Türkiye’nin Deizm İle İmtihanı

İnsanların tarih boyunca değişik inançları olmuştur. Kimileri çok tanrıcı kimileri tek bir tanrının varlığına inanmıştır. Ama genele baktığınızda genelde inançsız bir toplum yoktur. Peki neden inanç olmadan bir toplum ayakta duramaz? Onu inanca iten nedenler nelerdir? Kimileri inancın merkezine her şeyi yaratıp yarattıklarını kaderine terk etmiş bir tanrıyı, kimileri de organize eden, denetleyen ve her daim yaratma eyleminde olan mükemmel bir tanrıyı oturtmuştur. İşte tam burada karşımıza Deizm ve Teizm kavramları çıkıyor. Deizm Teizmin aksine, varoluşa müdahalelerde bulunan, onu denetleyen, hatta onu sürekli devinim halinde tutan bir tanrı inancını kabul etmez. Bu anlamda deizm aslında aktif bir yaratma sürecini değil pasif bir ilahi düzeni önceler. Peki neden varoluş planının içinde tanrının rolleri bu denli tırpanlanmak istenmiştir? Cevap verilmesi gereken can alıcı soru budur.

İnsan dünyevi hayatında özerk bir alanı kendisine tahsis eder ve ilahi güçten bu programa uymasını bekler. Dünyevi planda insan arzularıyla yaşar. Devletler kurar, ideolojiler yaratır, kısaca söz hakkı ister ve normal olarak sürekli kendi varoluşuyla ironik bir savaşım halindedir. İhtiyaçları ve beklentileri vardır, sürekli özgür olduğunu salık verir. Özgürlüğüne karışılmamasını talep eder. Bu bağlamda deizm ve teizm savaşımını aslında bir iktidar savaşımı olarak da görebiliriz. Bir tarafta Tanrı iktidarı, diğer tarafta insan iktidarı… Sonuç olarak bu iki inanç metodunun temelinde yatan argüman budur. Deizm ve teizm ayrımı bu noktada patlamaktadır, bu bir güç elde etme mücadelesidir. Bu güç kime aittir sorusunun da cevabı burada gizlidir.

Bir Deist’e Kulak Verelim!

Yusuf Yavuzyılmaz’ın kaleminden çıkan “Türkiye’de Deizmin Kökenleri” bu savaşımı daha çok Müslüman coğrafyası ve güncel Türkiye siyaseti üzerinden değerlendiriyor. Bir parantez açarak Deizmin aslında tam olarak hangi kaygıyı sembolleştirdiğinden bahsetmek isterim. Amerikan Siyasi Tarihinin sembolleşmiş deistlerinden Thomas Paine ünlü eseri Akıl Çağı’nda Tanrının kelamını (kutsal kitapları) katiyen kabul etmediğini, var olan dinlerin sadece yüce Tanrıyı alçaltma çabalarının bir ürünü olduğunu ileri sürüyor. Paine bu durumu şöyle açıklıyor: Kitab-ı Mukaddes adlı kitap düşünce ve ifadelerinin saflığı bakımından, dünyadaki tüm kitaplar arasında sivrilseydi bile, onu inancımı yönlendirecek Tanrı Kelamı olarak kabul etmezdim; çünkü bunun bana zorla kabul ettirilme olasılığı vardır. Fakat bu kitabın büyük bölümünde muazzam ahlaksızlıklar, değersiz adi hikayeler dışında başka bir şeyle karşılaşmadığım için, Tanrı’mı onun adıyla anarak küçültmek istemem. (1)

Buradan anlaşılıyor ki deist bir yazar kendi varlığının kökeni olarak gördüğü biricik Tanrısını bahsi geçen kutsal metinlerden okumak istemiyor. Paine aslında önemli bir noktaya daha parmak basarak Tanrısını yüceltme yoluna gidiyor ve insanların bu kitaplarla Tanrı’dan uzaklaşabileceğini de ısrarla vurguluyor. Deizmin beslendiği ana damar Pain’in de belirttiği gibi kısaca şudur: Tanrının saltanatını sarsan her şeyi elinin tersiyle itmelisin çünkü Tanrı böyle basit ve dünyevi bir yöntem izleyemez. Bu kitapların dili ve Tanrının dili farklı olmalıdır, Tanrı (ya da semavi dinler) gizemli değil açık seçik ve net olmalıdır. Pain kitabın ilerleyen bölümlerinde daha da ileri giderek din olgusunun sadece ve sadece insanı aldatmaktan başka bir şey olmadığını da ekler.

