Dürtülerin Dansı

İnsan dürtülen bir varlık. Nerelerinden? Bedeninden öncelikle, somatik dürtü, bedenimizden gelen, türümüzün tüm bireylerine özgü harekete geçirici, kımıldatıcı güdü. Thumotik dürtü, duygularımızdan kaynaklanıyor. Noetik dürtü, düşüncelerimizden 0ikotik.dürtü ise, çevremizden geliyor. Dürtüler sağanağı altında yaşıyoruz.

Dürtülere, kımıldatıcılar da diyebiliriz; harekete geçiriyor bizi. Batı dillerinde, Instinkt ya da Instinct (in-stinguere), Trieb, Drive, bu hareket ettirici özelliği gösteriyor. Almancada Trieb’den türetilen Getriebe, harekete, canlılığa dikkatimizi çekiyor. Yaşamın çekirdeğinde devingenlik (dinamizm) var, dürtülerle kıpırdayan bir canlılık yaşanıyor.

Dürtü, bir canlılığa, tazeliğe, yenilenmeye işaret ediyor. Yenilenmenin olduğu yerde elbette Nietzsche var. Dürtü, genellikle, somatik boyutuyla sınırlı görüldüğü için, kör dürtü olarak anlaşılır. Doğadan gelen, kendimizin katkıda bulunamadığı, bizi tutsak alan, sürükleyen güç. Akıl ise, egemen olduğumuz, bilinçli olarak yaşadığımız gücümüzdür. Akıl ışık, aydınlık, dürtüler ise kördür. Dürtülerin eline düşmüş insan sürüklenir durur. (Almanca da: Treibeis: yüzen buz, Treibmine, serseri mayın!) Akıl, dürtüleri düzene sokar, dengeler, yerli yerine yerleştirir. Platon’dan bu yana Akıl Egemen bakışı kabaca böyle özetleyebiliriz.

Aklın aydınlatıcı yorumunu başaran insan, aklın ışığını yeterince taşıyamadı. Nietzsche’nin akla olan isyanı, aklın yorumuna olan isyanıdır. Akıl kendini yenileyememiş, daha doğrusu, insan, akıl anlayışını, yaşamın devingenliğine yakışır biçimde yorumlayamamış, akıl, karşıtı olan bir kavrama, dürtülerin karanlığına sürüklenmiştir. Hegel’de tarih olmuş, tahrip edici ideolojilerin sömürdüğü, dürtülerin maskarası durumuna düşmüştür. Kör dürtüleriyle gücü ele geçirmek, kendi dünya görüşlerini haklı kılmak isteyenler, bilimi, onunla birlikte, akla uygunluğu (Ratianalität, rationality) kendi amaçları doğrultusunda kullanabilmişlerdir. (Bu konuda Feyerabend’ın çalışmalarına bakılabilir!) Post-modernist çıkış, akıl yorumlarının foyasını meydana çıkardı.

Akıl, bir Referenz olarak, yorumlanan olarak anlamını (Reference, Bedeutung) yitirmedi. Yorumları çoğaldı, zaman zaman karma karışık bir görünüm gösterdi. (Tıpkı, tarihte Venüs gezegenine, “sabah yıldızı”, “akşam yıldızı” gibi iki ayrı manâ (sinn, sense) verilişi gibi!) Aklın yorumları (Senses, sinne) aklı ortadan kaldırmadı, aklın ortadan kaldırılması ancak akılla gerçekleştirilebilir. Bu yorumuyla Ding an sich olarak, kendi başına akıl, orada; olup biteni seyrediyor olsa gerek.

Nietzsche’nin feryadı, kendi yorumunu, tek doğru akıl yorumu sanan; yorum olduğunu “sanmak” bir yana, gerçeğin, olup bitenin kendisi olarak gören anlayışa karşıydı. Nihilismus, bu açıdan gerekliydi: Egemen anlayışları kökünden sarsıp, yaşayana, canlılığa, devinene, dürtülerle can bulana geri dönmek. (Almanca’da “Pflanzen treiben”, bitkileri sera’da, vaktinden önce yetiştirmek demek. Treibhaus ise sera anlamına geliyor. Treibhaus Pflanze, sera bitkisi sözü, nazlı büyütülmüş kişiler için kullanılıyor!) Dürtünün, Almanca’daki “yetiştirme” çağrışımına dikkat edilsin: Büyüme, güçlenme, can bulma dürtüyle gerçekleşiyor. Dürtülere açık olmalı insan, yaşama açık olmalı: Yaşama giden yolllara kavramlarla, yıpranmış bakış açılarıyla, inanç düzenleriyle, kendini yaşamın canlılığından koparmış, şen olmayan bilim yorumlarıyla engeller konmuş, duvarlar örülmüştür. Tek bir dürtü insanı ele geçirmiş, diğer dürtüleri ortadan kaldırmıştır. (Örneğin, Friedrich Nietzsche, Saemtliche. Werke: Kritische Studienausgabe, 15 cilt, derleyen Giorgia Colli ve Mazzino Montinari, De… Gruyter, Berlin, 1980, cilt 9, s. 71-72) Bu dürtüler diktatörlüğüne karşı savaş başlatıp, dürtüler anarşisi yaratarak, diktatörlüğü yıkmalıdır.

