sahip olduğu doğru olma özelliği. Gerçeklikle uyuşması. Düşünce ile nesne arasındaki uyumdur.

Gerçeklik:  En genel anlamı içinde dış dünyada nesnel bir var oluşa sahip olan varlık. Varolanların tümü. Bilen insan zihninden bağımsız olarak var olan her şey.

Temellendirme: Bir sav için dayanak, gerekçe, temel bulma işidir. Savın önceki bilgilerle desteklenmesidir. Belirli bir iddianın ya da belirli bir kavramın kendisinden daha açık başka iddialar veya kavramlarla desteklenmesi işidir. Bilimlerdeki deney ve gözlem yoluyla ispatlamanın yerine felsefede temellendirme kullanılmaktadır.

Tutarlılık: Düşüncelerin ortak bir ilkeyle birbirine bağlanmış olması durumudur. Bir bütünün parçaları arasında uyumun bulunmasıdır.

11. BİLGİNİN TANIMI

BİLGİ, suje (insan) ile obje (nesne) arasındaki karşılıklı ilişkiden çıkan bir sonuçtur. Sujenin objeye ilişkin yargısıdır. Yaptığı açıklamasıdır.

Bilgi aktları(bağları): İnsan zihninde bilginin oluşmasını sağlayan, suje ile obje arasındaki ilişkiyi kuran bağlara Bilgi Aktları denir. Algılama, düşünme, anlama, açıklama, analiz, sentez çıkarsama

12. BİLGİ TÜRLERİ

GÜNDELİK BİLGİ

  • Kişilerin gündelik yaşamlarında çoğu kez rastlantısal olarak neden-sonuç ilişkisine dayalı deneyimlerle elde edilen bilgi türüdür.
  • Belirli bir yöntemle elde edilmiş bilgiler değildir.
  • Sistemli ve tutarlı bilgiler değildir.
  • Genel geçerliliğe sahip evrensel bilgiler değildir.
  • Her türlü gündelik yaşam bilgisi, deneyim ve tecrübeye bağlı bilgiler, batıl inançların bilgisi bu tür bilgilerden oluşur.

13. DİNSEL BİLGİ

  • Obje ile subje arasındaki anlam bağı iman-inanca dayanan bilgi türüdür.
  • Mutlak ve kesin olma iddiasındaki bilgilerdir.
  • Dogmatik ve değişmez bilgilerdir.
  • Vahiy yöntemiyle elde edilmiş bilgilerdir.
  • Her türlü dinsel inanç ve ritüele ait bilgi bu türden bir bilgidir.

14. TEKNİK BİLGİ

  • Bilimsel ve emprik bilginin pratiğe dönüşmesi ile ortaya çıkan bilgi türüdür.
  • Yarar amacı gözetilerek elde edilen bilgilerdir.
  • Kesin bilgilerden meydana gelirler
  • Evrensel bilgilerdir.-Belirli bir metotla üretilmiştir.
  • Değişen ve gelişen bilgilerdir.
  • Gündelik yaşantıda ürettiğimiz her türlü araç ve gereç ile bunları kullanma bilgisi teknik bilgidir.

15. SANATSAL BİLGİ

  • Sanatçının dünya ile kurduğu özel ilişkiden çıkan bilgidir.
  • Belirli bir yönteme bağlı olarak üretilmezler, yaratıcı bireyin bireysel etkinliğidir.
  • Sistemli bir bilgi türü değildir.
  • Özneldir. Kişinin duyuş ve düşünüş biçimine göre değişir.
  • Tüm güzel sanatlarda kullanılan bilgiler sanatsal bilgilerdir.

16. BİLİMSEL BİLGİ

  1. Akla gözlem ve deneye dayanan bilgi türüdür.
  2. Olgusaldır.
  3. Evrensel ve genel geçerdir.
  4. Nesnel bilgilerdir.
  5. Kesindir
  6. Yığılarak ilerler birikimseldirler. (kümülatiftir)
  7. Sistemlidir 7.tutarlıdır ve geçerlidir
  8. Tekrarlanabilirdir
  9. Belirli bir yöntem (Bilimsel Yöntem) kullanılarak üretilmiştir.
  10. Yüksek bir doğruluk değerine sahip bilgilerdir.

17. Bilimler 3’e ayrılır.

  • Formel bilimler: objesi nesnel olmayan düşüncede üretilen soyut kavramlar olan mantık ve matematik bilimleridir.
  • Doğa bilimleri: konusu doğa ve doğa olayları olan bilimlerdir. Fizik-kimya-astronomi-biyoloji-jeoloji gibi
  • İnsan bilimleri: konusu insan ve toplum olan bilimlerdir. Sosyoloji-psikoloji-antropoloji-tarih-coğrafya gibi

18. FELSEFİ BİLGİ

Kişi evrenin bilgisini salt akıl yürütme yoluyla elde etmeye çalışır.

  1. Her türlü bilgiyi sorgulayan bir bilgi türüdür.
  2. Öznel bilgilerdir. Yaratıcısı filozofun hayal gücüne bağlıdırlar. Bir filozofun elde ettiği bilgi diğer bir filozof tarafından kabul görmeyebilir.
  3. Birleştirici, bütünleştiricidir. Evreni parçalara bölmeden bir bütün halinde kavrayan tümel bilgilerdir.
  4. Kendini yeniler. Olmuş bitmişlik ve kesinlik yoktur. Evren sürekli bir değişme halinde olduğundan felsefi bilgiler de sürekli yinelenmekte ve böylelikle hiçbir zaman tam ve kesin bilgiye ulaşılamamaktadır.
  5. Elde ettiği bilgiler kanıtlanamaz; ancak temellendirilebilir.
  6. Kümülatiftir.

Bilginin doğruluk ölçütleri 

  1. Uygunluk
  2. Tutarlılık
  3. Tümel Uzlaşım
  4. Apaçıklık
  5. Yarar

19. Bilginin İmkanı Problemi

  1. Septisizm (Şüphecilik): Doğru bilginin mümkün olmadığını yada elde edilen bilginin doğru olup olmadığından kuşku duyulması gerektiğini savunan yaklaşımlara verilen genel addır.
  2. Dogmatizm: Doğru bilginin elde edilmesini mümkün gören bütün yaklaşımların genel adıdır.

20. DOĞRU BİLGİNİN İMKÂNSIZLIĞINI SAVUNANLAR

SOFİSTLER: Sofistler, herkesin üzerinde birleşebileceği bir bilginin olamayacağını savunurlar. ”Gezgin öğretmenler” olarak da bilinen sofistlere göre hakikatler ve değerler toplumlara ve hatta insanlara göre değişebilir. Çünkü bilgi olarak yalnızca duyu algılarından oluşmuş zan(sanı)lar vardır. Bunlar da insandan insana değişir. Dolayısıyla herkesin kabul edebileceği genel-geçer bilgi olamaz.

Sofistler bilgi konusunda görelik kuşkucu ve yararcıdırlar. Sofistler şüpheci filozoflardır. Başlıca temsilcileri şunlardır:

Protogoras: Protogoras’a göre insan her şeyin ölçüsüdür. Bu her şey insana göre değişir demektir.

Not: Böyle kişiden kişiye değişen bilgilere göreli bilgi, bilginin kişiden kişiye değiştiğini savunan düşüncelere de görecelik denir (Rölativizm).

Gorgias:  Gorgias’a göre hiçbir şey yoktur, olsaydı da bilemezdik, bilseydik de başkalarına iletemezdik. Sözleriyle aşrı bir kuşkucu olduğunu göstermektedir.

21. SEPTİKLER

Duyularımız bizi yanıltır, gerçeği bilmek mümkün değildir, yapılacak şey yargıdan kaçınmaktır. Septisizm Sofizm’in sistemleştirilmiş şeklidir. Septisizm akımının önde gelen isimleri Pyrron, Timon, Arkesilaos ve Karneades’tir. Septisizm, insan zihninin kesin bilgiye ulaşamayacağını, gerçeğin özünü bilemeyeceğini bu bakımdan herhangi bir konuda (ana varlık, ruh, Tanrı gibi konularda) olumlu ya da olumsuz yargıda bulunmanın yersiz olduğunu ileri süren bir öğretidir. Septikler gerçeği bütünüyle inkâr etmez, sadece kesin yargıdan kaçınırlar. Septiklerin şüphesi Descartes’in şüphesinden farklıdır. Septiklerde şüphe amaç, Descartes’te araçtır. Descartes şüpheyi bir yöntem olarak kullanmıştır.

22. Pyrrhon ve Timon’un öğretisi üç noktada toplanır.

  1. Nesnelerin gerçek yapısı kavranamaz.
  2. Nesnelere karşı tutumumuz yargıdan kaçınmak olmalıdır.
  3. Ancak bu tutumla ruhsal dinginliğe (huzura) ulaşılır.

23. Şüphecilik Türleri

  • Tavır olarak şüphecilik: filozoflar bütün düşüncelere şüpheci yaklaşır.
  • Bir yöntem olarak şüphecilik: doğrulara ulaşmak üzere araç olarak kullanılır. Descartes
  • Deney dışı bilgiye ait şüphecilik: deney dışı bilgiden duyulan şüphe
  • Aşırı şüphecilik: doğruluğun olmadığı savunan şüphecilik. Sofistler.

