“Kitap Nasıl Okunur” Sorusu Üzerine Birkaç Öneri

Öncelikle burada şahsi kitap okuma seyrim hakkında bilgi vereceğimi söylemeliyim. Zira benim okuma trafiğim bir kitap kurdunun değil daha çok akademik anlamda (belli bir alana ya da literatüre yönelik) okuma yapanların ilgisini çekecektir. Şunu da eklemeliyim ki benim okumaya dair önerdiğim metot “gerçek okuma” diye adlandırdığım yöntemdir. Bunu neden söylüyorum çünkü kitap okuma ve kitap çalışma farklı iki merhaledir. Bazısı vardır ayda 10 kitap okur ve bir kitap kurdu olarak tanıtır kendisini,  kimisi de yılda bir kitap okur ama bilgisi ve görgüsü diğer okura göre kat be kat fazladır. Hangisi daha verimlidir siz seçin.

Kitap okurken kesinlikle dolma ya da tükenmez kalem kullanılmaz. Odunsu birlikteliği bütünlüğü bozmamak önemli

Kitap Okuma Üzerine

Okuma, bir metnin -ki burada kurgu metinlerden bahsediyoruz- kaliteli zaman geçirme amacı güdülerek yapılan okumalardır. Bu aşamada okuyucu keyifli vakit geçirir, metnin sadece yüzeysel anlamda entelektüel bir katkısıyla kendisini tatmin eder. Hikâye kahramanlarının psikolojilerine bürünür, bazen hüzünlenir, bazen öfkelenir. Okuyucu bu okuma seyrinde dünyaya ya da insana dair çok fazla tefekkür şansı bulamaz, kestirmeden gider; kısaca genel kültür edinme yolunu tercih eder. Zaten kurgu metinlerin de amacı budur. Size anlık olarak hoş bir duygu verir. Bu hoşnutluk hayal gücüyle serpilir ve sizi anlık olarak zaman-mekân algısından azade eder. Edebi olanın birincil amacı budur. Şahsen, içinde psikolojik birtakım argümanların ya da felsefi kaygıların olmadığı bu eserlerden olabildiğince uzak durmaya çalışıyorum. Şimdi gelelim asıl okuma faaliyetine…

Kitap Nasıl Çalışılır?

Çalışmak, bir diğer yönüyle şöyle tanımlanabilir: Metnin yan okumalarını, metnin içinde yer alan kelimelerin/kavramların etimolojik kökenlerini, metnin yazıldığı dönemin tarihi ve politik ahvalini irdeleyerek diğer disiplinlerle karşılaştırmalı bir okuma seyri gerçekleştirmek. Örneğin şu an okuma planımda olan ve oldukça kapsamlı bir eser olan Mimesis[1] adlı metni yaklaşık 3 farklı yan kaynak ve bazı kutsal metinlerin çevirileriyle destekleyerek okuyorum.

İşte asıl okuma faaliyeti buradan itibaren başlar. Kişinin belirlenmiş bir ilgi alanı vardır. Bu alanla geçmişte bir hesaplaşması bir derdi vardır. Bu kişi önüne çıkan her kitabı değil, bedelini ödediği, düşüncesiyle ve eylemleriyle kendisini tekrar tekrar türettiği/devşirdiği kitapları, metinleri, makaleleri seçip eleyip okumaya gayret eder. Her kitap çalışması okura başka bir kaynağı ya da düzlemi işaret eder ve “okuma sonsuzluğu[2]” dediğim sonsuz döngüye girerek kendisini sürekli devindirir. Bu anlamda her kitap bir değişimin bir dönüşümün mabedi gibidir. Sizi düşünmeye sevk etmeyen, sizi zorlamayan, sizi araştırmaya teşvik etmeyen bir kitap sadece zaman kaybıdır. Yusuf Kaplan’ın tabiri ile: Mesele okumak değil, kelimeleri ruha dönüştürmek.[3]

Peki, kelimeler ruha nasıl dönüşecek? Bunu ancak metnin ruhuna girerek onu parçalayarak yeniden okumaya hazır hale getirerek mümkün kılabiliriz. Okunan metnin ruhunu anlamak şu aşamaları kapsar:

  1. Metnin önemli görünen yerlerinin altını çizmek,
  2. Önemli anahtar kelimeleri işaretlemek,
  3. Sayfa üstlerine ya da boşluklara kısa özetler çıkarmak,
  4. Kitap bittiğinde tüm bu anektodlardan bir kitap özeti çıkarmak.

