Değer Yaşamak

Değer Yaşamak

ahmet-inam-roportaj

Yaşayıp giden bir insanın sorusu değil, “Nasıl yaşamalıyım?” Yaşayıp giden, hayatındaki soruları silmiş, arada bir aklına takılan her sorunun yanıtını buluveren, yaşamının içine gömülüp, onda kaybolmuş bir insanın, çağımızın yorgun, yılgın, bıkkın, kolaycı, kurnaz, tembel insanının yaşadığı değerlerle ilgili bir sıkıntısı pek olmuyor. “Nasıl yaşamalıyım? “sorusu bizi” hangi değerlerle yaşamalıyım?” sorusuna götürüyor. Değer duyarlığı gelişmiş, değerlerinin farkında, değerlerini gözden geçirebilen, canlı, araştırıcı bir insan bekliyor çağım.

Değer yaşayamayan bir insan nasıl bir insandır? Sorunun yanıtı, değer yaşayamama biçimlerini irdelemeyi gerektiriyor.

Bir anlamıyla her insan değerlerle yaşıyor. Dürüstlük, erdemlilik, adalet insana olan saygı, dostluk, sevgi… Değerlerimizden bazıları. Paraya, toplumsal konuma, şana, şöhrete, mala, mülke, en yüksek değerleri uygun gören insanlar, tarihin başlangıcından beri karşımıza çıkar. Toplumda bir arada yaşayan insanların, bu yaşamın sürmesi için yaşam düzenleyen değerlere gereksinimleri vardır. Değerlerle yaşamak, bir arada yaşamanın olmazsa olmaz özelliği. Oysa değer yaşamakla, değerlerle yaşamak arasında derin bir fark var. Değerlerle yaşamak, olağan, sıradan bir yaşamın içindeki insana özgü olabilir. Değer yaşamak ise, değer bilinci gelişmiş insanın bir başarısıdır. Değer yaşayamayan bir insanın, yaşadığı toplum ve kültürdeki değerlerin bilgisine ve bilincine sahip olmadığını söyleyebiliriz. Denizin içinde olup da denizin farkında olmayan balıklar gibi, değerlerle yaşayıp, değer yaşayamazlar. Bilinç ve bilgi sahip olup, değer yaşayamama olasılığı hiç de düşük değildir. Yüksek değerlerin, ahlak, estetik bilim alanındaki işleyişini bildiği hâlde bu değerleri kendi yaşamına katamayan insanlar da vardır. Değer yaşamak, değer bilgisi ve bilinciyle, yüksek değerleri, hayatımıza katarak benliğimizin bir parçası yaparak yaşamaktır. Yalnız değerlerin farkındalığı, bilgisi ve bilinci yetmez; irade gücüyle onların hayata geçirilmesi gerekir. O değerlere göre yaşamayı gerçekleştirebilmek, o değerleri eylemlerimize katabilmek zorunluluğu vardır.

Hangi değerlerimiz yüksek değerlerdir? Bir değeri “yüksek” kılan nedir? Evrenselliği midir örneğin? İnsan sevgisi , saygısı mıdır? Emeğe, bilgiye, dünyayı güzelleştirme çabalarına saygı mıdır? Yoksa “yüksek”lik, çağdan çağa, kültürden kültüre, inançtan inanca değişen bir kavram mıdır?

Değerlerimizin sıra düzeni (hiyerarşisi) hayatı geliştirmeye, zenginleştirmeye, canlandırmaya katkıları oranında değişir. İnsan cân taşıyan bir varlıktır. Bu cânı, canlılığı geliştirecek bir yaşamın hizmetinde olan değerlerin kültürden kültüre, çağdan çağa bazı değişiklikler gösterse de fazla bir değişikliğe uğramadıklarını düşünüyorum. Cân ahlâkının, cân estetiğinin, cânı geliştirecek, güzelleştirecek bilgilerin sahip olduğu yaşam saygısına odaklanmış değerlerin yüksekliğinden kuşku duymamak gerekir. Örneğin; özgürlük, bağımsızlık yüksek değerlerdir; insanın gönlü bu değerlere çiçek açar. Özgür olmayan bir insan değer yaşayamaz. Özgürlük insana yakışan bir hayatın oluşmasında önemli, onsuz edilmez bir değerdir. Yüksek değerler onları yitirdiğimizde, gerçekleştiremediğimizde, hayatımızın anlamsızlaştığı, sıradanlaştığı, kuru, sığ, çirkin bir hâle geldiği değerlerdir.

Bizim gibi düşünmeyen, yaşamayan, inanmayan insana saygısızlık cân ahlâkını yaşayan bir insan için hayata saygısızlıktır. Hayat farklılıklarla zenginleşir. Oysa, bu gezegendeki binlerce yıllık serüvende insan, farklıyı bir tehdit olarak gördü çoğunlukla. Farklı olandan korktu. Onu, cânın gelişmesini engelleyecek bir düşman olarak gördü. Dünyayı ele geçirip herkesi kendine benzetmeye çalıştı. Farklı olanın hayatına, değerlerine ilgi göstermedi. Farklı olanla ortaklığını, onun da kendi gibi can taşıdığını anlayarak; cânın ancak insanın farklılıkları içinde özgürce yaşayarak gelişebileceğini görme olanağı bu çağda gerçekleşebilir. Çağımızda değer yaşamadığı hâlde karşı tarafı sömürmek, kullanmak için “yüksek” değer propagandası yapan insanlara rağmen, kendi farklılığını içine sindirmiş, insana, hayata saygılı cân sahibi insan, dünyayı değerlerin yaşanabildiği güzel, değerli bir hâle getirmeye çalışıyor.

