Aşkın Makamı ve Işığın Metafiziği, Serdar Bayraktar’ın dizelerinde karanlığın adım adım eksildiği, yerini mutlak bir aydınlığa bıraktığı ruhsal bir simyaya dönüşüyor. Tanımadığı sokaklarda geceyi taşıyan bir anlatıcının, “gölgesine aşık bir kuzgunla” karşılaşmasıyla başlayan bu yolculuk, sevebilmenin ve yaşayabilmenin ancak ışığa sığınarak mümkün olduğunu kanıtlıyor. Aşkın makamı ışığa kurulduğunda, sadece görülenler değil, insanın kendi körlüğü bile bir aydınlanma vesilesi haline gelir. Karanlığın yok oluşuna ve her zerrenin ışıkla hemhal oluşuna dair bu eşsiz şiirsel deneyime davetlisiniz.
tanımadığım sokaklar şahittir
geceleri taşıdığım anlara
konuşmak için geç kalınmış
sözler yerlerinde değil ilk defa
uykuya anlatılan masallar
akılda kaldıkça uzar olmuş
korkular
kahramanları kadarmış aslında
gülüşlerinde yer buldukça çocukların
gezindiğim sokaklardan sıyrılıp sığınıyorum onlara
uyku molalarım kısa olsa da
senli anlara gebedir diye
heyecanlanıyorum her defasında
tanıştığım baykuşu anlatmıştım
ona arkadaş olur mu bilmiyorum ama
gölgesine aşık kuzgunla tanıştım bu defa
dedi ki
kaçamadığım siyahım kadar gerçek aslında
ve sevebilmek
yaşayabilmek
anlatabilmek için sığınmış ışığa
var olan gölgesinde aşkın ışığına
ve dedi ki
aşkın makamını kurarsan ışığa
her gerçek
eksilen karanlığın adımı olur
karanlık yok oldukça
her şey ışıktan
her yer ışıkla olur
baktığın yerler ışıksa
gördüğün zerreler yok olur
hem gördüğün
hem de körlüğün ışık olur
Serdar Bayraktar
Şair, kuzgunun ağzından dökülen “kaçamadığım siyahım kadar gerçek” ifadesiyle, insanın kendi trajedisini ve doğasını kabulüyle işe başlar. Ancak bu kabul bir son değil, ışığa sığınmak için bir başlangıçtır. Şiirde ışık, sadece karanlığın zıttı değil, her şeyi (hatta görme bozukluğunu veya yokluğunu bile) kapsayan bütünsel bir hakikattir. “Baktığın yerler ışıksa, gördüğün zerreler yok olur” dizesi, parçadan bütüne, fenafillahtan bekabillaha uzanan bir aşk yolculuğunun edebî izdüşümüdür.



