Ruh ve Vicdan Üzerine

İnsan ruhu değerlidir. İşlenmemiş bir elmas gibi hayat boyu parıldar, durur. Eğer bu çağrıyı fark etmezsen, o sadece toprağın altında parlayan bir maden olarak kalacaktır.

Ruh…İnsanlığın yaratmış olduğu bütün pisliğe rağmen… temiz tutabilirsin onu. O, hep senindir zira hür vicdanının hizmetine vermeli ve zinde tutmalısın onu. Bunu yaparken  tek bir şeye ihtiyacın olacak: “Vicdan”. Vicdan, bir filtredir  ruhun yegane filtresi… Vicdan, ruhun damıtıldığı bir merkez gibi çalışır ve hayatın yönlendirilmesinde başat rol oynar. Arınmamızı ve değer yargılarının yerleşmesini sağlar. Vicdan, arınmanın (*Katarsis) başlangıcıdır.

*Katarsis: Arınma anlamına gelen Yunanca bir kelimedir, ruhun bütün bunalımlarından, gündelik hayatın öfkesinden kurtulmayı simgeler. Aristo ve Platon bu kavramı içselleştiren filozoflardandır.  Aristo’nun “Poetika” ve Platon’un “Devlet” adlı eserlerde “Katarsis” kavramına sık sık rastlanır. Kavram, adı geçen eserlerde, astral bir seyahatin sonunda ruhun saflaşması olarak da betimlenmiştir.

Vicdan ve ruh anlamlı bir ironidir. İradi olarak vicdanı seçmezsen, ruhunu da kaybedersin. Bu böyledir. Vicdansız bir ruh sadece maddiyata ve çıkarlara hizmet ederken, vicdana göre şekillenen bir ruh asilleşir ve yükselir. Tepeden bakan ruhların gizli hazinesi  her zaman vicdan olmuştur.

Vicdan, tanrısallığa giden yolda rehberdir.

Vicdansız ruh, erdemden ve doğruluktan bihaberdir. O, sadece kendisini ve sıradanlığının vermiş olduğu küçük hayallerini, düşük beklentilerini dikkate alır.  Vicdanın krallığında var olan ruh, sadece bir hizmetkardır, etin krallığında ise tam tersi vuku bulur, bu durumda vicdan beyhudedir. Ruh ise iştahlı bir devdir.

Vicdan bir bekçidir, karanlığın içinde dikilen, beyazlar içinde bir bekçi…

Peki vicdan nasıl özgür olur? Ya da vicdan nasıl rehber edinilir? Doğuştan gelen bir şeymiş gibi görünse de vicdan kendi içinde bir fenomendir ve geliştirilmesinde insan seçimleri önemli yer tutar. Hayat acımasızdır ve ona verdiğiniz cevaplar vicdana göre şekillenir. Bu şu demektir;

Hayatta nelere önem verdiğiniz, vicdanınızın ve ruhunuz ile ilgilidir. Eğer vicdanınız sıradan değer yargılarına göre şekillendiyse bu durumda maddi dünyanın gücü altına girip, yaşayan bir ölü olursunuz. Vicdan böyle bir kısır döngüye girdiğinde özgürleşemez, vicdan ancak adil bir ruhun gölgesinde yeşerebilir. Vicdan daha doğrusu özgür vicdan böyle şekillenir, seçimler ve değer yargıları da bu sürece eşlik eder. Seçimler, soylu bir ruhun belirlenmesinde önemli rol oynar, neyi seçtiğiniz, ne olduğunuzla alakalıdır.

Özgür vicdan derken işin özünde hep insan var, güçlü, düşünebilen, sezgisel bir zekaya sahip insan… Kısaca, vicdanlı olabilmek  için çalışmak ve emek sarf etmek gereklidir. Vicdan, sahte gerçeklerle örülü bir dünya da saflığın peşinden koşmaktır, hiç vazgeçmeden bu tavrından ödün vermemektir. Adil olmak bunlardan sadece biridir ve kesinlikle onurlu bir insanın tek şartıdır. Buradan hareketle vicdan kavramının diğer karşılığı “adil olmak”tır diyebiliriz.