Ahmet İnam

POPÜLER BAŞLIKLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Önceki İçerikBir Ağıt Olarak İnsan
Sonraki İçerikDürtülerin Dansı

DİĞER YAZILAR

REKLAM

OKU OKU OKU

Nietzsche Olayı

Nietzsche olayı tam olarak nedir? En doğru soru bu sanırım, çünkü o, hem felsefesiyle hem düşünce yapısıyla tam bir fenomen. Kestirilemeyecek kadar keskin zekasıyla aykırı, yıkıcı bir portre çizen Nietzsche, bu yüzden felsefe tarihinde göz alıcı bir üne sahip. O bu unvanı kolay kazanmadı. İnsanı tanımlarken başvurduğu psikolojik...

Jean-Jacques Rousseau: Hepimiz Her Birimiz İçin; Her Birimiz Herkes İçin!

Nietzsche önermiş olduğu bu seçkinler toplumunun sürekli rekabet ve savaş durumunda, yani toplumun her bakımdan hep gerginlik halinde örgütlenmesi sonucu oluşabileceğini ileri sürmektedir. Buna karşın Rousseau, Nietzsche’nin önerdiği bu “seçkinler-insanlık halini” Toplum Sözleşmesi’nde “kölelik” kavramı ve “en güçlünün hakkı” başlığı altında tartışmaktadır ve bunu “özgürlükten vazgeçmek” hali...

Şiirin Üç Tabii Şekli

Esas itibariyle, şiirin üç tabii şekli vardır: düpe düz anlatan, heyecanla coşan, bir de insanları sahneye koyan. Destan, lirik şiir ve dram. Bu üç şiir tarzı bir arada da olabilir, ayrı ayrı da. Kimi zaman da, en ufak bir şiirde üçüne birden raslanır. Birçok milletlerin en kıymetli...

Karayı Kaldırmayın, Umudumu Yitirdim

Gülten Ablayı okuyorum sabah sabah. Geceden bir pişmanlıkla sabaha ulaşmışım ve yaşıyorum hala. Deli Kızın Türküsü'nü okuyorum: “Karayı kaldırın, mavi koyun, umudumu yitirmedim.” Ah Gülten Abla ne güzel demişsin, ne güzel demişsin de ama ben umudumu yitirdim çoktan. Ondan diyorum ki karayı kaldırmayın umudumu yitirdim ve çok korkuyorum. Hayır...

Paris’te Antik Eserler

Yunan sanatkârlarının yarattıklarını bir Fransız elde silah alıp götürebilir. Paris'in göbeğine, Seine nehrinin yanına; Eline geçirdi bu anıtları parlak, Saray gibi muhteşem müzelere koyarak, Gösterebilir şaşkın bakan vatandaşlarına! Fakat bu şeyler ona susacaktır her zaman, Zira bu taşlar asla yüksek sehpalarından İnerek canlı hayat içine katılmazlar. Sanat perilerine, onları sıcak sıcak Bağrında taşıyanlar sahip olacak ancak. Vandallar için...

Susmanın Dili

İlk bakışta yalnızca sessizlikten ibaret gibi görünen bir duruşun dillenişini sözcüklerle betimlemek çok zor. Tıpkı gerçek bir delinin bu durumdan bihaber olması gibi… Susmanın dili, bir yalnızlık şarkısı ya da çok yönlü bir yaşayışın seslenişi değildir. Toplum ve kalabalıklar kaygısında diğerleri olarak ses bulanlar, kötülük yağmuruyla yıkanmalıdırlar. Duymak...

Kadın Sanattır

Unuttular Kadını - Bir kadındı o! Aynı akşamların insanlarından süzülen aynı ağlamalara merhaba! Başka yerde gülen Başka yerde yaşayan Aynı yerde ağlayan Aynı yerde akşamlayan insanlar merhaba size Sürekli eskiyen bir zaman içinde… Yuvalarına döndü kuşlar Dağıldı kalabalıklar Güneş başka yerde şimdi Gecelerde gece Notalar biraz kederli Acılar "keşke" işlemeli Had safhada geziyor pişmanlıklar Gecenin astarı beş para etmiyor Gözyaşlarını gizlemekten başka Papatyalar...

Peygamberlik Işığı Üzerine: Ta-Sin

Bir ışık çıktı, Görünmez’in Nur'undan. Çıktı ve geri dönerek diğer ışıklara egemen oldu. Bir aydı o; diğer ayların içinde ışık saçarak kendini açığa vuran, ayların sultanıydı. Evi, Göğün en yüce katında bir yıldız. Tanrı onu «okumaz yazmaz» diye adlandırdı; çünkü o, soluğunu «h» çıkarmaya adamıştı; Tanrı onu,...

İnsanın İstekleri

Budalalığımızın başka belirtileri arasında şu da unutulmamalı: İnsan, istekleri yüzünden kendine gerekli olanı bulamaz; bir şeyin tadına vararak değil, hayal ve hevese kapılarak, mutlu olmak için neye muhtaç olduğumuzu kestiremeyiz. Düşüncenizi keyfince kesip biçmeye bıraktınız mı, kendine göre olanı özleyip rahat edemez: Quid enim ratione timemus Aut cupimus? quid...