“Duygular Yada Ruh Halleri” Bir ‘Katarsis’ Felsefesi

Duygular ya da Ruh Halleri” Hakkında

Duygular ya da Ruh Halleri[1], ilk başlarda okumakta zorlandığım sıkıcı bir metin gibi görünse de, metin ilerledikçe Descartes’in satır aralarına gizlediği amacını farkettim: (kitap bittiğinde ön yargımdan dolayı kendimden utandım): Descartes öncülleri gibi —Antik Yunan filozoflarda olduğu üzere— erdemli, daha doğrusu dengeli bir yaşam öğretisini salık veriyor. Bunu yaparken ağdalı ya da edebi bir kaygı ile değil tam aksine oldukça bilimsel ve akademik bir üslup ile yazmış. Bu açıdan Duygular ya da Ruh Halleri ilk başlarda okumakta oldukça zorlandığım ve tat alamadığım bir kitap oldu. Çünkü ben felsefi bir metin de ister istemez ağdalı bir dili arzuluyorum ve bu bana daha cazip geliyor. Örneğin Cioran, Kerkegaard ya da Nietzsche okumaları yaptıysanız tam olarak neyi kastettiğimi daha iyi anlayabilirsiniz. Kitap bu anlamda biraz soğuk ve cansız geldi bana: Ruhun coşkulu dalgalanmalarını, duygusal (afektler) refleksiyonları bir okur olarak alamadım, bu beni biraz hayal kırıklığına uğrattı diyebilirim tabi bu benim şahsi düşüncem, bazı okurların bu akademik dil ilgisini çekebilir.

Yukarıda da bahsettiğim gibi Descartes bir bilim adamı ve bir şüpheci: “Onun tezi maddeci bir Panteizm’dir.”[2] Filozofun hayatına göz attığınızda uğraş alanının Doğa Bilimleri —hatta bir Matematikçi— olduğunu fark edersiniz (tıpkı ilk doğa bilimcilerin filozof sayıldığı gibi). Duygular ya da Ruh Halleri bu bilgiler ışığında okunmalı aksi takdirde felsefi (metafiziksel-kavramsal) derinlik arayanlar hayal kırıklığına uğrayabilir.

Duyguların Tasnifini Yapmak

2. Kitapta sınıflandırmaya başlayan Descartes, bu bölümde “Duyguların Sayısı, Sınıflanması ve Altı Temel Duygunun Açıklaması”nı yapıyor. (a.g.e. syf. 69) Bunu yaparken oldukça titiz davranmış: Keder ve sevinç hissinin yarattığı baygınlık durumu, kederden kaynaklanan yüz kızarıklığı, irkilmeden doğan fiziksel belirtileri izah ederken, bu duygu durumlarının neye yararlı olup neye zararlı olduklarını da açıklamış. “Duyguların bire bir ilacı erdeme yönelik çabadır”[3] diyen Descartes ruhun içinde filizlenen mutluluğa (kendini bilme ve duygusal anlamda yetme hazzı) dair bir saptama yapar ve ölçütü koyar: “…ruhumuz kendini mutlu edecek kaynağı daima kendinde bulundurduğu sürece, dışarıdan gelebilecek herhangi bir sıkıntı ruhumuza zarar verecek güçte olamaz”der. İşte bu prensip bizi “Tanrı’ya da benzer kılar…”[4] Bilgeliğin de başladığı yer burasıdır. Kısaca Descartes duyguları tasnif ediyor ve hemen akabinde onların tamamını akla bağlıyor.

“Duyguların meskeni kalp değildir.”[5]

Ruh mu Beden mi?