İnanç Sahibi Biri Her Zaman Hakkaniyetten Yana Olmalı

Yavuzyılmaz’ın Türk ve Müslüman coğrafyasındaki deizmin ayak izlerini takip ettiği “Türkiye’de Deizmin Kökenleri” bir yönüyle yakın Türk Siyasi Tarihine ışık tutuyor. Deizm-Teizm ve Ateizmin üzerine karşılaştırmalı sosyopolitik birtakım çözümlemeler yapan yazar Türkiye’nin yakın geçmişindeki birtakım olaylardan örnekler de getiriyor, ancak bunu yaparken biraz hakkaniyet ölçüsünü kaçırıyor ve Türkiye’deki tüm aksiliklerin baş aktörü olarak CHP’yi işaret ediyor. Bu beni hayal kırıklığına uğrattı. Hakkaniyet ve adalet duygusu bir Müslüman’ın inançlı bir insanın yegâne dayanağı olmalı. Bu rahatsızlığımı dile getirmem gerek. Siyasi tarih okumaları yapılırken ve buna bağlı saptamalarda bulunurken bu hususa dikkat edilmesi gerektiğine inanıyorum, yazım sürecinde ve sonrasında okur için tarafsız bir dil ve üslubun her zaman daha faydalı bir rehber olacağını savunuyorum. Ve bana göre bu eksiklik halen kanayan bir yaradır, Türkiye’de yaşayan ve kendisini entelektüel addedenlerin kronik sorunu “adil” olamamasıdır. Bu çok acı. Halbuki Kuran bu konuda oldukça açıktır, Allah Kur’an da şöyle söyler: Ey iman edenler, adil şahitler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. (2)

“Türkiye’de Deizmin Kökenleri” yakın tarihe giriş mahiyetinde önemli birtakım travmatik olaylardan bahsediyor. Bu travmaların (28 Şubat Krizi, Ergenekon Davası, Fetullah Gülen Terör Örgütü vs.) beslendiği “Deist” argümanları sıralayarak, günümüz siyasi ve dini gruplardaki yansımalarını çözümlemeye çalışıyor. Yavuzyılmaz özellikle FETÖ terör örgütü örnekleminden yola çıkarak inanç meselesinin politize edilmesinin ne denli feci sonuçlar doğuracağının altını çiziyor.

İnanç Gösteriş ve Samimiyetsizlikten Uzak Olmalıdır

Yavuzyılmaz kitabın ilerleyen sayfalarında özellikle şuna işaret ediyor: Din bir araç değildir, din tüketilecek bir malzeme de değildir, inanç bu yüzden gösterişten uzak bir samimiyet duygusuyla yaşanmalıdır. İnanç dürüstçe hayata enjekte edilmelidir. İnanç dediğimiz şey dünyevi kaygıyla üretilmiş bir şey değildir; o ilahi bir arzunun uzantısıdır.

Türkiye Toplumu Neden Dinden Uzaklaşıyor

Kitapta yazarın da rahatsızlığını dile getirdiği başat konulardan biri bu. Türkiye’deki dinden uzaklaşma ya da sekülerleşme neden bu denli ivme kazandı? Bunun cevabı: Türkiye’de siyasi partiler ve birtakım cemaatlerin elinde araçsallaştırılan “inanç” mefhumu, insanların gözleri önünde birtakım dünyevi ihtiraslara kanalize ediliyor, sömürülüyor, hal böyle olunca  kişi de kendi kendine şu cevabı verip uzaklaşıyor: “Din buysa ben inanmıyorum” Ne hazindir ki Türkiye’de işler hep böyle yürümüştür, sağcısı solcusu tüm parti ve cemaatler, STK’lar inanç konusunun hassasiyetini idrak edememiş ve bu alana salt kendi çıkarları için saldırmıştır. Durum böyle olunca insanların bu kirlilikten kendilerine çıkardıkları tek sonuç, “buna inanmamalıyım, bu yanlış” olmuştur.