24. Şüpheciliğe Yol Açan Genel İlkeler

  • Günlük deneyimler ve duyumlar – (Duyuların kaynaklığı)
  • Bilimsel bilginin tarihsel değişimi–(Copernikus devrimi, paradigma)
  • Toplumsal veya bireysel görelik – (Topluma göre değişme)
  • Var olanın değişimi – (Her şey değişme halindedir)
  • Aklın bilgi için farklı yöntemler kullanması- (Yöntemlerin farklılığı)

25. DOĞRU BİLGİNİN İMKÂNINI SAVUNANLAR

Rasyonalizm (Akılcılık)

Bunlara göre genel geçer bilginin kaynağı ve ölçütü akıldır. İnsan bilinci düşünmemin temel ilkelerine doğuştan sahiptir. (Bilgilerin doğuştan geldiğini kabul ederler.) Duyu organlarımızın verdiği bilgiye güvenilmez. Çünkü bu bilgiler kişiye, koşullara ve duruma göre farklılık gösterir. Böyle değişken olan bir bilgide sarsılmaz ve evrensel olamaz. Oysa akıl bilgisi sarsılmaz bilgidir. Duyu bilgisinin karşısına “akıl bilgisini” koyarlar. Yöntem olarak tümdengelimi kullanırlar. Genel-geçer akıl bilgilerinden hareketle tekil konuların bilgileri türetilir. İdeal bilim olarak matematik ve mantığı görürler.

Temsilcileri: Sokrates, Platon, Aristotales, Farabi, Descartes, Hegel.

26. Empirizm (Deneycilik)

Bunlara göre doğru bilginin kaynağı ve ölçütü deneydir. Tecrübe ve yaşantı buna dâhildir. Akla dayalı bilgilere değil duyulara dayalı bilgilere güvenirler. Günlük yaşantılarımız deneyimlerimiz sonucunda elde ettiğimiz bilgi doğru bilgidir. Doğuştan bilgilerin olmadığını, bilginin sonradan deneyimlerimizle kazanıldığını savunurlar. Yöntem olarak tümevarımı öngörürler. İdeal bilim deney olanağının en çok olduğu fiziktir

Temsilcileri: J. Locke, D. Hume, Berkeley, Condillac.

Locke’ye göre insan zihni doğuştan boş bir levhadır. Duyu ve deney verileri bu levhayı doldurur. D. Hume’ye göre ise bilginin temelinde izlenimler vardır. İzlenimler ise duyu organlarıyla elde edilir.

27. Kritisizm (Eleştiricilik) 

Rasyonalizm ve Empirizmi eleştirip yeni bir sistem geliştiren 18. yy. alman filozofu Kant olmuştur. “Her türlü bilgi deneyle başlar, ancak deneyden çıkmaz.” Bunun içinde bilginin öğelerinin ortaya konması, özneden gelen öğelerle nesneden gelen öğelerin belirlenmesi gerekir. Kant’a göre bilginin bütün malzemesi duyulardan algılardan deneyden gelir. Ancak bu malzemenin bilgi haline gelebilmesi için belli bir işlemden geçmesi gerekir. Bilen özne (insan, akıl ile) bu malzemeyi alır, işler ve bilgi halinde ortaya koyar.

28. Pozitivizm (Olguculuk) 

Pozitivizmin en ünlü temsilcisi Aguste Comte’tur. Buna göre bilginin konusu olgudan ibarettir. Olgular ise gözlem, deney ve ölçüm alanına giren her şeydir. Comte’a göre duyuların sağladığı gerçekleri bilmek bunların doğru bilgisini edinmek mümkündür. Bu bilgi olayların özünü ve gerçek nedenlerini değil, olayların yasalarını bu yasaların bilgisini verir.

Pozitif yöntem, yasalar bulmak için gözlem, karşılaştırmalar, deney ve uslama yapan yöntemdir. Pozitivizme göre bilim gözlenebilen ve denenebilen olay ve olguları incelemelidir.  Pozitivizmin başlıca tezi bilimsel bilgi tek geçerli bilgi çeşidi ve sadece olguların doğru bilginin nesnesi olduğudur. Pozitivizm bilgiyi bilimsel bilgiye ve bilgi nesnesini olgulara indirdiği için bunu dışında kalan töz, ruh, geist, tanrı, öz vb. metafizik öğeleri reddeder. Bilimin haricinde hiçbir bilginin olmadığını ileri sürer. Olguların arkasında veya ötesinde bir bilgi nesnesi ve bu nesnenin bir bilgisi yoktur. Gerçek bilgi bilimsel bilgidir.

29. Entüisyonizm (Sezgicilik)

Sezgiyi bilginin özellikle de felsefe bilgisinin temeli olarak gören görüşlere sezgicilik adı verilir. Sezgici görüşün temsilcileri, sezginin nesnesini doğrudan doğruya araçsız kavrayan bir bilme yetisi olduğunu düşünürler.

Felsefi anlamda sezgi, bir tür açılma, doğrudan doğruya keşfedilme ve dolaysız, aracısız birden bire kavranılma anlamında kullanılmaktadır. Bergson’da, kendi bilincine varmış içgüdüler sezgi olarak değerlendirilir ve bu kavram felsefenin merkezine oturtulur

Entüisyonizm’in temsilcilerinden H. Bergson’a göre hayat süreden ibarettir. Aralıksız bir oluştur, parçalanmayacak bir bütündür. Zekâ bu hayatın bilgisini veremez. Süre olan hayatın bilgisini sezgiyle kavrayabiliriz demektedir.

Gazali ise bu sezgi gücünü “kalp gözü” olarak ifade eder.

30. Pragmatizm (Faydacılık)

Pragmatizm, hem bilginin alanı sınırları hem de ölçütü hakkında faydacı bir görüş içerir. Faydacılığa göre bir önermenin doğru olduğunun biricik göstergesi onun işe yaramasıdır. Bilgiler, karşılaştığımız problemleri çözmek için kullandığımız araçlardır. Bilgilerimizin doğru olup olmadığını pratikte işe yarayıp yaramaması belirler. Yani bilginin ölçütü faydasıdır. Faydacılık doğruyu karşılaştığımız problemleri çözmemizde bir araç olarak tanımlar. Doğru hareket en güzel faydayı verendir. Bilgi bize faydalıysa ve bizi mutlu kılıyorsa doğrudur. Bize faydası olmayan bizi mutlu kılmayan bilgi yanlıştır.

Önemli temsilcisi: Jermy Bentham,   J. Dewey ve W. James’dir.

31. Fenomenoloji (Görüngü bilim) 

Fenomonolojinin kurucusu olan E. Husserl’e göre duyusal, deneysel olarak verilmiş olan her tek nesnenin bir özü bulunduğunu, bu özün ise yalnızca bilinçle, bir çeşit görüyle kavranabileceğini ileri sürer. Fenomonolojinin temel ilkesi bu özlere gitmek, bu özlerin bilgisini elde edebilmektir

Her nesnenin bizim ona verdiğimiz anlamın ve yakıştırdığımız özelliklerin dışında, kendine özgü ve kendinde olan, her zamanda geçerli ve değişmez bir yapısı vardır. Nesne, insanların değil, insanların dışında öncesiz ve sonrasız bir nesneler dünyasının varlığıdır. Fiziğin ürünü olmadığı gibi metafiziğin de ürünü değildir, kendi mutlak yapısı içindedir.  Fenomenoloji özlerin araştırılmasıdır.

Fenomenolojinin ele aldığı konu, algısal ve deneysel nesneler dünyası değildir, tersine nesnelerin özüdür. Örnekle; “önümde duran masayı ben duyularımla kavrıyorum. Bu deneysel bir kavramadır. Ama masayı bütün duyu verilerinden soyutlarsam, geriye yalnız masa ideası kalır ki, bu masayı masa yapan düşünsel özdür. “başka bir deyişle,” masayı bana bildiren duyusal niteliklerinden, renginden, sertliğinden, mekanda yer kaplamasından soyutlarsam, geriye kalan Edmund Husser‘ın fenomen dediği özdür. fenomenoloji bu özleri araştırır.

32. Analitik felsefe (Çözümleyici Felsefe)

Dili incelemiş, sınıflamış ve çözümlemeye çalışmışlardır. Neo-pozitivizm ya da mantıkçı pozitivizm olarak da bilinen bu anlayışa göre felsefenin asıl uğraş alanı dildir. Felsefenin görevi dildeki kavramları çözümlemektir. Bu felsefe anlayışına göre bilime dayanan bilgi doğru bilgidir. Bir bilginin doğru olup olmadığını anlamak için de bilginin analizi gerekir. Bu da dil analizidir. Felsefe sorunlarını ana nedeni değişik anlamları olan sözcüklerin bir birine karıştırılmasıdır. Yapılması gereken tek anlamlı sözcüklerden oluşan yapay bir dil sistemini kurmaktır.