Descartes, şüpheciliği[6] sistematize etmiş bir filozof olarak bilinir; haliyle bu kitaptaki yazma serüvenini madde (nesneler) âlemine atıflarla şekillendirmiş. Benim hayal kırıklığımın kaynağı aslında bu tavır. Filozof, metin içinde sürekli olarak telaffuz ettiği ruh, beden, nesne ve zerre gibi kavramlardan beden kavramını galip gösteriyor. Bunu yapmasının nedeni tüm oluş ve bozuluşların kökeninde gördüğü ‘mekanik işleyiş.’ İşte bu cihetle Descartes var olanların var olanlarla etkileşimini çözümlüyor. Ruh ile beden arasındaki etkileşimde ise bütünlüğü sağlayan genelde beden olarak okuyucuya sunuluyor, bunu yaparken kısa bir anatomi dersi vermekten de çekinmemiş, mesela bir nesne hakkındaki duygulanımları, beyindeki birtakım kimyasal-elektriksel bazı tepkimelerle açıklıyor. Bu tutumu oldukça sıkıcı geldi bana (anatomi ya da biyolojiye giriş dersindeymiş gibi hissettim). Burada tipik maddeci argümanı destekler birtakım açıklamalar yapan Descartes, ruh denilen mefhumu tamamen dış dünyadaki nesnelere, şeylere bağlayarak, Rönesans-Aydınlanma düşüncesine selam veriyor bir yerde.[7]

Descartes, madde 48’de konuyla ilgili şunları aktarıyor: “…Çünkü hiç kuşku yok ki, en cesur ruhlara sahip insanlar, iradeleriyle Duygularını doğal bir şekilde yenebilen ve o duyguların beraberinde gelen bedensel uyarımları bastırabilen insanlardır.” (a.g.e. syf 63) —Bu tümce Katolik bir keşişin, ya da mistik bir filozofun ağzından çıkmış gibi göründüğünü biliyorum; zira Descartes akla göre (hakikate yönelik) yaşamanın imkanını, bedenin üzerindeki duyguların hakimiyetine son vermekte görüyor. Bunu devam eden sayfalarda görebiliyoruz, örneğin madde 49’da aynı meyanda görüşlerin sıralıyor: “Hakikatin bilgisinden uzaksa ruhun güçlü olmasının bir anlamı yoktur.” Bu iki alıntıdan anladığımız kadarıyla Descartes, nefis[8] terbiyesinden bahsediyor ve bedensel arzuların ‘kontrolsüz’ duygulardan kaynaklandığını ve bu duyguların bastırılması-dengelenmesi gerektiğini öğütlüyor.

Kendimizi Değerli Görmek ve ‘Alicenaplık’

“Hangi nedenden ötürü kendimizi değerli görürüz”[9] sorusunu yönelten Descartes bu madde altında insan değerinin ölçütünü koyarak ona bazı vasıflar atfediyor, bunlardan biri özgür irade diğeri ise duygular üstündeki hakimiyet. Burada aynı maddenin devamı olan Alicenaplık[10] başlığı ayrıca önemli çünkü bu başlık altında erdemli hayatın mümkünatını ve şartlarını sıralıyor. Descartes’e göre Alicenaplık, “kendinde olan her şeyin” idrakinde olmayı ve bu doğrultuda “kişinin değeri”ni “özgür irade”siyle belirlemesini işaret eden kendine has bir duygu durumunu anlatıyor. Bu madde çok önemli zira Descartes maddenin devamındaki başlığı Tevazu başlığıyla ilintiye sokmuş. Bu his kişinin kendi üzerinden yola çıkarak Öteki’nin duygularına saygı duymayı ve onu küçümsememesini konu edinir. Buradan hareketle Alicenaplık ile bazı duygu savaşımlarından kurtuluşun mümkün olduğunun altını çizen Descartes çekememezlik, kıskançlık gibi ruh durumlarınından kurtuluşun da yine Alicenaplık sayesinde mümkün olduğunu dile getiriyor. Metinde oldukça geniş yer tutan Alicenaplık başlığı bu sayede insan için bir kurtuluş reçetesi halini alıyor. Alicenaplık sayesinde kişi erdemlerinin farkındadır ve bu farkındalık sayesinde Ötekine saygı duyması kaçınılmaz hale gelmektedir. Öfkesiz ve nefretsiz bir hayat için Alicenaplık başat bir rol oynamaktadır.