Nietzsche’nin dürtüsünün Türkçe’deki uygun karşılığı içgüdüdür. Güdüyü “motif”in karşılığı olarak alırsak, Latince’deki movere, hareket ettirmek, kımıldatmak fiilinden “dürtü”deki hareketi yakalayabiliriz. Güdü, harekete geçiren (in Bewegung setzen) dir, eski dilde söylersek “saik”dir. Gütmek, harekete geçirmenin yanında teşvik etmek, yönlendirmek anlamlarını da içerir. Yönlendirmek içten gelir, bundan dolayı içgüdüdür, Nietzsche’nin anlatmak istediği Türkçe’de. Dışarıdan buyurulan, dayatılan değildir. Bir kendiliğindenlik (Spontaneität, Spontanität) dir. İçimizden geldiği gibi olandır. Bize özgüdür (Eigenschaft). İç-güdü, somatik, bedensel kaynaktan gelebildiği gibi, yazımın başında andığım diğer üç alandan da harekete geçebilir. “Dürtmez” yalnızca, “sevk eder”, yönlendirir, içtendir. İki anlamıyla da: İçimizde olan, bizim olan, içselleştirdiğimiz, özümsediğimizdir; içimize sindirdiğimizdir. Dışarıdan üzerimize yama gibi yapıştırılmış değildir. Samimidir, kendini maskelerle ortaya koymaz.

Oysa çağın bilgisi, kavramları “içtenlikten” “içten” (İnnerlichkeit) yoksundurlar. Ezberci, papağan olmuştur insan. İçinde bilgisi yoktur; bilgi kalıplar, biçimler olarak “dışarıdan”, “kutulardan”, dayatılan eğitim düzenlerinin kör işleyişinden gelmektedir. Nietzsche’nin feryadı budur: Bilgiyi Dürtüsel kılalım! (Bu yorumlarım için, örneğin, Der Wille zur Macht’ın 430, 439, 440. Bölümlerine bakılabilir; Kröner, Stultgart,1996) Bilgiyi dürtüsel kılmak, bilginin benliğimizin bir parçası olması demektir. Yalnız bilgimizi değil, eylemlerimizi de dürtüsel kılabiliriz. Deha dürtüye dayanır. Mutluluk, yetkin eylem,dürtüden gelendir: İçden gelen, içten olduğu gibi gelen; yalnız bedensel duygusal, düşünsel anlamıyla içten değil, yaşamdan gelendir. İç-güdü, (eski dilde sevk-i tabii, garize, insiyak) has (eigentlich!) olandır, otantik olandır.

Nietzsche, insan sağlığına yakışan bilgi ve eylemin ardındadır. (Örneğin, Şen Bilim ve Ecce Homo bu açıdan incelenebilir.) Ben böylesi bir tavırla yapılan bilgi ve aklın yapısını inceleme çabalarına sırasıyla Epistêmiatri, Nousiatri, Bilgi Sağlığı, Akıl Sağlığı çalışmaları diyorum. İlk Epistêmiatrist Sokrates’ti. (Belki ölürken Asklepios’a bir horoz borçlu olduğunu söylemesi, bu, bilgideki sağlığa gösterdiği titizliktendi!) Çağın kokuşan bilgisi, kokuşan değerleri, bilgi ve akıl sağlığımızı bozuyordu. Üstün insan (Übermensch) bu sağlığa erişmiş insandı: Dürtülerinin önü açıktı. Dürtülerinin zenginliği içinde, sanki bir dürtüler cumhuriyeti içinde yaşıyordu. Doya doya insan olmak, dürtüler zenginliğini, içgüdüler zenginliğine dönüştürebilmek, bu zenginliği bir ahenk, bir dinamik uyum içinde, çelişkiler, iniş çıkışlar, umutlar, umutsuzluklar, beklentiler ve düşkırıklıkları içinde yaşayabilmek demekti.

Sağlıklı bilgi, içlenmiş, içimizin olmuş, yaşamın içinde, onunla devinen, dönüşen, canlanan, eskiyen, yenilenen, çöken, doruğa çıkan: Yüreği yaşamla atan bilgidir. “Yaşam” burada gizemli bir “kavram” değil, bir gizemli kılma amacı da yok yaşamı: Düşüncenin yaşama uzak düşmesi, yabancılaşması, hastalanması önlenmek isteniyor. Dürtülerden uzak düşünce, hastadır: Kavramlar hastanesinin karanlık odalarından, kültürün tümüne hastalık yayar: Kültür, doğadan uzaklaşır, yalancı kültür olur; sahteci kültür: Yaşamı örten kültür. İnsan, Homo Mendax’a, yalan söyleyen insana dönüşür.