4 aşamada metnin ruhunu(özünü) gözler önüne seriyoruz. Çıkardığımız kısa özet sayesinde zihnimizdeki tüm gereksiz bilgileri çöpe atıp bizim için gerekli olanları kabul ediyor ve perçinliyoruz. Unutulmamalıdır ki Yusuf Kaplan’ın ifadesiyle okuma bir temizlik işlemidir. Böylece kitap okuma seyrimiz “kitabı çalışma” olarak değişecektir. Ben bu aşamaya “metni parçalama” ya da “özüne inme” olarak tabir ediyorum. “Kitap Okuma” dan farklı bir ruhu olan bu metot tam bir öğrenme sürecini de işaret etmektedir.

“Metni okumak” entelektüel bir tavrın sonucu olarak görülebilir. “Metni çalışmak” ise başlı başına soylu ve bilgece bir davranıştır. Zira metnin “ruhuna sızmak” bir süzgeçleme vazifesini de beraberinde getirdiğinden sizi birçok gereksiz bilgi hamallığından (zaman kaybından) da kurtaracaktır. Bir bilgi cehenneminde yaşıyoruz: Bilgiye ulaşmak çok kolay değil mi? Ama hangi bilgi bu? Ruhtan yoksun ve zahmetsiz…

Peki, bu süreçte (metni çalıştığınızda) siz neler kazanacaksınız?

  1. Estetik bir hayat ve düşünüş şekline kavuşacak,
  2. Kendinize ait bir hayat görüşünü tecrübe edip olgunlaştıracak,
  3. Ve son olarak da hem edebi hem de felsefi bir tavır/derinlik kazanacaksınız.

Okuyun ancak zamanı verimli kullanarak, kendinize bir gaye koyarak, felsefi/bilimsel birtakım çıkarımlar üzerinde yoğunlaşarak, ihtisaslaşarak, okuduğunuz şeyin ruhuna nüfuz ederek… Bırakın kitap sizi dönüştürsün, geliştirsin… Böylece göreceksiniz ki “okuma” ve “çalışma” çok farklı iki metottur.

Can Murat Demir

[1] İthaki Yayınlarından çıkan “Mimesis Batı Edebiyatında Gerçekliğin Tasviri” Erich Auerbach’ın 1942-1945 arasında kaleme aldığı, edebiyat eleştirisinin bugün hâlâ tartışılabilen eseri.

[2] Bahsi geçen kavram okuma eyleminin süreklilik arz etmesi ve belli bir konuda okuma yapıp uzmanlaşmak isteyen okura sonsuz kaynakların açılması anlamında kullanılmıştır. Okuma eylemi bilginin sonsuzluğuyla ilintilidir. Zira her okuma başka bir okumanın kapısını açmalıdır. Bu süreç sonsuzca ölene kadar okuru kitaba bağlar.

[3] Yusuf Kaplan’dan Öncü Kuşak İçin Okuma Listesi; www.dusuncemektebi.com

POPÜLER BAŞLIKLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

DİĞER YAZILAR

REKLAM

OKU OKU OKU

Artık Kendime Özen Göstermek İstiyorum!

Sevgili İlke; Biliyorsun ki düşünceler hızla değişebilir. Hatta zamandan ve insandan bağımsız olarak değişen birçok düşünce vardır. Bunları seninle defalarca tartıştık, zira her ne kadar kısır gibi görünen bu tartışmalarımızdan sonuç alamasak ta, artık kendi üzerime düşeni ivedilikle yerine getirmeliyim. Tartışmalarımızın ana fikrini oluşturan "insanlar arasına karışma" önerini tekrar...

Çocuk Hastalıkları ve Ölümleri

Şuurları dünyada henüz gelişmeden kısa bir süre ikametten sonra dünyayı terk eden veya sakatlıklar içinde kıvranan çocuklara sık sık rastlanır. Söylendiği ve bilindiği gibi dünyaya gelmekten amaç birtakım ıstıraplı deneyimler geçirmek ve bu şekilde yükselmek ise henüz bu deneyimleri kavrama çağına girmeden ölmenin veya ıstıraplar içinde kıvranmanın...

