Marcus Steinweg’in yeni kitabı “Tutarsızlıklar” karşımızda: okundu ve düşünüldü. Seriyi bozmadan aynı çizgide üretilmiş bir felsefe risalesi olarak görüyorum bu metni. Bir önceki kitap Aşikarlık Dehşeti: Sahte Kesinlikler ile gayet estetik metinler üreten yazar felsefenin uçsuz bucaksız macerasında tekrar bizleri konuk ediyor.

Giriş

“Felsefe ancak felsefenin eleştirisi olarak vardır.” Bu cümle bana göre “Tutarsızlıklar” adlı metnin en vurucu cümlelerinden biri hatta kitabın öz cümlesi de diyebilirim.

Felsefe, kavramların içinde gezinen fakat onlara değmeden onları tekrar ve tekrar “yaratıcı kaosun” içine iterek bir sınır-sızlık oluşturma gayreti/ faaliyetidir. Bu sınır çizme faaliyeti bir “var olanla sınırlı” olarak anlaşılmamalı. Felsefe her zaman kendi kendisine düşman bir tavırla kavramların içinden geçerek onları sürekli bir devinime tabii tutma amacındadır. Bu yüzdendir ki felsefenin tanımı da esnek ve eleştirel bir şekilde hudutsuzca şekillenir.

Felsefe kavram icatçısıdır, bir diğer ifadeyle felsefe ancak felsefenin eleştirisi olarak vardır.[1]

Felsefe ya da “Felsefeler”

Steinweg, kitabın tamamında felsefenin tanımları arasında oldukça şüpheci tavırlarla dolaşırken birçok filozofa da uğruyor, syf. 94’te yer alan Tanım maddesi altında oldukça ilginç bir söyleme dikkate çekiyor: Tekil olarak felsefe yoktur. Felsefeler vardır. Bu iki tümceyi birbirine bağlayarak neyi amaçladığını okuyucuya hissettirmek istiyor sanki. Bu bölümde felsefeler derken şundan bahsediyor: Steinweg’e göre felsefenin kendi tanımlamalarını sürekli yenilemesi ve eleştirmesi gerekmektedir. Buradan bakıldığında yaşayan tüm filozof ya da düşünce adamlarının lakırdıları felsefenin içeriğini ya da fiziğini değiştirmektedir. Bu da tek bir felsefenin değil felsefelerin yani çoğul olanın mümkün olduğunu bize gösteriyor ki yazar bu söyleminde oldukça haklı. Felsefenin tanımsız olması neden bu denli zor? Ona türlü vasıfları yüklememiz ve onu hantallaştırmamız ne derecede adil ve mantıklı? Kendini durmaksızın yenileyen ve yepyeni bir çehreyle sürekli değişen bir disiplin olması felsefeyi özgür kılar. Bu yüzden yazara sonuna kadar hak veriyorum; çok mantıklı bir tepki.

Bir şeyin bir kavramın içeriğini belirleyen o şeyin tanımlamasında gizlidir. Bu yüzden yazar,  sürekli olarak felsefenin tanımlamaları arasında gezinirken aslında okura, felsefenin tanımlanmasının ona en büyük haksızlık olduğunu sezdiriyor. Gerçekten de eleştirel ve özgür olan bir düşünme eyleminin sınırlarını çizmek büyük ahmaklık olmaz mı? Felsefe denilen şey sabitlenmiş tanımlamalar arasında yaşam bulamaz. Felsefeyi monopol bir düşünce hiyerarşisi içinde değerlendirmek düşüncenin kendisine edilmiş en büyük küfürdür. Hegemonik bir düzlemde ya da sınırları çizilmiş bir sistematik içinde felsefe(düşünce) tutunamaz, fakirleşir ve ölür.

Felsefe Tutarsız Olana Âşıktır

Steinweg bir önceki kitabı Aşikarlık Dehşeti: Sahte Kesinlikler’de yer alan pasajlarının bir devamı olan Tutarsızlıklar ile felsefenin ne olması gerektiği üzerine düşünmeye devam ediyor. Bunu yaparken geleneğini hiç bozmamış, kesintili de olsa sürekli şu telkini okuyucuya dikte ettiriyor: Felsefe bir kopuştur, bir ait olmama sevdasını güder, bir ayrılık vakti şarkısı gibi kavramlarla dans eder ve sonra kendi yoluna devam eder, çünkü düşünmeye devam edenler kalkış noktalarına asla geri dönmezler[2].

Tutarsızlıklar adı üzerinde felsefi faaliyetleri bir tutarsızlığa bağlayıp onun bir diğer niteliği olan eleştiriyi önceleyip düşünme eylemlerinin ve yazımının ne idüğünü ortaya koymaya çalışıyor. Bir yerde felsefenin soy-kütüğünü ortaya koymaya çalışıyor. Kısa pasajlardan oluşan Tutarsızlıklar, bir düşünce insanının hangi zorlu yollardan geçeceğini ve bu zor tercihlerde nasıl hareket etmesi gerektiğinin yollarını işaret ediyor. Steinweg, evren ve varoluşun kaynağını kutsal bir amaçta değil de hiçlikte(eleştirel olumlama ve sonzsuzlukta) arayarak aslında hilkatin teleolojik tarafının imkânsızlığını imliyor.