Temsilcileri: Ludwig Witgenstein, Rudolf Carnap, Hans Reichenbach

33. VARLIK FELSEFESİ  (ONTOLOJİ)

Varlık Felsefesinin Konusu Ve Temel Kavramları:
Varlık Felsefesinin konusu varlıktır. Varlık; var olan her şeydir. Varlık Felsefesi açısından var olanlar iki biçimde ele alınır.

1-Reel Varlıklar: İnsan bilincine bağlı olmadan var olanlar. Gerçekte var olanlar duyu organları ile algılanır. Örneğin: masa, sıra, kitap v.b.
2-İdeal Varlıklar: İnsan bilincine bağlı olarak var olanlar. İdea ’da (zihinde, düşünsel) olarak var olanlar. Matematikteki sayılar, geometrideki şekiller, değerlerimiz gibi. Bunlar insan zihninin ürettiği varlıklardır. İnsan zihnine bağlı olarak var olurlar.

Bilim ve Felsefenin varlığa bakış açıları şu noktalardan farklılaşır: Bilime göre varlık tartışmasız vardır. Felsefe varlığın var olup olmadığını da tartışır. Bilimler konularına göre varlığı parçalara ayırarak, kendilerine özgü yöntemlerle inceler. Felsefe, varlığı bütün halinde görür ve bütün halinde incelemeye çalışır. Bunun içinse gerekirse tüm bilimlerin sonuçlarını kullanarak genel kuramsal açıklamalar yapar.

Metafizik kelime anlamı olarak fizikten sonra gelen anlamındadır. Bilimim cevaplayamadığı soruları kapamaktadır. Metafizik hem varlık bilim olan ontolojinin sorularını hem de kendi sorularını kapsar. Metafizik ruh nedir? Evrenin sonu var mıdır? Bir yaratıcı var mıdır? Ruh ölümsüz müdür? Gibi soruları araştırır.

34. Varlık Felsefesinin Temel Soruları

Ontolojinin soruları şunlardır:

  1. Varlık var mıdır?
  2. Varlığın ana maddesi nedir?
  3. Evren nasıl oluşmuştur?
  4. Evrenin bir amacı var mıdır?
  5. Varlıkta özgürlük var mıdır?
  6. Ruh nedir?
  7. Ruh ölümsüz müdür?
  8. Ölüm nedir?

35. VARLIĞIN OLUP OLMADIĞI PROBLEMİ

Varlığın var olup olmadığı ilk çağlardan bugüne ontolojinin tartıştığı temel problemdir. Bu probleme genelde iki bakış açısıyla yaklaşılmıştır.

Nihilizm (Hiçcilik): Antik Nihilizm’in temsilcileri Gorgias, Protogoras ve Hippias’dır. Antik nihilizmin temsilcisi olan sofistler, varlığı bir duyum ve algı problemi olarak ele alırlar. Ontoloji alanında nihilizmin ilk temsilcileri ilk çağ sofist filozoflarından Gorgias’tır. Gorgias, ”varlık var mıdır?”sorusuna “yoktur” cevabını verir. Gorgias’a göre; ”varlık yoktur. Olsa bile bilinemez. Bilinse bile bildirilemez.” Protogoras’a göre ise aynı varlığa ilişkin herkesin duyum ve algısı farklı farklıdır. Bu yüzden de bir tek değil pek çok varlık anlayışı ortaya çıkmaktadır. Varlık göreceli, kişiden kişiye değişen bir özellik gösterir.

Nihilizm (Hiççilik), temelde estetizmin bütün biçimlerini yadsıyor, yararcılığı ve bilimsel usçuluğu savunuyordu. Toplumsal bilimleri ve klasik felsefe sistemlerini bütünü ile reddediyordu. Yalın olgucu ve maddeci bir tutumla, yerleşik toplumsal düzene başkaldırıyı temsil ediyor; devlet, kilise ya da aile otoritesine karşı çıkıyordu. Yalnızca bilimsel doğruları temel alıyor, ancak bilimin bütün toplumsal sorunların üstesinden gelebileceğini ve bütün kötülüklerin cehaletten kaynaklandığını kabul ediyordu. Friedrich Wilhelm Nietzsche; Toplumsal değer ve normları tümüyle inkâr ederek nihilizmin 19.yy.daki önemli temsilcisi olmuştur.

Taoizm: İlk çağda Çin’de Lao-Tse ‘nin Kurduğu “Tao” evrendeki tüm karşıtlıkları kendisinde birleştiren tanımlanamaz bir şeydir. İyidir, aynı zamanda kötüdür; güzeldir, çirkindir; vardır, yoktur vb. O’na göre aldatıcı olan dünya, varlıktan yoksundur.

Anarşizm: Nihilizm siyasal anlamda anarşizme temel oluşturur. Anarşizmin en önemli temsilcisi Cernişevski’dir.

REALİZM (GERÇEKÇİLİK): Varlık vardır anlayışı realizmdir. Realizm varlığın insan bilincinin dışında insan bilincinden bağımsız olarak var olduğunu savunur. Realizme göre dış dünya bizden bağımsız olarak vardır. Var olan nesnel olandır, duyu organları aracılığıyla algılanabilir olandır.

36. Kavram Realizmi

Kavramların insan zihninden bağımsız gerçek varlıklar olduğunu öne süren yaklaşımdır. Güzel insan, güzel çiçek, güzel kuş geçici varlıklar iken güzellik kalıcı gerçekliktir. Bu örnekteki kavram, güzellik, soyut, genel ve değişmez bir varlıktır.

Nominalizm: Bu görüşü savunan filozoflar kavramların sadece nesnelerin adları olduğunu, asıl gerçek varlıkların ise tekil kavramlar “şu insan”, ”bu ağaç”, “o ev” vb. olduğunu savunurlar.

Adları o nesnelere koyan bizizdir der nominalistler, bunu değiştirirsek o nesne başka bir isimle anılabilirdir. O halde isimlerin, kavramların değişebileceği gibi de bir sonuca varırlar. Nesne ise isimden bağımsız olarak hala aynı nesne olacağından ötürü gerçek olan nesnelerdir derler

Konseptüalizm: Aristotelesçi bir yaklaşımla tümel tekil tartışmasını sentezlemeyi denemiştir. Tümel kavramların varolduğunu ama kendi başlarına bir anlam taşımadıklarını, ancak bir tekille birleşmeleri halinde gerçek varlığın ortaya çıktığını öne sürerler.

37. Epistemolojik Realizm

Ünlü matematikçi ve filozof BERTRAND RUSSEL’IN temsil ettiği epistemolojik realizm, gerçek varlıkların duyu verilerinden ibaret olduğunu ileri sürer. Kısaca bu yaklaşıma gör gerçek varlık, dış dünyada insan bilincine bağlı olmadan varolan nesnelere ait duyu verileridir.

38. VARLIĞIN NİCELİĞİ SORUNU

Monizm (tekçilik): var olan her şeyin tek bir gerçeklikten oluştuğunu söyleyen görüş. Hegel
Düalizm (ikicilik): varlığın iki gerçeklikten oluştuğunu söyleyen görüş. Descartes
Plürüalizm (çokçuluk): varlığın çok sayıda gerçeklikten oluştuğunu söyleyen görüş. Demokritos, Anaxagoras

39. VARLIĞIN NEDİR PROBLEMİ

OLUŞ OLARAK VARLIK (OLUŞÇULUK):

Varlığı oluş kabul etme. Herakleitos ve Whitehead tarafından temsil edilen bu yaklaşıma göre varlık sürekli bir oluş yokoluş ve yeniden varoluş süreci içinde olduğundan özünü saptamak olanaksızdır.

Herakleitos’a göre örneğin “her şey akar!” (Panta Rai). Ona göre “bir derede bir insan iki kez yıkanamaz; hem dere hem de insan değişim içerisindedir.” Bu nedenle evrende değişmeden kalan hiçbir şey yoktur. Fakat bu değişme de rastlantısal bir değişme olmayıp belli bir mantığa bağlı olarak değişmektedir. Yani değişmeden kalan tek şey değişme mantığı (logos)tur. Herakleitos her şeyi hızla değiştiren ama kendisi hiç değişmeyen ateş” i, bu niteliğinden ötürü arkhe saymıştır.

40. DÜŞÜNCE OLARAK VARLIK (İDEALİZM)

Varlığın düşünceden oluştuğunu savunan, var olan her şeyi düşünceye bağlayan, insan düşüncesinden bağımsız bir nesneler dünyasının ya da bir gerçekliğin varlığını yadsıyan yaklaşımdır Varlığı idea olarak kabul etme. Varlığın özünün madde gibi sınırlı bir cevherden meydana gelemeyeceğini öne süren yaklaşımdır.

Temsilcileri: Sokrates, Platon, Aristoteles, Farabi, Hegel ve Kant’tır.

41. MADDE OLARAK VARLIK (MATERYALİZM)

Varlığın özünü madde olarak kabul eder. İdea cinsinden özlerin ise ancak maddeye bağlı olarak varlığını sürdürdüğünü öne sürer. Önemli temsilcileri ilk çağ’da Naiv Materyalizmi temsil eden doğa filozofları Thales, Aneximenes, Aneximandros, Demokritos

Yeni Çağ’da Mekanik materyalizmi temsil eden La Metrie
Günümüzde diyalektik materyalizmi temsil eden K.Marx’tır.