Tasavvuf Kültürüne Haksızlık

Türkiye’deki siyasi ve dini çalkantıların terörize edilmesinin nedeni siyasi partilerin oyuncağı haline getirilen inanç meselesidir. Asıl bu konu irdelenmelidir. Sağ ve sol farketmez her çeşit fraksiyon tarafından rahatlıkla manipüle edilen inanç konusunda tasavvuf ehlinin adı bu anlamda anılmamalıdır. Gerçek tasavvuf ehlinin dürüstçe inanmayı tercih ettiği ve dünya malına tamah etmedikleri de bilinmektedir. Yunus Emre, Hoca Ahmet Yesevi, Hz.Mevlâna, Şems, İbn-i Arabi gibi tasavvuf erbabının inanç konusundaki dürüst duruşları ve bağlılıkları da herkesçe malumdur. Bu gerekçeyle yazara burada da bir itirazım var: Anadolu’nun (kültürel ve itikadi) gelişmesinin öncüsü olan tasavvuf geleneği katiyen deist tezler ile bağdaştırılamaz, bağdaştırılmamalı.

İdeolojiler Birer Hastalıktır

Ben ideolojinin zehirli bir yılan gibi aramızda dolaştığına inanırım çünkü tüm -izm’lerin temelinde aslında bir çıkar içgüdüsü yatar. Ve bu çıkarların dillenmesini de bir parti ya da örgüt üstlenir, bu kirlilik içinde inanç konusunu serimlemek, başat aktör yapmak oldukça çirkin bir davranıştır. “Türkiye’de Deizmin Kökenleri” tüm ideolojilerin aslında deizm söyleminden vücut bulduğunu ileri sürüyor, yazar milliyetçilik, liberalizm, faşizm gibi ideolojilerin varlık sebebini deizme bağlıyor ve bunda da haklı gibi görünüyor.

Çıra Yayınlarından çıkan “Türkiye’de Deizmin Kökenleri”, bir yönüyle inanç felsefesine bir yönüyle de siyasi tarihe atıflarda bulunan belli bir kategoriye sokulması zor bir kitap. Okunması kolay ve akıcı bir dile sahip. Dini metinler ve din felsefesi ile uğraşanlar için ufuk açıcı olabilir ama yukarıda da belirttiğim gibi biraz daha hakkaniyetli bir yazım üslubuna ihtiyacı var gibi görünüyor. Bunun dışında bazı saptamalarıyla hem bazı dini grupları hem de bazı siyasi grupları rahatsız edecek söylemlere de sahip, cesur bir metin sayılabilir.

Can Murat Demir


Türkiye’de Deizmin Kökenleri
Yazar: Yusuf Yavuzyılmaz
Sayfa Sayısı: 184
Yayınevi: Çıra Yayınları

 

 

Notlar:
(1) Thomas Paine, Akıl Çağı, Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi, Türkiye İş Bankası Yayınları, 1.Baskı
(2) Maide Suresi, Ayet 8

POPÜLER BAŞLIKLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

DİĞER YAZILAR

REKLAM

OKU OKU OKU

Dört Öğenin Yapısı

Sıkıdır, kaskatıdır anaözün öğeleri, Yumuşak yapıdadır toprak, su, yol, od, Boşlukla karışmıştır bunların tümü de. Yumuşak değildir kurucu ilkeler, yoksa Nereden çıkardı demir, kaskatı çakıllar, Hangi güç kurmuş bunları? Nerde, bilinmez. Olmasa kurucu öğeler yoksun kalırdı özünden Anavarlık, kopardı gerçek kaynağından. Sağlamdır, dayanıklıdır, yalındır kurucu öğeler, Nesnelerin gerçek kurucuları, bağlıdır hepsi Özgün bağlarıyla bağlanınca birbirine sımsıkı Birçok etkin...

Din Felsefesi Notları

Hocam Merhabalar ben Murat, Din Felsefesi ile ilgili olarak bu mail adresinden sizinle yazışmayı istiyorum, resmi mail üstünden felsefe yapmak bana göre yanlış... Dün gece yaklaşık 2 saat süren okumalarımdan sonra, makalelerinizden aklıma yer eden bazı sorular mevcut: Mevlana'ya ait küçük bir alıntıyla başlayalım istiyorum; "Yaratılışın nedeni aşktır." Hocam ben...

