Montaigne: Bilginin Deformasyonu ve İnsanın İkna Etme Tutkusu

Montaigne’in toplumsal yanılgı analiziyle günümüzün “post-truth” (hakikat ötesi) ve dezenformasyon dünyasını yüzyıllar öncesinden aynen tarif etmektedir. Kalabalıkların bir şeye inanıyor olması, o şeyin doğru olduğunun kanıtı değildir; aksine çoğu zaman kulaktan kulağa büyüyen toplumsal bir kartopunun işaretidir. Felsefi duruş, herkesin gözü kapalı inandığı en son “hakikatlere” bile ilk tanığın şüphesiyle bakabilme cesaretidir.

Bir kişinin yanılması bütün halkın yanılmasına yol açar; bütün halkın yanılması da sonradan teklerin yanılmasına yol açar. Böylece yanlışlık elden ele geliştikçe gelişir, biçimden biçime girer; o kadar ki işin en uzağındaki tanık, en yakınındakinden daha çok şey bilir; olayı son öğrenen, ilk öğrenenden daha inançlı olur. Bunda da şaşılacak bir şey yok; çünkü insan bir şeye inandı mı ona başkasını da inandırmayı bir borç sayar, kolay inandırmak için de anlattığına dilediği gibi çeki düzen vermekten, bir şeyler katmaktan çekinmez: Karşısındakinin karşı koyma gücünü kırmak, onun kafasının alabileceğini sandığı gibi konuşmak ister. (Kitap 2, bölüm 14)

Paranın saklanması kazanılmasından daha zahmetli bir iştir. (Kitap 1, bölüm 14)

Montaigne; Denemeler‘den

Montaigne’nin toplumsal yanılgı üzerine yaptığı bu sarsıcı tespitle (Kitap 2, Bölüm 14), bilginin bozulma sürecini, dogmaların yayılma hızını ve kitle psikolojisinin bireysel aklı nasıl felç ettiğini gözler önüne serer. Michel de Montaigne, tek bir insanın kişisel hatasının veya kurgusunun zamanla nasıl kolektif bir hakikate dönüştüğünü, modern toplumbilim ve iletişim kuramlarına taş çıkartacak bir berraklıkla çözümler.

patika-yollar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.