Bu görüşe göre her şeyin kesin sebebi, maddi süreçler veya varlıklardır.  Zihni varlıkların, süreçlerin veya olayların yegâne sebebi maddi varlıklardır. Zihni varlıklar ise maddenin tezahürüdür ve maddesiz varolamazlar. Doğaüstü hiçbir şey var değildir. Zihni (ilahi olduğu varsayılan – ilahi olduğuna inanılan güçler; cin, şeytan, Tanrı vb…) hiçbir şey var değildir.

Materyalistler fikrin tezahürlerini, madde ve maddenin hareketiyle izah ederler. Eski atomculuk akımına dâhil olanlardan yeni materyalistlere kadar bu akımın esası değişmemiştir. Duyum, fikir, en yüksek idraklar, sinirlerin hepsinin titreşimlerinin ürünüdür. Materyalizm ruhun varlığını ve metafiziksel güçlerin (cin, şeytan, melek, tanrı vb.) varlığını kabul etmez.

Materyalizm, var veya gerçek olanı açıklayan bir görüştür. Her şey hareket halindeki madde ile veya madde ve enerji ile veya sadece madde ile açıklanabilir; bütün niteliksel farklılıklar niceliksel farklılıklara indirgenebilir. İlmin inceleyebileceği konular metafizik değil, fizik veya maddi nesnelerdir. “O halde materyalizm, maddecilik düşüncesini benimsemekle öz varlığın madde olduğunu, maddeden başka hiçbir cevherin bulunmadığını kabul eder. Ayrıca materyalizm, her türlü maddi ve manevi (duygu, düşünce, enerji) gerçekliğin özünü ve temelini madde görür; maddeyi hareketli ve âlemde belli bir yer işgal etmiş ferdi varlıklar gibi tasavvur eder.”

42.  MADDE VE DÜŞÜNCE OLARAK VARLIK (DUALİZM)

Varlığı hem madde hem idea olarak kabul etme. Descartes tarafından temsil edilen bu yaklaşım idealizmle materyalizmi sentezlemeyi denemiştir. Ona göre varlığın özünde bir değil iki cevher bulunmaktadır: madde ve idea. Bu ikisini birbirinden ayırmak olanaksızdır. Bu yaklaşım iki cevher saptamasında bulunduğu için dualizm (ikicilik) adını alırken diğer yaklaşımlar varlığın özünü tek cevherle açıkladıklarından tekçilik (monizm) adını almışlardır.

43. FENOMEN OLARAK VARLIK (FENOMENOLOJİ)

Varlığı Fenomen kabul etme. Edmund Husserl tarafından temsil edilen bu yaklaşıma öre insan varlığa değerler yükleyerek yaklaştığından onun özüne hiç yaklaşamamaktadır. Varlığın özü değerlerden arındırılmış (ayraç içine alınmış) salt varlığın kendisidir.Buna Husserl “fenomen” adını vermiştir. Kısacası “fenomen” insanın varlığa yüklediği tüm değerliklerin arındırılmasından sonra artakalan özüdür.

Her nesnenin bizim ona verdiğimiz anlamın ve yakıştırdığımız özelliklerin dışında, kendine özgü ve kendinde olan, her zamanda geçerli ve değişmez bir yapısı vardır. Nesne, insanların değil, insanların dışında öncesiz ve sonrasız bir nesneler dünyasının varlığıdır. Fiziğin ürünü olmadığı gibi metafiziğin de ürünü değildir, kendi mutlak yapısı içindedir.  Fenomenoloji özlerin araştırılmasıdır.

44. AHLAK FELSEFESİ – ETHİK- MORAL

Ahlak Felsefesinin Konusu: Ahlak felsefesinin konusu insanının kişisel ya da toplumsal yaşamdaki eylemleri ve bu eylemlerin dayandığı ilkelerdir. Etik (Ethic): Var olan ahlak (moralite) üzerine düşünme, var olan ahlakı sorgulama etkinliğidir. İnsanın ahlaka ilişkin davranışlarının doğurduğu sorunları ele alan felsefe dalıdır. Etik her zaman, her yerde ve her koşul altında geçerli olabilecek ahlak kuralları olup olmadığını sorgular. ”İyi” ve “kötü”nün ne olduğunu bir problem olarak ele alır

Ahlak (Moralite): Bireyin bir halkın, bir toplumsal sınıfın, bir çağın yaşamına egemen olan inanç ve tasarımlar topluluğuna ahlak (Moral) denir.  Bir toplumda uyulması gereken kurallar bütünüdür. Toplumdan topluma, kültürden kültüre, zamandan zamana değişiklikler gösterir. Göreceli ve özneldir. Bu anlamda” ahlak”değil “ahlaklar” vardır. Ahlak kuralları “iyi” ve “kötü” nün ne olduğunu bildiğini savlar ve buna göre iyinin yapılmasını kötünün yapılmamasını emreder. Yani kural koyucu (normatif) bir özellik gösterirler. Uyulmadığında yaptırımlara sahiptirler ve bireyleri kendisine uymaya zorlarlar.

Kısacası “ahlak” bir toplumda kendisine uymaya zorlayan kurallar bütününü ifade ederken, “etik” varolan bu kuralları sorgulama etkinliğini ifade etmektedir.

45. Ahlak Felsefesinin Temel Kavramları

Birey: toplumsallaşmış insan, toplum içerisinde yaşayan insan
İyi: insanın yapması gereken davranışlardır.
Kötü: insanın yapmaması gereken davranışlardır.
Özgürlük: bireyin salt kendi iradesi ile “iyi” ve “kötü” olan davranışlardan birisini seçebilme gücüdür.
Erdem: insanın eylemlerinde hep iyi olana yönelmesidir.
Sorumluluk: bireyin seçimlerinin sonuçlarını üstlenmesidir.
Vicdan: yargılama bilincidir. Bir çeşit içsel mahkemedir.
Ahlak yasası: uyulması ahlak açısından gereken kurallardır.
Ahlaki karar: ahlak kurallarına özgürce uymaktır.
Ahlaki eylem: ahlaka uygun davranışı gerçekleştirmedir.

46. Ahlak Felsefesinin Temel Soruları

  1. Ahlaki eylemin amacı var mıdır? Varsa nedir?
  2. 2-Toplumca belirlenen, insana zorla kabul ettirilen eylem biçimleri gerçekten “iyi” midir
  3. İnsan ahlaki eylemde bulunurken özgür müdür?
  4. İnsanın doğası ahlaklı olmasına elverişlimidir?
  5. Tüm insanların ortaklaşa benimseyebilecekleri evrensel ahlak yasaları var mıdır?

47. Özgürlük Problemi

Ahlak konusunda bazı filozoflar, insanın özgür olduğunu, bazı filozoflar özgür olmadığını savunur.

1- Determinizm: Özgür olmadığını savunanlar: (gerekircilik); deterministlere göre, insanın irade ve eylemleri içten ve dıştan gelen nedenlerle belirlenmiştir. Bireyin içinde bulunduğu şartlar iradeyi belirler ve kişinin özgür karar vermesini engeller. Bu yüzden insan eylemlerinde özgür değildir.

2- İndeterminizm: Özgür olduğunu savunanlar (gerekirci olmayanlar);indeterministlere göre, insan ahlaki eylemde tamamıyla özgürdür. İnsan kendini özgür hissettiği için toplumdaki ahlak yasalarına özgürce uyar. Bu görüşlerden her ikisi de insan gerçekleri ile bağdaşmadıklarından üçüncü bir görüş ortaya çıkmıştır.

3-Oto-Determinizm: Oto-deterministler, iradeyi ve ahlaki eylemleri bir kişilik ürünü olarak görürler. İnsan bilgi birikimini zenginleştirerek, kişiliğini geliştirerek ve aklını kullanarak özgürleşmiştir. Sonuç olarak kişiliği gelişmiş olanlar, gelişmemiş olanlardan daha özgürdür.

48. İstenç özgürlüğü

İnsanın istemelerini kendisinden başka bir şeyin engellememiş olması, ya da başka bir şeyce kendisinin dışında bir istemeye zorlanmamış olmasıdır. İnsan istenci özgürdür demek, insanın istemesinin nedeni insanın kendisindedir, demektir.

49. Düşünme özgürlüğü

Her türlü baskıdan, özellikle dinsel inançlardan bağımsız olarak düşünebilme. Ancak, düşünme özgürlüğünden anlaşılan yalnızca bağımsız düşünebilme yeteneği değildir düşündüğünü başkaları karşısında dile getirebilmektir aynı zamanda.

Doğal özgürlük: İnsanın çevresini değiştirebilmesi yeteneği. Hayvan çevresine uyar, insansa çevresini değiştirip ona biçim verebilir.

Törel bilinç özgürlüğü: Bir insanın kendi törel bilincine göre davranabilmesi; özellikle dinsel inançlarında özgür olması. Herhangi bir dine bağlı olma ya da olmamada özgür olması.