Neden Okunmalı?

Alfa Felsefe serisinden çıkan Duygular ya da Ruh Halleri bir ruh arındırma metodunu sunan yani katarsis[11] konusuna yoğunlaşmış bir kitap aslında. Ruhun terbiyesi, duyguların kontrol altına alınması tarafında çözüm önerileriyle bir felsefi yazından çok kişisel gelişim argümanlarıyla beslenmiş bir üsluba sahip. Oldukça sade ve okunabilirliği kolay. İnsanın hakikat yolunda nasıl ilerleyebileceğinin ipuçlarını oldukça bol örneklerle okuyucunun hizmetine sunmayı başarıyor. Duyguların hiyerarşik yapısını soruşturan Descartes bunu yaparken, iyikötü duygu ayrımından yola çıkarak insan tekamülünün seyrindeki engelleri ve kurtuluş reçetelerini sunmuş. Metinde ilerlerken, —Cizvit eğitimi almış olmasıyla da alakalı olarak— Descartes bir filozof gibi değil de bir keşiş gibi görünebilir okuyucuya. Bu bir handikap gibi görünse de entelektüel bir okuyucunun gözünde metnin değerini düşürmüyor.

Ruhun yetkinliğinin önündeki engelleri bir bir belirleyip kader kıskacındaki bireye kurtuluş yollarını öğütleyen bir kitap.

Herkese iyi okumalar.

Can Murat Demir

 

[1] Descartes, Duygular Yada Ruh Halleri, Çev. Çiğdem Dürüşken, Alfa Yayınları 2017
[2] Cemil Sena, Filozoflar Ansiklopedisi, Cilt 1, Mayıs 1974; Descartes maddesi
[3] Descartes, Duygular Yada Ruh Halleri, Çev. Çiğdem Dürüşken, Alfa Yayınları 2017
[4] a.g.e. syf.147.
[5] a.g.e. syf.49.
[6] “Cogito ergo sum”, “Düşünüyorum öyleyse varım”- cümlesinin arka planında, filozofun şüpheciliği ve olan tüm ‘şeyler’in ardında ‘düşünmek’ eyleminin belirleyiciliği yatar. Descartes, kemikleşmiş düşünceler dışında her şeye şüpheyle bakılmasını arzu ediyordu.
[7] Birtakım ruh reaksiyonlarının (utanma, yüz kızarması vs.) merkezini kalp değil de beyin olarak belirlemesi buna iyi bir örnek).
[8] Tasavvuf öğretisinin ana konusu olan nefs terbiyesi
[9] a.g.e. syf.147
[10] Descartes için en önemli duygulanımlardan biri. Kitapta bu madde altında ‘özgür irade’yi ve ‘tevazu’ yu tartışıyor, örneklendirmiş.
[11] Yunanca: Κάθαρσις olarak da bilinen Katarsis, Aristoteles’in Poetica adlı yapıtından alınmış bir sözcüktür. ‘Ruhsal Arınma’ anlamında kullandım.

POPÜLER BAŞLIKLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

DİĞER YAZILAR

REKLAM

OKU OKU OKU

İnsanın Kararsızlığı

İnsanların davranışları üzerinde düşünce yürütmek isteyenler, bu davranışları birbirine uydurmakta, hepsini bir kalıba sokmakta çektikleri zorluğu hiçbir yerde çekmezler çünkü bu davranışlar çok zaman birbirine öyle aykırıdır ki aynı tezgahtan bu kadar çeşitli kumaş çıkması insana olanaksız gelir. Acımazlığın simgesi olan Neron'a; sarayın geleceği üzerine bir idam...

İçdeney

"Gece aynı zamanda bir güneştir." Nietzsche’nin “Şen Bilgi” için söylediği şu sözleri kitabım için söylemeyi ne kadar isterdim: “İçinde derinlik ve neşenin sevecenlikle el ele tutuşmadığı hemen hemen hiçbir tümce yoktur!” Nietzsche “Ecce Homo”da şunları yazıyor: “Kimseye onun üzerinde kolaylıkla haklar tanımadığımız için ona kimseyi inandırmak istemediğimiz, olağanüstü,...

