Tartışma Kültürü: Montaigne ile Hakikati Aramak mı, Ezmek mi?

Tartışma kültürü, bir fikri çürütmekten ziyade ortak bir hakikate ulaşma sanatı olması gerekirken; Montaigne’e göre çoğu zaman insanın birbirine ettiği bir kötülüğe dönüşür. Denemeler eserinde yazar, öfkenin yönettiği düşünce çarpışmalarının kişileri konudan uzaklaştırıp birbirine saldırtan birer “Alman kavgasına” evrildiğini savunur. Sağduyulu bir yol izlemek yerine sözcüklere takılan, sesinin gücüne güvenen ya da sıkışınca sövüp sayanlarla gerçeği aramak mümkün değildir. Montaigne, Platon’un “akılca zayıf olanlara tartışmayı yasaklaması” fikrine katılarak; doğru dürüst yürümesini bilmeyenle yola çıkılmayacağı gibi, tartışma adabını bilmeyenle de gerçeğin bulunamayacağını çarpıcı bir dille anlatır.

Azgın tartışmalar da keşke, diğer söz suçları gibi ceza görselerdi. Hep öfkenin alıp götürdüğü bu düşünce çarpışmalarında insanın etmediği kötülük kalmaz. İlkin düşüncelere çatarız, sonra da insanlara. Tartışmada esas, karşımızdakinin düşüncesini çürütmek olduğu, herkes çürütüp çürütüldüğü için, tartışmanın sonunda olan şey gerçekten büsbütün uzaklaşmaktadır. Onun için Platon, Devlet’inde akılca ve ruhça zayıf olanlara tartışmayı yasak etmiştir. Doğru dürüst adım atıp yürümesini bilmeyen bir insanla gerçeği aramaya çıkmanın anlamı var mı? Aradığımız şeyi bırakıp onu nasıl bir yoldan arayacağımızı düşünürsek ondan hiç de uzaklaşmış olmayız. Ama yol derken softaların ve allamelerin yollarını değil, sağduyumuzla bulduğumuz doğal yolları kastediyorum. Tartışma ile neye varılabilir?

Biri doğuya gider, biri batıya; yolda rastladıkları ayrıntılara saplanır ve konudan ayrılırlar. Bir saat cenkleştikten sonra neyi aradıklarını bilmez olurlar: Kimi konunun üstüne çıkmış, kimi altına inmiş, kimi de kenarında kalmıştır. Kimi bir sözcüğe, bir benzerliğe takılır kimi, söylenene kulak bile vermeden bir şeyi tutturur ve yalnız kendi söylediklerini dinler başka biri de, kendine güvenemediği için her şeyden kaçınır, hiçbir düşünceyi kabul etmez, ta başından her şeyi karıştırır, yahut da söz kızışınca, büsbütün susar ve bir daha ağzını açmaz; bilgisizliğini küskünlüğünün altında saklar, mağrur bir küçümseme ya da budalaca bir alçakgönülle tartışmadan kaçar. Bazısı yalnız saldırmasını bilir, kendini korumak umurunda değildir; bazısı da yalnız sesinin ve ciğerlerinin gücüne dayanır. Bakarsınız birisi tutar kendine karşı dönüverir; başka biri kalkar önsözlerle, yersiz hikayelerle kafa şişirir. Kimi vardır, sıkıştığını görünce karşısındakini susturup kaçırmak için düpedüz sövüp saymaya başlar ve bir Alman kavgası çıkarmaya çalışır. Başka bir türlüsü de vardır, konuya hiç bakmadan sizi bir sürü mantık çemberleriyle, diyalektik oyunlarıyla kuşatıp boğmaya savaşır. (Kitap 3, bölüm 8)

Bütün toptancı yargılar çürük ve tehlikelidir. (Kitap 3, bölüm 8)

Montaigne, Denemeler‘ den…

Montaigne’in bu pasajda dikkat çektiği asıl trajedi, tartışanların amacıdır. Çoğu insan için tartışmak bir öğrenme süreci değil, bir “zafer kazanma” arenasıdır. Tartışma kültürü yerini ego savaşlarına bıraktığında, taraflar konunun ne olduğunu bile unutur hale gelirler. Montaigne bize şunu hatırlatır: Diyalektik oyunları, bağırma ya da kişisel saldırılar sadece bilgisizliğin üzerini örten birer maskedir. Gerçek bir tartışmacı, karşısındakini boğmaya değil, onunla birlikte “doğru yolda” yürümeye odaklanmalıdır. Aksi takdirde, bir saatlik cenkleşmenin sonunda elimizde kalan tek şey, hakikatten biraz daha uzaklaşmış olmaktır.

başka yazılar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.