Eylem özgürlüğü: Dış baskılardan, özellikle başka birinin baskısından bağımsız olarak kendi isteğine göre davranabilmek hak ve gücü.  Başlıca biçimleri:

Fizik özgürlük: Her türlü dış baskıdan bağımsız olarak hareket edebilme yetisi. (Ör. Hapiste yatanın fizik özgürlüğü kısıtlanmıştır.)

Ruhbilimsel özgürlük: Dış güçlerce belirlenmeden, insanın kendi doğasının eğilimlerine göre hareket edebilmesi durumu.

Ahlaksal özgürlük: İnsanın ahlak eylemlerini başkasının zoru ile değil, kendi istenci ile gerçekleştirmesi. İnsanın eylemlerinden sorumlu olabilmesi için özgürlük, ahlakın ön koşuludur: Bu bakımdan bir sorumluluğun olabilmesi için, ahlaksal özgürlüğün temelinin kişisel özgürlük olması gerekir.

Toplumsal özgürlük: Yasaların koruyuculuğu altında ve yasaların sınırları içinde başkalarının özgürlüğünü kısıtlamadan hareket edebilme. Toplumsal özgürlüğün temeli de kişisel özgürlüktür.

 

50. EVRENSEL AHLAK YASASININ OLUP OLMADIĞI PROBLEMİ

Evrensel Ahlak Yasasının Varlığını Kabul Etmeyen Görüşler

  1. Hedonizm (Haz Ahlakı) kurucusu Aristippos’tur en önemli temsilcisi Epikuros tur. .o’na göre haz veren şey “iyi”,haz vermeyen “kötü”dür. İnsan sadece kendi yaşadığı hazzı bilebilir. Başkalarının hazzını bilemez. Bu nedenle evrensel ahlak yasası yoktur.

2. Utilitarizm (Fayda Ahlakı): Etikte bir eylemin doğruluğunu etkilediği kişilere getirdiği mutlulukla ölçen görüş.  İngiliz düşünürleri Jeremie Bentham ın temellerini atıp John Start Mill in geliştirdiği utilitarizm öğretisine göre ahlakın ölçütü yarardır. En üstün iyi yarardır ve iyiyi kötüden ayırmak için yararlı olup olmadığına bakılmalıdır der. Utilitarizm herhangi bir eylemin yalnızca o eylemde bulunan kişiye değil herkese yarar sağlanmasına doğruluk ölçütü olarak alır. Bireye yarar sağlayan davranış “iyi”, sağlamayan “kötü ”dür. Yararlı olan kişiden kişiye değiştiği için evrensel ahlak yasası yoktur. Jeremy Bentham ve J. Stuart Mill

3. Egoizm (Bencillik) bencillik, başkalarını dikkate almadan sadece kendi çıkarını düşünme anlamına gelir. T.Hobbes’a göre, insanı yönlendiren ‘kendini sevme’ ve ‘kendini koruma’ içgüdüsüdür. Ahlâk felsefesinde kişinin tüm yapıp etmelerinde kendi benini ve çıkarım öne koyması gerektiğini savunan; “başkalarının mutluluğunu gözetme”, “toplumun refahı için eyleme” ya da “başkası için yaşama” türünden yaşam reçetelerini yadsıyıp tek doğru ve anlamlı yaşam reçetesinin “ben ya da kendi için yaşama” olduğunu öne süren öğreti.

En geniş anlamıyla, herkesin kendi yararlarını ya da çıkarlarını gözeterek eylemde bulunması gerektiğini, doğal olanın da böyle yaşamak olduğunu ileri süren öğreti. Özgecilik karşıtı. Bu yaklaşıma göre evrensel ahlak yasası yoktur.

4. Anarşizm: birey özü itibariyle iyidir, onu kötü yapan kontrol ve baskıdır. Başta devlet olmak üzere tüm baskıcı kurumların ortadan kalkması bireyi özüne döndürecektir. Evrensel ahlak yasasını reddeder.

Yaygın olarak iktidar ya da erk tanımazlık olarak bilinen “anarşi” terimi, düzenin sürdürülmesi için yönetimin ya da yönetici bir iktidarın, bir “baş”ın gereksiz olduğunu vurgular. Bu bakımdan “anarşi” olumsuz bir yaklaşımdan çok olumlu bir toplumsal talebe karşılık gelmektedir.  Topyekün bir karmaşa durumundan çok herhangi bir kişi ya da kurumun ötekiler üzerinde tahakkümünün ortadan kalktığı, iktidar ilişkilerinin dışlandığı ya da ötelendiği bir toplumsal düzene karşılık gelmektedir.

Kendini anarşist olarak tanımlayan ilk düşünür olan Pierre-Joseph Proudhon (1809-1865), anarşiyi bir efendi ya da bir hükümdarın olmadığı geleceğin toplumsal düzeni olarak tanımlamaktadır. Bu tanımda Proudhon, iktidar ve yetkeyi toplumsal düzenin sağlayıcısı ya da koruyucusu olmaktan çok düşmanı olarak niteler ve anarşi yanlılarına yöneltilen toplum ve düzen karşıtı olma suçlamalarını reddeder. Temsilcisi j.pruodhon ve Max Stiner ‘dir.

  1. Nihilizm (Hiçcilik) Friedrıch Nietzsche o’na göre yapılması gereken; insanlığı ahlaktan kurtarmaktır. İnsan doğasına yaraşan, güçlü, korkusuz, acımasız olmaktır. Oysa tüm ahlaklar insanın güdülerini köreltir, onu pasifliğe yöneltir. Nietzche’ye göre “güç” en yüce iyi; yenilgi, zayıflık ise kötüdür. İnsan için gerekli olan güçlü olmaktır.

Latince nihil (hiç) sözcüğünden türetilen Nihilizm, her şeyin anlamdan ve değerden yoksun olduğunu savunan felsefi yaklaşımdır. Nihilistler genel olarak tanrının varlığını, iradenin özerkliğini, bilginin imkânı, ahlakı ve tarihin mutlu sonunu reddederler. Bu yaklaşımın uzantısı olarak da toplumda yerleşik kuralların, kurumların, değer yargılarının ve ahlâk kurallarının yadsınmasına varır.

  1. Exıstansıyalızm (Varoluşçuluk)- Varoluşçuluk, hayatın anlamının izini süren ve bireyin değerinin ne olduğunu anlamaya çalışan bir felsefi akımdır. En önemli temsilcisi Jean Paul Sartre’dir. Sartre insanın kendi varoluşunu ancak özgürce davranarak gerçekleştirebileceğini savunur. Sartre’a göre insan insanlığını kendisi yapar, değerlerini kendisi yaratır, yolunu kendisi seçer. Bu nedenle seçiminde tek başınadır ve sorumluluklar da kendisinindir. Tanrıtanımaz varoluşçuluğun başlıca temsilcileri Alman Martin Heidegger (1889 – 1976) ile Fransız Jean-Paul Sartre‘dır /dog. 1905). Hıristiyan varoluşçularının başında da Alman Karl Jaspers (dog. 1893) ve Fransız Gabriel Marcel (doğ. 1889) vardır.

51. Evrensel Ahlak Yasasının Varlığını Kabul Eden Görüşler

Ahlak Yasasını Öznel (Subjektif)Temelde Açıklayanlar

Bu düşünceyi savunanlara göre evrensel bir ahlak yasası vardır. Ancak bu yasa varlığını insandan, insanın özel dünyasından alır. İnsanda başlayıp topluma egemen olur. J.S.Mill J.Bentham: Onlara göre insan doğası gereği acıdan kaçınır hazza yönelir, mutluluğa erişmek ister. Ancak kişinin mutluluğu, çevresindeki insanların mutluluğu ile ilişkilidir.(çıkarların kendiliğinde uyuşması) Kişi mutluluğu ancak üyesi bulunduğu yarar sağlayan şeyi yapmakla bulabilir. (kolektif yarar)

J.Bentham’a göre “Olabildiğince fazla sayıda insan için olabildiğince yararlı davranışlar yap. H.Bergson: O’na göre insan iyi ve kötüyü ancak sezgi ile kavrayabilir. İnsanın sezgisine uyarak yaptığı davranış “iyi”,sezgisine uymayan davranışı “kötü”dür.

52. Ahlak Yasasını Nesnel (Objektif)Temelde Açıklayanlar

Ahlaki yasalar, nesnel olarak insanın dışında, ondan bağımsız bir biçimde vardır

Sokrates: ona göre kişi duruma göre davranarak ahlaklı olamaz. Durum ahlakı diye bir şey yoktur. Kişinin her zaman e her yerde uyması gereken evrensel ilke ve evrensel ahlak vardır. Bunlara ancak akıl ve bilgi aracılığıyla ulaşılabilir.

Platon: ahlaklı olmak için bu ideaya akıl yoluyla ulaşmamız gerekmektedir.

Farabi: Farabi’ye göre iki türlü varlık bulunmaktadır. Birincisi özü tözü bir olan tanrı. İkincisi ise zorunlu varlığın var ettiği insan ve diğer varlıklardır. İyiyi tanrı bilir. İyi tanrıdan gelir.

Spinoza: Spinoza’ya göre evren “makro kozmos(evren)” ve” mikro kozmos (insan)” olarak ikiye ayrılmıştır. İyi makro kozmozdadır.