Vicdan ve insan birlikteliği işte bu metafizikten doğar. O, bir seçimdir, tarafsız ve adil olma ile ilintilidir. Ruhun yüceliğini ispatlayan yegane şeydir.

Can Murat Demir

POPÜLER BAŞLIKLAR

2 YORUMLAR

  1. Burada izniniz olursa bi okuyucusu ya da geçmişte okumuşu bakınmışı olarak internette Kasyopya Deneyi olarak sunumlanan verilerden alıntılar ve yorumlar sunmak istiyorum; (tırnak ” içindeki bölümler)

    “Ruh bilinçliliktir. nokta” – Kasyopya Deneyi;
    “Yüksek ruhsal saflığa ulaşın” – Kasyopya Deneyi
    “Ruhu iyileştir, ruhun yaralarını iyileştir, Önemli olan beden değil ruhtur”- Kasyopya Deneyi

    Vicdan yeryüzünde dolaşan bi kelime bi soyut belki, Sokrates’in tanrısal sesi, Vicdan, Vicdan büyük bi kelime;


    Kasyopya Deneyinden; Özne olarka S_ye verilen yanıt ya da rehberlik;

    “Değişmeyi öğrenin. S___ önceki ilişkilerini ortaya koymalı. Karmasını temizlemek için açılmalı ve kendine ve diğerlerine karşı dürüst olmalı. Ruhunu araştırmalı.”

    Başka bir alıntı daha yapmak istiyorum izninizle; internette karşılaşmıştım;
    ‘Herkes her şeyden sorumlu; en çok da ben!’ dememiş miydi İvan Karamazov? Yeryüzünde bir bellek ya da vicdan olup dolaşmaktan, bir lanet gibi gece uykularını kaçırmaktan daha anlamlı ne olabilirdi bu hayatta?

  2. nasıl yapalım bu katarsisi?Reıkıcıler gıbı mı?bunu ancak ruyada yapabılıyorum ama yıne ruhumdakı angst ve karanlık,kırlenme gıtmıyor..bu Arıstoyla sızın ıddıanız herhalde bana hıc saflasabılır gıbı gelmıyor,ruh zıhınden ayrı nasıl temızlenır,onu kırleten karamsarlıgı sıkıntıyı ruha veren zıhın?
    zıhnı temızlemek mı dıyosunuz?

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Önceki İçerikGezi Parkı: Çözüm Önerisi
Sonraki İçerikYol Hikayesi

DİĞER YAZILAR

REKLAM

OKU OKU OKU

Leyla ile Mecnun: Masalsı Bir Acının Dillenişi

Leyla ile Mecnun, sadece bir dizi senaryo ya da kurgudan ibaret değildir. O, aslında Anadolu’nun unutulmaya yüz tutmuş mitlerini, kaybolan mahalle-şehir kültürünü ve erozyona uğramış insan ilişkilerini, sokak edebiyatından yola çıkarak, tekrardan insan hayatına sokmayı arzulayan bir folklorik projedir. Buradan bakıldığında Leyla ile Mecnun projesi, hem felsefi...

Yurtsuz

Dört nala koşan atlar Uzaklara götürür beni, Korkmadan, doludizgin. Gören tanır beni, Ve tanıyan Yurtsuz Adam diye seslenir. Haydi, haydi! Asla bırakma beni, Yazgım, ey parlak yıldız! Kimse bana soramaz, Nerelisin diye. Asla bağlanmadım bir yere Ve geçip giden zamana. Özgürüm kartallar gibi. Haydi, haydi! Asla bırakma beni, Yazgım, ey tatlı Mayıs! Neden inanayım ki? Bir gün öleceğime, Kekre ölümü öpeceğime. Mezara mı düşeyim, Bir daha içmeyeyim mi Yaşamın...