Cioran Hakkında: Petre Tutea Röportajından Bir Bölüm

Aşağıdaki röportaj metni "Hayranlık Talimleri" adlı belgesel filmin ilk bölümünden alıntılanmıştır. Cioran'ın yakın arkadaşı Petre Tutea'nın Cioran gıyabında yaptığı röportajın girizgah metnidir. Kendim ve Emil Cioran ile ilgili röportajın dışında bir açıklama. Bir röportaj esnasında, derin düşünemezsiniz. Öyle hatırlıyorum ki, Newton'a, yer çekimi yasasını nasıl keşfettiğini sorduklarında bunu şöyle...

En İyi ve En İkonik Giriş Cümleleri

En kötü giriş cümlesi yarışmasının kazananları belli olurken, stylist.co.uk sitesi, kendilerine göre “en iyi ve en ikonik” giriş cümleleriyle başlayan eserleri seçti. “Bir kitabın okuyucuyu ilk cümleden itibaren etkilemesi gibisi yoktur. Okuyucunun okuduğu ilk cümle, kitabın giriş cümlesi, o kitabın satmasını, kapanış cümlesi ise yazarın daha fazla okuyucu...

Vikinglerin Kökeni

31-Ağustos tarihli yazımda Viking dili hakkında bilgi verdim ve bir kısa Viking yazısını 6 yıl önce yorumlamıştım. Yazıda geçen boynuz sözünün anlamını açıkladım. Gerçekten de içi boş olan yabani dağ keçisi boynuzu öttürüldüğünde çok uzak yerlere kadar sesi yayılırdı. Boynuz kadim Asya toplumlarında hem tanrılardan yardım istemek...

İyi Kitabı Kötü Kitaptan Ayırma Rehberi

Bir kitabı elinize aldığınızda onun hakkında bir değerlendirmede bulunmak kolay; zor olan, bu değerlendirmenin isabetli olması... Fakat Huffington Post'a göre bunu başarmak da imkansız değil. Öyleyse soralım: Bir kitabın kıymetini bilmeyi nasıl başarırız? Burada kastedilenin yemek kitabı veya kullanım kılavuzları olmadığını hatırlatarak, yardımcı olabilecek beş maddeyi sıralıyoruz: 1) Tarih...

Felsefe Ders Notları: Siyaset Felsefesi

Siyaset, Aristoteles’e göre “Yurttaşların, toplumu ilgilendiren işlerle ilgili olarak yaptığı her şeydir.” Siyaset felsefesi  siyasi yaşamı konu alan, özellikle de devletin özü, kaynağı ve değerinin ne olduğunu araştıran felsefe disiplinidir. Siyaset felsefesi, olması gerekeni ele alır; siyasi otoriteyi, bu otoritenin oluşumunu, kaynağını, gücünü nasıl sürdürdüğünü, siyasi otoriteyle birey arasındaki...

Sağlık Üstüne

İyi iken de hasta iken de canımın istediğini yapmışımdır her zaman. İçimden gelen isteklere büyük bir güvenim vardır. Acıyı acıyla gidermeyi sevmem. Hele insanı hastalıktan daha fazla rahatsız eden ilaçlardan nefret ederim. Karnımız ağrıyor diye kendinizi istiridye yemek keyfinden yoksun ettiniz mi, derdiniz birken iki olmuş demektir. Hastalıktan...

Sizler…

siz psychedelic partilerde kafaları kendileri gibi göt olan kızlar hippie takılan beyaz yakalı kodaman gerzekler ortamlarda yazdığınız palavralar midemi bulandırır onlara iyi bakın tek sebeplerinin aşağılık komplekslerinden dolayı sürekli tam olarak yaşayamadığı sahte hayatlarını anlatmaları olmasıdır siz patlayan neon ışıkları altında birbirlerini yalayan düşkün kızlar tarlabaşılı torbacılara bacaklarını aralayanlar bedenleriniz yalnızca arka sokaklarda karanlık...