Kant: ona göre insan teorik akıl ve pratik akıl olmak üzere iki ayrı akla sahiptir. Kant’a göre insan pratik aklı aracılığıyla kendisine ödev edindiği bir takım ilkelere sahip olmalı ve ne pahasına olursa olsun bu ilkelere uygun davranmalıdır. Ancak o zaman ahlaklı olabilir.

53. SİYASET FELSEFESİ

Siyaset Felsefesinin Konusu

Latince: Politika, Arapça:  siyaset, Türkçe: yönetim

Devlet ve toplum yönetimi ile ilgili tüm etkinlikleri ifade eder.
İnsanı toplu halde yerleşik düzene geçmiş konum içince inceleyen felsefe dalıdır.

54. Siyaset Felsefesinin Temel Kavramları

Birey: toplumsallaşmış insan. Toplum: aralarında sosyal ilişki bulunan insan topluluğudur. Devlet: insanların oluşturduğu hukuksal ve siyasal otoritedir. İktidar: Yönetme gücünü elinde bulundurma demektir. Egemenlik: yönetme yetkisini elinde bulundurma Meşruiyet: yasaya, hukuka uygunluk Hak: Kullanma ve isteme yetkisine sahip olduğumuz şeylerdir. Hukuk: ilişkileri düzenleyen yazılı normlar Yasa: Hukuku meydana getiren zorlayıcı olan ve yaptırımları bulunan yazılı normların her biridir. Bürokrasi: Kamu alanında çalışan aşamalı (hiyerarşik) bir düzen içinde örgütlenmiş olan memurlar topluluğudur.

55. Siyaset Felsefesinin Temel Soruları

  1. Devletin varlık nedeni nedir?.
  2. Devlet olmalı mı olmamalı mı?.
  3. İktidar kaynağını nereden alır?.
  4. Egemenlik türleri nelerdir?.
  5. Sivil toplum nedir?.
  6. Eşitlik Adalet nedir?.
  7. Bürokrasiden vazgeçilebilir mi?.
  8. En iyi yönetim biçimi nedir?.
  9. İdeal bir düzen var mıdır?

56. İktidar Kaynağı ve Meşruiyetin Ölçütleri

  • İlk yaklaşım iktidarın, toplumun içten ve dıştan gelebilecek tehlikelere karşı korunması ihtiyacından kaynaklandığını söyler. Platon-Aristoteles
  • Birinci yaklaşıma göre devlet ve iktidar bireylerin ahlaki bakımdan olgunlaşma ihtiyacına yanıt vermek amacıyla ortaya çıkmıştır. Bu amacı yerine getirebildiği oranda meşrudur.
  • İkinci yaklaşım iktidarın kaynağı olarak Tanrı’yı görür. Bu yaklaşıma göre iktidar Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisidir. Aquinolu Thomas
  • Devlet Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisidir. İktidar dinsel misyonun yerine getirilmesi temelinde meşrudur.
  • Üçüncü yaklaşıma göre iktidar kaynağını toplumda yaşayan insanların ortak iradesinden kaynaklanır. Thomas Hobbes, J.J.Rousseau

Bu yaklaşıma göre ise devlet ortak iradenin temsilcisidir. Devletin uygulamaları ortak iradeye hizmet ettiği sürece meşrudur.

  • Marksizm’e göre devlet egemen sınıfların üretim araçlarını elinde bulundurmasına hizmet eden bir araçtır. Devletin meşruluğu hizmet ettiği sınıfın çıkarlarını gözetmesi ve sonuçta sınıfsız bir toplumu amaç edinmesi ile ölçülür.

57. Egemenlik çeşitleri

Geleneksel Egemenlik: Emirlik, krallık, şeyhlik

Karizmatik Egemenlik:

Demokratik ve hukuksal Egemenlik: Egemenlik hukuka dayanır

58. DEVLET

Devleti Doğal Bir Varlık Sayan Yaklaşımlar: Bu yaklaşımın en önemli temsilcisi Platon’dur. Nasıl vücudumuzda her organın bir görevi varsa toplumdaki her organın da belli bir görevi bulunmaktadır. Devlet ise insan vücudundaki tüm organların birbiriyle uyumlu çalışmasını sağlayan beyni temsil etmektedir. Ona göre devlet insan toplumuyla birlikte hep vardı ve hep varolmaya da devam edecektir.

Devleti Yapay Bir Varlık Sayan Yaklaşımlar: Bu yaklaşımın felsefe tarihindeki en önemli temsilcileri Thomas Hobbes,J.J.Rousseau ve J.Locke’tur. Bunlara göre insan toplulukları başlangıçta “Doğal Durum” adı verilen bir durumda yaşıyorlardı. Doğal durumda insanları yöneten ne kurallar ne de kurumlar bulunuyordu. Daha sonra insanlar barış içinde ve belirli bir düzen içerisinde yaşama gereksinimi duyduklarında devlet düşüncesi ortaya çıktı. Yani onlara göre devlet sonradan insan ihtiyaçlarına cevap vermek üzere oluşturulmuş bir kurumdur.

59. İDEAL DÜZEN ARAYIŞLARI

İdeal Bir Düzenin Olamayacağını Söyleyen Görüşler: Sofistlere ve nihilistlere göre ideal bir düzen yoktur. Çünkü düzenin amacı insan mutluluğunu sağlamaktır. Tüm insanların mutluluğunu sağlamak ise olanaksızdır. Bu anlamda bugüne kadar hiçbir düzen mutlak insan mutluluğunu sağlayabilmiş ve bundan sonra da sağlayabilecek değildir ve bu yüzden de ideal bir düzenden söz edilemez.

İdeal Bir Düzenin Olabileceğini Öne Süren Görüşler: İkinci ana yaklaşımlar ideal bir düzenin olabileceğini söyleyen yaklaşımlardır. Bu yaklaşımlara göre ise asıl sorun ideal düzeni belirleyen ölçütlerdedir.

Özgürlüğü Temel Alan Yaklaşım (Liberalizm):Liberalizm olarak bilinen bu görüş Adam Smith, J.Locke ve St Mill tarafından savunulmuştur.Bu yaklaşım Batı dünyasının kapitalist üretim tarzının dayandığı felsefi temel olarak karşımıza çıkar.Smith’in “bırakınız yapsınlar,bırakınız geçsinler” sözüyle özetlenebilecek olan liberalizme göre ideal bir düzen mutlak anlamda birey özgürlüğünü sağlayabilen düzendir.Bir düzenin ideal sayılabilmesi için özgürlükçü olması gerekmektedir.

Eşitliği Temel Alan Yaklaşım (Sosyalizm): Bu yaklaşımın başlıca temsilcileri S.Simon, C.Fourier, Proudhon, Owen ve Karl Marx’dır. Bunlara göre ideal düzeni belirleyen ölçüt eşitlik ilkesidir. Bu yaklaşımla birlikte sosyalist ekonomik sistemin felsefi düşüncesi ortaya çıkmış olmaktadır.

Adaleti Temel Alan Yaklaşım (Sosyal Hukuk Devleti): Özgürlüğü veya eşitliği temel alan yaklaşımların dayandığı ekonomik sistemler insan ve toplum problemlerini çözmeye yetememiştir. Bu nedenle daha sonra ideal düzeni belirleyen ölçüt olarak adalet ilkesi öne sürülmüştür.

Bu yaklaşıma göre özgürlüğün olmadığı yerde eşitlikten, eşitliğin olmadığı yerde ise özgürlükten söz etmek olanaksızdır.  Özgürlüğün olmadığı yerde eşitlik, eşit haklara sahip köleler yaratır. Eşitliğin olmadığı bir özgürlük ise her şeyi yapma hakkı olup da hiç bir şey yapamayan aciz insanlar yaratır.

Adalet ilkesini temel alan yaklaşım sosyal hukuk devleti denilen yeni bir devlet modelinin ortaya çıkmasını sağlamıştır.

60. ÜTOPYALAR:

Düş gücüne dayalı hayali devlet biçimleri de üretilmiştir. Bu hayali düzen tasarımlarına olmayan yer anlamına gelen Ütopya denir. Ütopya hiçbir yerde bulunmayan hayali bir devlet yazınıdır. Tarih içerisinde ütopya yazarları iki başlık altında toplanır:

İstenilen Ütopyalar:

Bu tür ütopyalar her şeyin yolunda gittiği, toplumsal alanda herhangi bir sorunun bulunmadığı, kusursuz bir devlet ve düzen tasarımını ifade eder. Bunlar iyimser bir bakış açısıyla kaleme alınmış ütopyalardır. Bu tür tasarımlara şunlar örnek olarak verilebilir:

Platon: Devlet

Farabi: El Medinet’ül Fazıla

Thomas More: Ütopia

Campenella: Güneş Ülkesi

F.Bacon: Yeni Atlantis

61. İstenilmeyen Ütopyalar

Kötümser bir bakış açısıyla yazılmış ütopyalardır. Bunlar gelecek için karamsardırlar. İnsanlığın geleceğinin özellikle kontrolsüz teknolojik gelişmeler yüzünden kötü olacağına ilişkin bir karamsarlık içermektedirler.

a) Aldous Huxley: Yeni Dünya

b) George Orwel: 1984 Ütopyası

62. SANAT FELSEFESİ- ESTETİK

Konusu

Estetik güzellik felsefesidir. Güzel üzerine düşünme ve ne olduğunu araştırma etkinliğidir. Estetik, 18. Yüzyılda Baumgarten tarafından kurulmuştur. Sanat felsefesi sadece sanattaki güzellikle ilgilenir. Estetik ise hem doğadaki güzelle hem de sanattaki güzel ile ilgilendiğinden sanat felsefesinden daha geniş bir alana sahiptir

Değer atfetme: kişinin sanat eseri ile kurduğu ilişkiden dolayı onu güzel-çirkin, iyi-kötü olarak nitelemesidir.

