Ölçülü ve ağırbaşlı bir duruş sergilemek, sadece bir karakter özelliği değil, aynı zamanda aklın ve vicdanın ortak zaferidir. Montaigne, Denemeler eserinde öfke ve kinin doğruluğun sınırlarını aştığını, gerçek cesaretin ise “kahpece kurnazlıklardan” uzak durmak olduğunu savunur. İki dost arasında tarafsız kalabilmek, sırların ağırlığı altında ezilmemek ve en önemlisi krallara bile “akıl köleliği” dışında bir bağla bağlanmamak; ruhun özgürlüğünü korumanın yegane yoludur. Montaigne’e göre doğru yol uğrunda ateşe atılmak göze alınabilir; ancak asıl erdem, başkalarını o ateşten koruyacak kadar ölçülü ve dürüst kalabilmektedir.
Öfke ve kin doğruluğun sınırları dışındadır; bu tutkular yalnız işlerine akıllarıyla bağlanmayan insanların işine yarar. Doğru ve temiz işler hep ölçülü ve ağırbaşlıdır.
Ölçü olmayan yerde kavga, gürültü ve haksızlık vardır. Doğru yol uğrunda kendimi ateşe atabilirim; ama elden gelirse başkalarını yanmaktan korurum. Montaigne Şatosu gerekirse herkesin evi ile birlikte yansın; ama gerekmezse kurtulmasına sevinirim. İşimin bana verdiği olanaklarla onu korumaya çalışırım.
Çoklarında gördüğümüz gibi iş sevgisi bir aksilik ve inatçılık olmamalıdır böylesi çıkara ve bencil tutkuya dayanır. Kahpece ve kurnazca bir harekete de cesaret dememeliyiz. Öyle gayretli kimseler vardır ki bütün arzuları aslında insanlara kötülük ve eziyet etmektir. Onları coşturan hizmet ettikleri erek değil çıkarlarıdır.
Savaşı haklı olduğu için değil, yalnızca savaş olduğu için kızıştırırlar. Birbirine düşman iki dostunuz arasında gönül ve vicdan rahatıyla yaşama olanağı vardır: Her ikisine aynı sevgiyi gösteremezseniz bile sevginizde ölçülü kalırsınız, hiçbirine sizden her şeyi isteyebilecek kadar bağlanmazsınız; ölçülü kalmak koşuluyla her ikisinin güzel taraflarını tadarsınız; bulanık suda, balık avlamaya kalkmamak koşuluyla yüzebilirsiniz.
Bütün varlığımızla her iki tarafa birden bağlanmak hem aklımıza hem de vicdanımıza aykırı düşer. Birinin isteğine uyup ötekine ihanet ettiğiniz zaman o dostunuz bilmez mi ki, aynı ihaneti kendisine de yapabilirsiniz? İşine yaradığınız için sizi dinler, ihanetinizden yararlanmaya çalışır; ama size kötü gözle bakmaya da başlar; çünkü ikiyüzlü insanlar getirdikleri sözle yararlı olurlar, ama götürecekleri sözle de zararlı olabilirler.
Birine söylediğim her şeyi gereğinde, belki biraz sesimi değiştirerek, ötekine de söyleyebimeliyim.
Birinden ötekine götürdüğüm sözler önemsiz, bilinen, orta malı sözler olmalı. Hiçbirine yalan söylememizi haklı gösterecek bir durum düşünemem. Bana güvenilen bir sırrı kutsal bir emanet gibi saklarım; ama sırları elimden geldiği kadar bilmemeye çalışırım. Dostlarımla şu pazarlığı yapabilirim: Bana sırlarını az güvensinler, buna karşılık benim her söylediğimin doğruluğuna inansınlar. Dostlarım bana her zaman istediğimden çok fazla sır vermişlerdir. Philippides, Lysimakhos’a pek akıllıca cevap vermiş. Kral ona: Dile benden ne dilersin? Ne vereyim sana? dediği zaman: Sırlarınızı vermeyin de ne verirseniz verin demiş. Bakıyorum, herkes kendisine verilen işin gizli kapaklı her tarafını bilmek istiyor. Bunlar kendisinden gizlendi mi küsüyor, ben ise göreceğim işten fazlasını söylemedikleri zaman rahat ediyorum. Bilip de söylememenin üzüntüsünü duymak istemiyorum.
Kötü işte kullanılmışsam bari vicdanım rahat olsun. Hiç kimseye fazla sevgiyle bağlanmak, bir uşak gibi sadık olmak istemem. Çünkü insanı ihanete alet etmeye kalkarlar. Kendine ihanet eden efendisine haydi haydi ihanet eder.
Gelgelelim öyle krallar vardır ki, insanı yarı yarıya istemezler, kayıtlı şartlı bağlılıkları küçük görürler. O zaman çaresiz, kendilerine koşullarımı söylemeyi daha uygun bulurum; çünkü, kölelik konusunda, yalnız aklın köleliğini kabul edebilirim ki, onu bile gereğince yapamıyorum. (Kitap 3, bölüm 1)
Perhizle, reçetelerle, disiplinle yaşamaktan daha ahmakça, daha hımbılca bir yaşama yolu olamaz.
(Kitap 3, bölüm 13)
Montaigne; Denemeler‘den…
Montaigne’in bu metinde çizdiği profil, modern dünyada “profesyonel etik” ve “sosyal zeka” dediğimiz kavramların atası gibidir. Philippides’in krala verdiği “Sırlarınızı vermeyin de ne verirseniz verin” cevabı, aslında bir insanın zihinsel konforunu koruması için muazzam bir taktiktir. Fazla sır, fazla yük ve fazla bağımlılık getirir. Montaigne bize şunu fısıldıyor: Ne bir uşak gibi körü körüne sadık olun ne de bir hain gibi ikiyüzlü. En büyük özgürlük, birine söylediğiniz sözü, yüzünüz kızarmadan ötekinin yanında da tekrarlayabilme rahatlığıdır.


