” Tanrım, nasıl katlanacağım? ” dedi kadın.

Bu kadar şeyi göğüslenebileceğini zannederken canının acısından ölebilecek dereceye geleceğini sanmıyordu. Bu kadar ağır bir darbe beklemiyordu hayattan. Hayat ikinci kez vermişti bu acıyı ona. İkisinin de birbirinden farkı yoktu. Adama döndü ; “Seni gerçekten affettim hemde tüm kalbimle!” dedi. İçi biraz olsun rahatlamıştı. Adamın, onu ne kadar çok sevdiğini anlamasını istiyordu. Adam anladı mı bilemiyordu. Bildiği tek şey onunla her şeye katlanabileceğiydi. Onsuz tek bir sevap bile işlemek istemiyordu. Her gece Tanrıdan onu daha çok istiyordu. Çok istiyordu fakat adam farkında olmadan öldürdü kadını. İkinci kez. Aynı şekilde, aynı sonuçla. Daha yeni yeni eski acısını unutan kadın tekrar sızladı. Sarhoşluk bu kadar mı kötüydü? İki aşıktan birini öldüresiye acıtacak kadar kötü olabilir miydi?

Peki ya aşk…

Adamı affettirmişti kadının gözünde ama kadın kendisini affedebilecek miydi? Aşk bunu başarabilecek miydi? Adam kadını aşkla tedavi edebilecek miydi? “Lütfen bugün de ağlama, lütfen yapma..” dedi adam kadının gözlerinin içine bir çocuk masumluğunda bakarak.. Kadın ‘evet’ dese bile, kendini inandıramıyordu. Ağlamayı seanslı hale getirip her gece ağlamaya başladı.. Kadın katlanırken onca şeye adam kadının her gece ağlamasına dayanabilecek miydi? Kadının günden güne gözleri önünde çökmesine nasıl dayanırdı? Aşk buna izin verir miydi?

Ya Tanrı?

Acıyabilir miydi kadına? Yoksa küçük kalbinin büyük acılarla sızlarken daha fazla kırılmasını izler miydi? “Dayan” dedi kadın kendi kendine. “Bir kere daha oldu, zor olsa da unutuyordun, bunu da unutacaksın. Hem bunun en iyi yanı yazabileceksin” diye düşündü.. Artık Tanrı bile yardım edemezdi onun gözünde.. Yediği ikinci darbe iki kişilikti, ilki gibi.

Düşündü kadın.. Bu kadar benzeyebilirdi ancak iki ölüm birbirine. İlkinde iki sevdiği arkadaşıydı ona ölümü yaşatan.. Hemde pişman bile olmuştu suçsuz olduğu halde.. İkincisinin de pek bir farkı yoktu. Yine bir kadın ve adamdan gelmişti ölüm. Bu sefer daha büyüğü,adam öylesine bir adam değildi. ‘O’ydu. Asla sıradan olamazdı. O adamı ilk gördüğünden beri sıradan biri olamazdı. Herhangi bir zaman aralığında da ona ait olduğunu biliyordu kadın. Buna göre yaşıyordu.

Buna göre yaşıyordu kadın öldüğünden habersiz.

Kaç kere bilinmez ama bir çok bıçak darbesi yemişti. Bunu umursamıyordu, o acıları kaldırabilirdi, sevgisiyle -ki başardı. Ama bu sefer kalbine saplamışlardı bıçağı. Düşüncelerle boğuşurken başka bir düşünceye geçti. Bir adam ve bir kadındılar. Bir adam! Sevdiği bir adam. Bıçağı bilerken kadında ellerini bağlamıştı kurbanın. Çok zevkli olacaktı onlar için. Sarhoştular, eğleniyorlardı, farkında değildiler bir cinayet işlediklerinin. Kurban da sarhoştu. Sevdiği adamı izliyordu. Tek kelime etmedi. O an sadece dokunmak istedi o çok sevdiği adama. Yapamazdı, elleri bağlıydı. Kahkahalar atıyorlardı.. Kurban son kez gözlerine baktı sevdiği adamın. Öleceğinden hala habersiz, sevgiyle. Kadının “onun orada ne yaptığını bilmiyorsun, öldürelim şunu” demesiyle, adam kendisini seven kadını öldürmüştü.

Sonrasında o ölü kadına tekrar aşık olabileceğini unutup, saplamıştı kalbine bıçağı.

Kadın bunları düşünüyordu. Her sabah yattığında intikamını o kadından nasıl alabileceğini düşündü. Bir çok ince ayrıntısıyla birlikte çokça plan kurdu. Sonra kadını Tanrıya bırakıp her gün, her sabah usanmadan aşkına yumdu gözlerini.. Gece olacakları düşündü uyanık olduğu saatlerde,artık sıradanlaşmıştı. Sabah yatıp öğlen kalkıyordu, her gece ağlıyordu, uyumadığı saatler de ağladığı dönemler çoğaldı, o adamla birlikteyken başka bir şeyi görmüyordu. Ama aniden aklına ölümü geliyor, yine gözleri doluyordu. Belli etmek istemedi adama bunu hiç bir zaman. Adama göre kadın çok güçlüydü.. Belli edemezdi kadın.. Katilini gördü. Çok daha fazla yandı canı. Karşısında hem katili hem sevdiği adam, arkasında o kadın.. O katil kadın. Adama daha çok sarıldı kadın. Son darbeyi kalbine yapmışlardı ama o adama olan aşkı hiç bir zaman bitmedi. Katil kadına istediğini vermeyecekti. Üzüldüğünü göstermeyecekti, öldüğünü belli etmeyecekti..

Ölme sırası katil kadındaydı.

Mine Saka

1994 yılının soğuk bir Şubat günü, İstanbul’da doğdum. Yalova Üniversitesi Turizm ve Otel İşletmeciliği mezunuyum. Eskişehir Anadolu Üniversitesi Konaklama İşletmeciliği lisans öğrencisiyim. Okumaya ve yazmaya tutkum çok küçük yaşlarda başladı. Yazı yazmak benim için özgürlüğün soyut boyuttan somuta boyuta geçişidir. Az konuşan çok yazan, gezelim – görelimci , hızlı karar veren, halinden memnun, çok Beşiktaşlı, biraz ağzı bozuk, biraz kırgın, en çok hırçın, biraz da Mine işte.

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.