Değer biçme: bir yapıtı genel değer yargısından, bir akımdan, modadan, kuramdan hareketle değerlendirmektir.

Sanat Eseri: Sanatçı tarafından bir estetik tavır sonucu oluşan bir eserdir. Bilinçli bir varlık tarafından ortaya konulmuş, İçinde güzellik barındıran her türlü üretimdir.

63. Güzellik

Platon’a göre güzellik bir ideadır. Sanat, güzellik ideasından ne kadar pay alırsa o kadar güzel olur.

Aristoteles’e göre güzellik bir ahenk, orantı ve düzendir. Bu nedenle orantıdan yoksun olan hiçbir şey güzel olamaz.

Hegel’e göre, güzellik mutlak ruhun nesnelere yansımasıdır.

  1. Schopenhauer’e göre güzellik mutlak iradenin kendisini dışlaştırmasıdır.
  2. Hartman’a göre tinin maddede kendini göstermesidir.
  3. Baumgarten’e göre güzellik duyumsal bilginin mükemmelliğidir.
  4. Benedetto Croce’a göre ise güzellik, mutluluk veren bir biçimleniştir.

64. FELSEFE AÇISINDAN SANAT

Taklit Olarak Sanat: Bu görüşe göre, sanat eserinde gördüğümüz, sanatçının algıladığı şeyleri taklit ederek bize yansıtmasıdır. Sanatçı, doğanın güzelliğini eserinde ne kadar aslına uygun olarak yansıtabilirse, eseri o kadar güzel olarak yargılanır. Bu nedenle bu kurama yansıtma kuramı da denir.  Platon’a göre Doğa taklittir. Sanat ise doğanın taklidi olarak, taklidin taklididir. Aristoteles’e göre sanat mimesis’tir. Sanatçı “olanı” değil “olabilir olanı” yansıtır. “Olanı” taklit ettiğinde benzerlik yarattığını ama güzeli yakalayamadığını söyler.

Yaratma Olarak Sanat: Sanat eseri, sanatçının kendi yaratıcı gücü, yeteneği ve coşkusunun oluşturduğu estetik objedir. Doğa kendi başına güzel değildir. Yaratma olayı, sanatçının algıladığı maddi varlığa duygu, düşünce ve hayal gücünü katması olayıdır. Maddi varlığı böyle tinselleştirmek, maddeye biçim vermek demektir. Biçim kazanmış, tinsellik kazanmış maddi varlık artık maddi varlık olmaktan çıkar ve bir sanat eseri olur. Temsilcisi Croce’dir.

Oyun Olarak Sanat: Nasıl oyunda çıkar yoksa günlük kaygı yoksa olabildiğince özgürlük varsa ve insanın zevk almasını sağlıyorsa, sanatında böyle bir işlevi vardır. Sanatçı bir oyuncu gibi gerçek dışı bir dünyada eserini oluşturur. Alman Düşünür Kant, Alman şair Schiller ve psikolog Wundt bu görüşü savunmuşlardır.

Sembol olarak sanat: Sanat eserleri insandaki duyguları, psikolojik süreçleri temsil eden sembollerdir.

Gerçeküstücülük (sürrealizm): Bilinçaltından beslenen akıl dışı bir dünyanın anlatımıdır.

Gelecekçilik (fütürizm): Hız, heyecan, tehlike, makineleşme ve savaş

Dışavurumculuk (ekspresyonizm): Sanat yalnızlaşan, kendine yabancılaşan insanın kültürüne, çağına başkaldırıyı dile getirir.

Kübizm: Objelerin görünmeyen yerlerini geometrik biçimde üç boyutlu yansıtan sanat akımıdır.

Kurumsal Sanat Kuramı: sanat eserine, sanat eseri kimliği kazandıran yayıncılar,  yapımcılar, galeri sahipleridir. Bu sebeple sanat kurumdur.

Yapı-Anlam Sanat Kuramı:  sanat eseri genel anlamı ifade etmelidir. Sanatçı belli bir yapıdan (ekol, okul) hareket etmelidir.

65. ORTAK ESTETİK YARGILAR

Ortak Estetik Yargıların Varlığını Reddedenler: Kişilerden bağımsız estetik değer ortaya çıkamaz. Bir sanat eseri değeri insanda uyandırdığı duygulardan alır. Eserlerin kendi başına taşıdığı bir değer söz konusu değildir.  Croce’ye (Kroçe) göre, Sanat adına ortaya konan her ifade tarzı bireysel bir nitelik taşır. Bu nedenle herkesin bu ifade biçimi karşısındaki değerlendirmesi farklı olabilir. Öyleyse ortak estetik yargı olamaz.

Ortak Estetik Yargıların Varlığını Kabul Edenler: sanat eseri değerini kendinde taşır. Bu değer insandan bağımsız bir şekilde eserde bulunur. Bir şey hem var hemde yok olamaz. Güzellik değeri eserde ya vardır ya yoktur. Bu insana göre değişmez. Kant’a göre sanat eserinin en önemli özelliği insanlarda ortak bir duygu oluşturmasıdır.

66. DİN FELSEFESİ

Konusu:

Din felsefesi, dini konu edinen, dinin temellerini ve öğelerini ele alan, sorgulayan felsefe dalıdır.

Teoloji, doğrudan doğruya inanca dayanır; inancın sınırları dışına çıkmaz. Teoloji açıklamalarında Tanrının gönderdiği kutsal kitaplara, peygamberlerin bildirdiklerine ve din âlimlerinin yorumlarına dayanır. Her dinin ayrı teolojisi vardır. Din felsefesi genel olarak din ya da dinleri ele alır.

67. Din Felsefesinin Temel Kavramları

Tanrı: Evrende var olan her şeyin yaratıcısı olduğuna inanılan yüce varlık.

Vahiy: Peygamberlere gelen ilahi ilham anlamına gelir. Peygamber: Tanrı’nın buyruğunu insanlara bildiren elçidir. İman: Dinin ortaya koyduğu doğrulara inanmaya denir.

İbadet: Tanrının buyruklarını yerine getirmeye ibadet adı verilir. Yüce: önünde eğinilen üstün varlık anlamına gelir. Kutsal: Din açısından saygıya değer olan,

68. Din Felsefesinin Temel Problemleri

-Tanrının Varlığı Problemi

-Tanrının Temel Niteliklerinin Tanımlanması Problemi:

-Vahyin İmkânı Problemi:

-Tanrıyla Evren Arasındaki İlişkinin Ne Olduğu problemi:

-Evrenin Yaratılışı Problemi:

-Ruhun Ölümsüzlüğü Problemi

69. TANRI’NIN VARLIĞINA İLİŞKİN BAZI YAKLAŞIMLAR

Tanrının Varlığını Kabul Edenler:

Tanrının varlığını kabul eden yaklaşımlar üç tanedir. Teizm, Deizm, Panteizm.

Teizm: Tanrının varlığını ve onun evrenin yaratıcısı, koruyucusu ve egemeni olduğunu kabul eden dini felsefedir. Teizme göre Tanrı öncesiz ve sonrasızdır.

Deizm: Tanrının varlığına inanmakla birlikte Tanrının evrenden aşkın (transandantal) olduğunu, evrenin dışında olduğunu, bir kez yaratıp sonradan evrene müdahale etmediğini savunur.

Panteizm:  Tanrı ile evreni bir kılan, her şeyi Tanrı olarak gören felsefi öğretidir. Tanrı evren ile özdeştir. En önemli temsilcisi Spinozadır.

70. Tanrının Varlığını Kabul Eden Görüşün Kanıtları

Ontoloji Kanıt: Yetkin bir varlık, var olmadığı takdirde yetkin olamaz.  Tanrının var oluşu Tanrı tanımından zorunlu olarak çıkacaktır. Descartes de bu kanıtı kullanmıştır.

Kozmolojik Kanıt: İlk neden kanıtı. Hiçbir şey nedensiz olamaz, var olan her şeye mutlak olarak, kendisinden önce gelen bir şey neden olmuştur. Evrenin var olduğunu bildiğimize göre onu var eden tanrı gereklidir.

Düzen ve Amaç Kanıtı: dünyaya baktığımızda, her şeyin kendi işlevini yerine getirecek şekilde, ayrıntısına kadar düzenlenmiş olduğunu göreceğimizi belirtir. Bu durum yaratıcının var oluşunu kanıtlar.