Dünya Felsefe Günü Etkinlikleri Başladı

Her yıl kasım ayının üçüncü perşembe günü kutlanan Dünya Felsefe Günü, Aktif Felsefe şubelerinde çeşitli etkinliklerle kutlanacak. Aktiffelsefe’den yapılan açıklamada, felsefenin önemine dikkat çekildi. Açıklamada, birçok etkinliğin hazırlandığına yer verilirken, "Bizi birleştiren şeyler ayıranlardan daha fazla, diyor İskenderiyeli Hypatia. Günümüzde sık sık hatırlamaya ihtiyaç duyacağımız bu kelimeler bizi...

Max Scheler ve Hiç

Max Scheler (1874-1928), insanın düşüşten kurtuluşunu birincisi dogmayla ikincisi tinle aşılabileceğini ileri sürer. Şöyle der: hiççiliğin aşılması aşamasında tanrılar yaratılır. Scheler, tanrıların karşısına tini çıkarır. Ama tine inanmaz, tinle insanlaşmayı benimser. İnsanlaşma tinin kuracağı yüceltmeyle (Sublimierung) olur: (aşağı) içgüdülerin kültürleşmesiyle. Ancak Scheler, insanlaşmakla yetinmez: yüceltmeyle insanin Tanrılaşmasını (bu...

Bokun Sosyolojisi

"Oturmadan önce götünüzden izin isteyin." Augustinus: "Dışkı ile idrar arasında doğarız." Böylece yaşamımız boyunca kendi excretalarımızla (ifrazatlarımızla) bir mücadeleye gireriz. Excretalar kültürel anlayışımızı, duruşumuzu, kişiliğimizi, toplumsal yaşayış tarzımızı, bireysel üslubumuzu, sağlık ve güzellik anlayışımızı, dürüstlük ve sahi olma hallerimizi, mizah ve sanatsal yaratımımızı etkiler ve biçimlendirir. Doğa...

Aceleci İnsanların Hayata Dair Söyleyecekleri Var!

Bir ara sevişmeyi denediler, olmadı; yaptıkları her eylem, aceleciliğin vermiş olduğu o zorlayıcı özgürlük duygusundan kıvranıyordu. Yapamıyorum, yoruldum artık, sen yorulmadın mı? Hayır, yorulmadım, yorulmamalıyız, bizim benzerlerimiz hiçbir yere ait olmadan, yerleşik bir duygusallıktan uzak yaşamalı. Unutma, bu otel odası fikri de sana aitti, her ikimizin de...

Dünyanın En Çok Kazanan Yazarı Kim?

Forbes dergisinin "Dünyanın En Çok Kazanan Yazarları" listesi yayımlandı. Romanları, film hakları, televizyon ve diğer gelirleri temel alınarak yapılan değerlendirmeye göre, 1 Haziran 2009- 1 Haziran 2010 döneminde, en fazla kazanan yazar, iki yıl önce ikinci sırada yer alan gerilim romanları yazarı James Patterson oldu. Peterson, 70 milyon dolarla...

Bayram Tebriği

1965 senesiydi. İşe gireli henüz iki hafta olmuştu. Bir genel müdürlükte, özel kalem müdürünün yardımcısıydım. Bayrama on gün kala, müdürüm hastalandı ve rapor aldı. Ertesi gün, genel müdür, beni odasına çağırdı. +Buyurun efendim. -Tebrik kartları hazır mı evladım? +Hangi tebrik kartları efendim? -Eyvahlar olsun, Şükrü sana söylemedi mi? Bayram geldi, tebrik...

Tanrısal Yaratma Yoktur

Tanrısal bir yönetimin sonucudur diyor nesnel, Özdeksel varlığı benimseyen, öne sürenler, Kişilere uygun mevsimlerin, değişmesini, yemişlerin Oluşumunu, öteki nesnelerin düzenlenmesini, Yaşamı yöneten Venüs'ün tanrısal sevgiyi göstermek İçin kişileri uyardığını, kişi soyunun esenliği Uğruna yeni kuşakların doğmasını sağladığını Sevgiye yol açtığını, yaltaklanmayı, sevişmeyi Önerdiğini söylüyorlar, hepsinin tanrısal Olduğunu savunuyorlar, insanlar ayrılmış doğrudan, Yanılmış, sapmış görünüyorlar. Bilmesem ben de Kurucu...