Kutsal kitaplara yazılmış Tanrı sözleri, bunca zaman inanç ağlarında birleştirici olarak gösterilmiş. Aklın, Bilimin, İnançların sorduğu benzer sorular garip bir çıkmaza dayanıp, doğru cevabı bulmaya çalışmış. Her şeyden önce olan Tanrı’dan sonraymış aslında…

İnançları sorgulamak değil maksadım, inançlarca sorgulanmayı yeğlerim. Tanrı’ya ait sözler kutsallığınca anlaşılacaksa eğer, lügatlardaki kelimeler nasıl olur da tam manasıyla karşılık gelebilir gerçekte anlatılmak istenilene? Fani bedenlerin aynı şeyleri okuyarak farklı anlamları yaşadığı dünyalarında,nasıl olur da yazılmış o kutsal ifadeler, eksiksiz bir biçimde hayatlarına uyarlanabilir?

Kendi ruhundan üfleyerek hayat verdiği insanları kendine yaklaştırmaktı belki de maksadı? Bu ruhu taşıyabilmek ve gerçek anlamıyla yaşam erdemine sahip olabilmek için; aklın, gönlün belirli hudutları aşması gerekir. Belki de istediği şey de tam olarak budur… Tanrısallaşmak: zerre içine tüm kainatı sığdırabilmek, kainatı zerrelerince görebilmek…   İnsanları Tanrısallaştıran Tanrı’nın kendisidir. Anlaşılabilmesi, dahası tam anlamıyla boyutsuz ve gerçek yansımasına sahip olabilmesi için, kendinden katması gerekirdi  insanlığa… Görmek istediği kendisiydi ve ışık(aydınlanan insan bilinci) ne kadar çoğalırsa daha da belirgin hale gelecekti varlığının yansıması.

Gerçek akıl ve ruhla anlaşılan; Tanrı’nın bilinç mesafesinde oluşudur. İnsan ve Tanrı birbirine bakan iki ayna gibidir aslında. Yalnızca sonsuz görülür bu bakışta, gerçek anlaşılır. Her iki ayna da birbirlerinin gerçeğidir aslında…

Henüz dinler kitaplara yazılmadan önce de inanıyordu insanlar. İnanmaya çalıştıkları şey, anlam veremeseler de içlerinde yaşamaktaydı… Aslında Tanrı; insanın kendi kendine inanmasını istedi. Kendini bulamayan insanın Tanrı’ ya ulaşabilmesi aciz bir fikirdi. Kendimizde bulamadığımız o Tanrısal yansıma, yaşam izlerimizin akıntısında usulleri belirler aslında.

Bilinç mesafelerimizi oluşturan algılar ve bu algıların izleriyle açılan anlam boyutları, ortaya çıkan mesafelerin uzaklık-yakınlık durumlarını belirler. Tam anlamıyla görülmesi istenilen şey, üstü örtülerek sunulamaz. Tarihler boyu insanlar görmek ve tanımak istedikleri Tanrı’ yı oluşturdular dahası hala da oluşturmaya devam ediyorlar. Fakat insanların kendi ‘ben’leri yüzünden, inançlar şekillerin ötesine varamadan yalnızca ayırt edilme vasfı olarak kullanır olmuş. Kılık-kıyafetler, yeme-içmeler, oturup-kalkmalar sadece temsil edilen grubun kimlik kartlarına dönüşmüş. Oysa, ilahi bilincin tüm şekillerden öte bir hissedişe sahip olduğu gerçeği unutulmadan inanç yolları örülmeliydi.

Tüm bu şekiller aklı köleleştirmenin, köleleşen akıllarınsa tekrar tekrar baştan kurgulanan yaşam usullerini eleştirmeden kabul ederek yaşamasının temelidir. Aklınız köleyse, bedensel bir  özgürlüğü  asla yaşayamazsınız.

Kainat doğurganlığı devam etmekte, yeni enerjiler oluşturmakta. Eğer her şey bütünün parçası ise, o halde her şeyin üzerindeki gerçek bilinç henüz oluşumunu tamamlamamış demektir. Bu doğurganlık sonsuza dek sürebilir ya da sonsuzluk doğurganlığı yok edebilir…

Boyutlar arası ve maddelerce sonsuza yol alan bu döngüde Tanrı kendi sonsuzluğunu, sonsuzlukta yok olanlarca sağlamakta. Her şeyden önce olan, her şeyin kendisidir aslında…

Serdar Bayraktar

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.