Hakikat Arayışı Üzerine

Farkında olalım ya da olmayalım insanoğlu bir “amaç veya “amaçlar” uğruna yaşar ve ölür. Yaşam süresince edinilen amaçlar öyle bir etrafımızı sarmıştır ki, “kariyerimde en üst noktaya gelmeliyim” klişesini solar sisteminde güneş olarak düşünürsek biz de -bayatlamış ve içi boşaltılmış- bu amacın etrafında dönen meczup gezegenler misali...

Müzik

Biz "Yaprak" ı çıkarırken, birlikte kaleme aldığımız bildiride, "halı verir, kilim alırız- şarkı verir, türkü alırız..." diyorduk, ama kilimin resmini yapan ressamla, türkünün müziğini yapan, çoksesli yeni müzikçilerimiz birbirlerine uzaktılar. Adnan Saygun ile Ruhi Su' yu bunun dışında tutmamız gerekecek sanıyorum. Adnan Saygun, özellikle "Yunus Emre Orotoryosu"...

Körlük ve Hiçlik

Yükselmek, yukarıdan tüm güzellikleri görmek, özgür olmak niyetindeydim sadece, yaratmak niyetindeydim. Aykırı düşüncelerim kalabalığın algılayamadığı şeylerdi. Körler sürüsünden ayrıldım bu yüzden, kör değildim ben. Başlarda korkularla başa çıkamazken, onların en büyük düşmanım olduğunu farkettim ve kurtulma yollarını aradım. O yolları bulana dek, korkular beni sürekli bir sürüye tekrar...

Bana Doğru Gelen Kim!

"BANA DOĞRU GELEN KİM?" YA DA ŞİMDİKİ ZAMANDA BİR MOBİL, BİRİNCİ TEKİL ŞAHIS" Dökülmüş bedenim kimyasına pirincin, yok edilerek kalsiyumun büyüsü yazgım belirlenmiş. Her an, hoş geldin diyorum bana doğru gelene, dalgalanan duygularımla. Sarkıyorum tavandan (bir tavan varmışçasına) yeryüzünün (varolduğunu umarak) renklerini bilmeme karşın - lal rengi, çivit...

Allan Kardec

Asıl adı, Leon Denizard Hippolyte Rivail olan «Allan Kardec» 1804’de, Lyon’da dünyaya geldi, İsviçre’de iyi bir eğitimle yetiştirildi. Paris'te Pedagojik bir enstitü açtı. 1850’de, Fox Ailesi’nin Amerika’dan duyurduğu ruhçuluk, Fransa’yı da sarmış bulunuyordu. Rivail, ruhlarla bağlantı kurdu ve bir Druid Rahibi olarak evvelce yaşadığını ve şimdi Spiritüalist deyimle...

Susmanın Dili

İlk bakışta yalnızca sessizlikten ibaret gibi görünen bir duruşun dillenişini sözcüklerle betimlemek çok zor. Tıpkı gerçek bir delinin bu durumdan bihaber olması gibi… Susmanın dili, bir yalnızlık şarkısı ya da çok yönlü bir yaşayışın seslenişi değildir. Toplum ve kalabalıklar kaygısında diğerleri olarak ses bulanlar, kötülük yağmuruyla yıkanmalıdırlar. Duymak...

Varoluş, Tanrı, Aşk ve Sen

Saçmalık nedir bilir misin? Kendinle kaldığında tanrıyla konuşmaktır... İşte aşk bu kendi kendine konuşmanın en garip ve meşrulaştırılmış halidir... Onu saçmalıktan kurtaran şeyse sadece varoluştur... Varoluş, aşkın içine anlam enjekte eden en güzel kendinden geçiştir... Bu bir tür hastalıktır... Eğer hastaysan ve kendini iyileştiremiyorsan o zaman tanrıya git...