Hakikat Bağlamında Marifet ve İman İlişkisi

“Hakikat Nedir?” sorusu kadim bir soru ve oldukça kapsamlı bir çalışma alanına tekabül eder. İnsanlık tarihi boyunca birçok yönden ele alınmış bu kritik soru, kâh felsefenin kâh teolojinin yoğun mesaisine girmiş meşhur bir sorunsalı da ihtiva eder. Malum soru birçok ekol tarafından da tartışılmıştır: örneğin felsefe, kelam...

Eski Fotoğraflardaki Acı

Terkedilmiş izbe bir evi, bir açık hava müzesini, ya da kimsesiz bir mezarlığı ziyaret ettiğinizde, uzaklara dalmanızın tek bir nedeni vardır: "YAŞANMIŞLIK" Yaşanmışlık, en doğal acı makinesidir. Anılar bu yüzden acıtır, her anı da bu acıya davet eder. Bu yüzden acı her yerdedir, insanın olduğu her mecra acıyı...

35 Saniye

başarısızlıklar. birbiri ardına. bir ördekgöleti dolusu başarısızlık. sağ kolum ta omuzbaşıma kadar ağrımakta aynen hipodromdaki gibi. bara yanaşırsın gözlerin korkudan yuvalarından fırlamış ve dikip bitirirsin: bar bacaklar kıçlar duvarlar tavan program at pisliği yaşanacak yalnızca 35 saniyen kaldığını bilirsin ve bütün kırmızı ağızlar öpmek ister seni, bütün elbiseler yukarı sıyrılıp bacak göstermek ister sana, borular ve senfoniler misali savaş misali savaş savaş misali sonra barmen uzanır ve der ki duyduğuma göre bir sonraki yarışta 6'yı sokacaklarmış. sen...

Yeşilçam mı, Hollywood mu?

Artık sinema tat vermiyor. Fazlaca film izleyen biri olarak Hollywood' un son durumunun içler acısı olduğunu düşünüyorum. Kendi kendini tekrar eden yapısıyla ve klişeleriyle Hollywood, kulağımıza klasiklere dönmemiz gerektiğini fısıldıyor. "Ne varsa eski filmlerde var." dedirten Hollywood' un bu hali gerçekten sıkıcı olmaya başladı. Eskiden gerek televizyonda olsun...

Bir Sanat Olarak Resim Hakkında

Doğanın öz kızı olduğundan ve tüm duyuların en asilini kullandığından, resmin temel sanatlar dışında tutulduğu için şikâyet etmeye elbette hakkı vardır. Ey yazarlar, onu temel sanatlara dahil etmemek bir hataydı, çünkü sadece doğanın işleriyle uğraşmakla kalmaz, doğanın asla yaratmadığı sonsuz sayıda şeye de uzanır... Yazarlar resim yapmanın ilmi...

‘Evlilik Dışı İlişkileri Özendiren’ Dergi Kapandı

Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu'nun, "18 yaşından küçükler için zararlı ve evlilik dışı ilişkileri özendiriyor" dediği aylık mizah dergisi Harakiri kurulun verdiği para cezası sonrası yayın hayatına son verdi. Aralarında Can Barslan, Behiç Pek, Serhat Gürpınar, Kutlukhan Perker, Atilla Atalay gibi yazar ve çizerlerin bulunduğu aylık mizah dergisi...

Yitik Tanrı

Yitik hayaller ve bir mezardır her şeyin açıklaması… Hayat denilen şey bir yalandır çoğu kez. Düşün ve taşın sonuç hep aynıdır; “Hiç…” Bazen düşünmek bile yetmez. Sadece fotoğraf vardır ve siz ve ölüm… Sizce bir fotoğraf ne kadar gerçektir? Ya da “o an” ne kadar sizindir? Açık konuşarak şunu söylemeliyim...