Ahlak Kanıtı: İyi ve kötünün bir anlam ifade edebilmesi için karşılıklarının görülebilmesine bağlıdır. İyi ve kötünün karşılığının teminatı ise Tanrı’dır.

Dini Tecrübe Kanıtı:  Birçok insan Tanrının varlığının kanıtı olarak iç duygularını ve sezgilerine başvurmaktadır.

71. Tanrının Varlığını Reddedenler

Tanrının varlığını reddeden görüşlere ateizm denir. Ateizm “Tanrıtanımazlık” olarak dilimize çevrilmiştir. Genel anlamda dini inançsızlığı ve tüm dinlere karşı olmayı ifade eder.  Ateizmin felsefi temeli Materyalizmdir.

72. Tanrının Var Olmadığını Savunan Kanıtlar

Kötülük Kanıtı:  İçinde yaşadığımız dünyada kötülükler vardır. Savaşlar, hastalıklar, depremler, açlık vb. Olsaydı bu kötülüklere karşı çıkardı der.

Sartre’a göre evrende kendi kendini yaratan tek varlık insandır. Her nesnenin bir özü, bir varlığı bir de varoluşu vardır. Ona göre yalnız insanda varoluş özden önce gelir. İnsan önce vardır, sonra şöyle ya da böyle olur. Çünkü özünü kendisi yaratır. (Varoluşculuk – Egzistansiyalizm)

Nietzsche’ye göre insan gücünün bir değeri olacaksa, insan için bir özgürlük ve ahlaktan söz edilebilecekse, soncuzca güce sahip olan bir varlığın var olması gerekir. İnsanın kendisini özgürce yaratabilmesi için Tanrıdan vazgeçmek gerektiğini söyler.

Tanrının Varlığının Ya Da Yokluğunun Bilinemeyeceğini savunan Görüş: Tanrıya ilişkin bilgiye sahip olunamayacağını, dolayısıyla Tanrı’nın var olduğunun da var olmadığının da kanıtlanamayacağını savunan öğretiye felsefe de agnostisizm (bilinemezlik) adı verilir. Tanrının var olduğunun ya da olmadığının ilke olarak bilinemeyeceğini öne süren bir görüştür. Bu görüşü ilk olarak Sofist Protogoras vermiştir.

73. BİLİM FELSEFESİ

Bilimin mantıksal niteliğini anlamaya çalışan, süreç ve sonuç olarak bilimi açıklamaya çalışan, bilim üzerine yargılarda açıklamalarda buluna felsefe disiplinidir.

Bilim nesnelere ilişkin gözlem ve deneyle açıklama yapmaya çalışırken, felsefe kavramlara ilişkin açıklamalar yapmaya çalışır.

Bilim felsefesi, bilim üzerine açıklamalar yapan felsefe alt disiplini iken

Bilimsel felsefe, bilimsel düşünüş biçiminin felsefeye uygulanabileceğini iddia eden bir düşüncedir.

74. Bilime Farklı Yaklaşımlar

1-Ürün Olarak Bilim:

Temsilcileri Hans Reichenbach, Rudolph Carnap Ve C.Gustav Hempel dir... Bu yaklaşım; bilimi anlamak için, bilim diye ortaya konmuş eserleri (ürünleri) ele alır ve onları tarihsel gelişmeleri içinde anlamaya çalışır. Bunun yolunu da bilim eserlerini mantık açısından çözümlemekte görür. Böyle bir çözümleme bilimlerin dillerini incelemek ve yöntemlerini belirtmektir. Bilimle ilgili eserler, günlük dille yazılmış metinlerle oluştuklarından, çözümleme işlemini kolaylaştıracak bir tekniğe ihtiyaç vardır. Bu da söz konusu metinleri sembolik mantık diline çevirmekle sağlanır. Yani “doğru” ve “yanlış” değerleri ile çözümlenir. Böylece incelenen metnin genel-geçerli olup olmadığı ortaya çıkarılabilir. Bu yapılırken metindeki önermelerin doğrulanabilirliği veya yanlışlanabilir olmasına bakmak yeterlidir. Çünkü doğrulanabilir önerme, ”anlamlı” önermedir. Anlamlı önermeler bilimsel önermelerdir.

Reichenbach’a göre dedüktif (tümdengelimssel) önermelerde sonuç, öncüllerde saklıdır yani sonuç zorunludur. Fakat endüktif (tümevarımsal) önermelerde sonuç, öncülde saklı değildir yani sonuç zorunlu değildir. İndüksiyon öndeyisel bilginin aracıdır.

Carnap’a göre; bilimselliğin ölçütü doğrulamadır ve iki türlü doğrulama yapılabilir;

1-doğrudan doğrulama: doğrulama için kanıtlama gerekmeyen önermelerdir

2-dolaylı doğrulama: doğrulama için kanıtlama gereken önermelerdir

carnap’a göre doğrulanamayan önermeler metafizik önermelerdir. Çünkü kanıtlanamazlar.

75. Etkinlik Olarak Bilim

Temsilcileri Thomas Kuhn Ve Stephan Toulmin’ Dir bu yaklaşıma göre bilim bir süreçtir. Bilim bir kültür ortamında oluştuğundan bilimi, anlamak için bilim adamları topluluğunun yaşayış biçimlerine, inançlarına, kültürlerine bakmak gerekir. T.Kuhn bilimi anlamaya yönelik çalışmasında  “paradigma” kavramını kullanır.

Paradigma: Belli bir bilimsel yaklaşımın, doğayı ya da toplumu sorgulamak ve onlarda bir ilişkiler bütünü bulmak için kullandığı açık ya da üstü kapalı tüm inançlar, kurallar, değerler, kavramsal ve deneysel araçlardır. Paradigma aynı zamanda bilim adamları için dünyaya bakılan bir standartlar ve ölçüler yumağı olduğu gibi,gerçekliğin belirli kurallara göre algılanmasını kavranmasını ve genelleştirilmesini sağlayan bir şablondur.

76. Klasik görüş açısından bilim

  1. Bilim yeryüzündeki nesneleri araştırma etkinliğidir.
  2. Bütün bilimler temelde birleştiklerinden birbirleriyle bağlantılıdır.
  3. Bilim (yanlış bilgilerin ayıklandığı) birikimsel bir süreç izler.
  4. Bilimin yardımıyla daha önce bilinenler kesinleştirilir, bilinmeyenler bilinir duruma getirilir.

77. Klasik görüşe göre bilimi niteleyen özellikler

  1. Bilim olgusaldır
  2. Bilim mantıksaldır
  3. Bilim genelleyicidir
  4. Bilim nesnel (objektiftir)
  5. Eleştiricidir.

78. Bilimsel yöntem

Bilimsel yöntem olguları açıklama amacıyla izlenen sistemli bilgi edinme yoludur.

Gözlem:  Konu ile ilgili olgular gözlenir bilgiler toplanır.

Hipotez (varsayım): Denenceler yani varsayımlar oluşturulur.

Deney: Denenceler, varsayımlar hipotezler denenir.

Teori (kuram): Doğrulanan ve kabul edilen hipotezler teori olur.

Yasa: Birçok kez kanıtlanan ve yanlışlaşmayan teoriler yasalaşır.

79. Bilimsel açıklama-öndeyinin özellikleri

Öndeyi olgular arası ilişkilerden ve ya bu ilişkileri ifade eden genellemelerden yararlanılarak henüz olmamış bir olguyu önceden kestirmedir. örn:newton fiziğindeki yasalardan yararlanılarak gelecekteki ay ve güneş tutulmalarını önceden bilmek gibi.

Bir teori ve ya hipotezden çıkarılan her mantıksal sonuç bir öndeyidir.

Öndeyi hipotezden çıkarılan ve denenmemiş bilgidir.

Açıklama: bir olguyu izah etme oluş nedenini ortaya koyma işidir.

Her açıklamada önceden bir öndeyinin olmasına karşılık; öndeyi niteliğindeki her çıkarımın bir açıklama sağlayacağı iddia edilemez.

80. Klasik görüşe yapılan eleştiriler

  1. Bilime gereğinden çok değer verilmiştir.
  2. Klasik görüşün; bilinmeyen şeylerin nedenini bilimin gelişmemiş olmasına bağlamaları doğru değildir. Çünkü evren sonsuz ve sınırsızdır ve bilmeye konu olacak olanların tümünü bilim açıklayamaz.
  3. Tüm bilimlerin bir tek bilime indirgenmesi mümkün değildir.
  4. Klasik görüşün sandığı gibi bilim; birikimsel bir süreç izlemez. Bilim evrimsel değil devrimseldir.
  5. Bilimi oluşturan bilim adamları kültürlerinden bağımsız ele alınamaz.
  6. Gelecekte tüm sorunların çözüleceği bir ütopyadır.

[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row]

7 YORUMLAR

  1. eline sağlık. sınava az vakit kala benim de işime çok yaradı. düşününce uğraş veren bir insanı tebrik etmeden geçmemek gerek. bu bilgileri yazarken hangi kitaplardan yararlandığını öğrenmek istiyorum. tavsiyen var mı?

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.