Düşünce planında “Belirsizlik” ve “Kesinliğin” aynı anda varolduğunu dile getiren Steinweg, tam ile eksik olanın hep aynı düzlemde yer aldığını belirtiyor. Bunu bazen varoluşlarda açılmış derin yarıklara benzetiyor. Bu söylemini her sayfada az çok dile getiren yazar içkinlikte açılan her yırtığın felsefenin gayretiyle mümkün(dile getirilebilir) olduğunu tekrar ediyor ve salık veriyor: Gerçeklik kendi kendini tamamlayan bir bütün oluşturmaz.[3]

Delilik ve Felsefi Yazma Üzerine

Felsefenin daha doğrusu “düşünme eyleminin” deliliğe uğraması oldukça yaygın bir görüştür. Zira düşünmenin sınırı yoktur, peki sonsuzlukla uğraş içinde olan bir eylemin hududunu ne belirler? Felsefi yazımı delilikle bağdaştıran Foucault’a selam duran Steinweg yazmanın da düşünme ile aynı kaderi paylaşabileceği ihtimali üzerinde duruyor.[4]

Deliliğin telaffuz edildiği yerde amansız bir sıçrama ve savrulma meydana gelir. Bunun nedenini ait olmama ve ontolojik geçirgenlikle açıklayan yazar, bu sayılan özelliklerin felsefi yazımda oldukça baskın olduğunu dile getiriyor. Sonuç olarak felsefi yazım dediğimiz şeyin kendi içinde de haliyle bir tutarsızlık ve çılgınlık barındırdığını ispatlıyor. Yazma ile düşünme kiplerinin aslında aynı mecrada vuku bulduğunu böylelikle ispatlamış oluyor.

Neden Okunmalı?

Tutarsızlıklar tıpkı bir önceki kitap Aşikarlık Dehşeti: Sahte Kesinlikler’de olduğu gibi felsefi bir refleksin ürünü. Steinweg bu metinde de aynı alışkanlıkları sürdürüyor. Sayfa 91’de de şunları naklederek kitabın asıl amacını özetliyor: Felsefe, tüm tutarsızlıklarıyla bizim gerçekliğimizi oluşturan tüm değerlikleri ve tutarlılıkları boğan bu yokluğun olumlanmasını gerektirir.[5]

Tutarsızlıklar sorgulamanın ve aşikâr olanın mahvedilmesini öngörüyor ve birçok atıfla Aşikarlık Dehşeti: Sahte Kesinlikler’i doğrular nitelikte. (…)Felsefenin aşikâr olanın karartılmasıdır[6] prensibinin hakimiyeti altında yazılmış oldukça öğretici ve düşünmeye sevk edici bir metin. Okurken Nietzsche, Spinoza, Foucault, Hegel, Derrida, Kant gibi birçok filozofa uğrayacak ve bu filozofların farklı yönlerden okumalarıyla karşılaşacaksınız. Bu anlamda felsefenin(daha doğrusu metafiziğin) filozoflarca nasıl evrilip çevrildiğini keşfedip düşünme olayının ne kadar tehlikeli olabileceğine de şahit olacaksınız.

 

Tutarsızlıklar
Yazar: Marcus Steinweg
Yayınevi : İthaki Yayınları
Sayfa Sayısı : 127
İlk Baskı Yılı : 2019
Baskı Sayısı : 1. Basım

 

 

Can Murat Demir

Dipnotlar

[1] Tutarsızlıklar; Marcus Steinweg, İthaki Yayınları, 2019

[2] Steinweg felsefeyi, bir kopuşun bir savrulmanın adresi olarak görse de bu tanımlamayı asla sabit bir adres olarak nitelendirmiyor. Ona göre felsefe(düşünenler) kavramlara tapınmayı değil onları kaosun biricikliğine ve olumsuzlamanın tepkiselliğine emanet edilmesi gereken bir şey. Konuyla ilgili syf.95’te şunları söylüyor: Felsefe kavramının içinde, eleştiri ve olumlama işbirliği yapar. (…)  Kendi bilgisini aşmayan bir felsefe, hiç te bir felsefe değildir.( a.g.e. syf.25)

[3] Yazar bu bölümde sanata atıfta bulunarak felsefe ve sanatı benzeştiriyor. Sanatın devrimci rolünü ve devingenliğini vurguluyor. a.g.e syf. 29

[4] Foucault, yazmanın delilikle birlikte çalıştığını şu sözleriyle açıklar: Yazı ile deliliğin benim gözümde neden iletişimde olduğunu ben de bilmiyorum (a.g.e syf. 44)

[5] Ontolojik Yoksunluk başlığı altında dile getirilen bu tanımlama oldukça cazip görünüyor. Kitabın tamamına selam duran bir yönü de var.

[6] Felsefe aşikârın ışığına direnmeyi gerektirir. a.g.e. syf. 90

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.