Dürtülerin çoğulluğu, tek bir dürtünün insanı ele geçirip yozlaştırmasını önleyecek; yaşam, zenginliğini dürtülerin zenginliği ile sağlayacaktır; dürtüler birbirleriyle savaşacak, bu savaşın uyumu, canlı, ateş gibi insanı ortaya çıkaracaktır. İnsan, içinin içinde yanan ateşte, yaşamdaki ateşte, geleceğin belirsiz alacakaranlığına dürtülerinin dansıyla yürüyecektir. (Elbette ateşi yakıp, dürtülerine dans edebilecekleri “trajik” şöleni hazırlayabilirse!)

İnsan hala bilgisini dürtüye dönüştüremedi. Teknolojiyi içselleştiremedi. Gönlü ile bilgisi arasındaki uçurumu nasıl kapatabileceğini o denli denemesine karşın, hala öğrenmiş gibi görünmüyor.

Ahmet İnam

Editör (CMD)
Editör (CMD)http://www.felsefehayat.net
Yazılarını Mavi Melek Edebiyat Topluluğu, Düşünbil gibi dergilerde yayınlama fırsatı buldu. FOL Kitap öncülüğünde bazı kitapların hazırlanmasında görev aldı. Bu kitaplardan bazıları "Sorunsallıkta Yaşamak", Jan Patočka, Plotinos, "Tanrı, Ruh ve Mit", Henri Bergson. 2009 yılından bu yana felsefehayat.net'in (kurucu) editörlüğünü sürdürmektedir.

POPÜLER BAŞLIKLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

DİĞER YAZILAR

REKLAM

Dahası - Ötekiler - BAŞKASI

Aklı Başında Deliliğin Fenomenolojik Savunusu “Meydan Konuşması”

“Nostalgia”, silkelenme ve ayıklanmanın mecrasına konumlanır: Yönetmen kamerasıyla, düşünmenin fenomenolojik ve tumturaklı dünyasına cesurca sokulur. Bunu neden yapar ki? Düşünmeliyiz: Tarkovski 'Sinema nedir?' sorusunun...

A Clockwork Orange

İzlediğim en sıra dışı senaryo, sağlam yönetmenlik, hikaye… Acı-vicdan-ceza-adalet gibi kurumları ve değerleri mercek altına alan film gerçekten de tam bir fenomeni konu ediniyor. Ustaca...

Tekelleşen Film Dağıtımıyla İlgili “Kapalı Gişe” Belgeseli, Şimdi İnternette!

Tekelleşen sinema sektörünü masaya yatıran “Kapalı Gişe: Türkiye’de Tekelleşen Film Dağıtımı” belgeseli, internet üzerinden izleyicilerle buluşuyor. İlk olarak 35. İstanbul Film Festivali’nde seyirciyle buluşan...

Sen Felsefesi

Kocaman cüssesine çok hafif geliyordu kalbi. "Benden çaldığı kalbimi de koysun kalbinin üzerine, o zaman cüssesine uygun bir kalbi olur" dedim, kendi kendime. Zaten...

Hellraiser

Hellraiser, cinayetlerle, kan ve ceset dolu bir senaryoyla karşımızda… Seri olması yanında her bölümde izleme doyamadığım Pinhead karakteri baştan aşağı mükemmel bir retorik makinesi...

Kız Kulesi, Aşk Kulesi

Birbirinden farklı onlarca öyküye sahip olan bu efsanevi kule, aslında görünmez ve küçük bir adacık olan kayalığın üzerinde yükselir. Kuleye "Kızkulesi" adını Türkler verdiler....

Hayat Gül Kokulu Bir Sağanak Yine

gözlerimin önünde ıslak dağların kabaran yalnızlığı ne varsa uçurumlar eşiğinde hüzünlerle yalpalayan ne varsa gözlerimin önünde ve hayat gül kokulu bir sağanak yine bir şeyler anlatmak istiyor hayat ve alıp...

Hiç Gözüyle Edebiyat

Kim dolduruyor edebiyatı anlamla? Edebiyat, bir edebiyat küre içinde olup bitiyor. Edebiyat kürede, yazarlar, okurlar, eleştirmenler, kitaplar, dergiler, onların elektronik ortamda kopyaları, yayınevleri, dağıtım...

Balıkçılar

- Bugün açız yine evlatlarım, diyordu peder, Bugün açız yine; lakin yarın ümit ederim, Sular biraz daha sakinleşir... Ne çare, kader! -Hayır, sular çoşkun olsa ben giderim, Diyordu,...

Ayrıntının Vazgeçilmez Olasılığı

Bilmemek en güzeli. Acıyı dindirmek için yola çıktığında, benliğin kayıtsız bir tanrının uğrak yeri olur. Sen artık başkası olursun. Bu yüzden en iyisi biricik...

Nasıl Yazmalı?

Ben gönlümce yazabilmek için evime çekiliyorum. Kimsenin bana el uzatamayacağı, söz edemeyeceği yabancı bir ülkede oturuyorum. Öyle bir yer ki tanıdığım hiç kimse okuduğu...

Efsanelere Göre İstanbul’un Kuruluşu

Bu şehr-i Sitambul ki, bî misl-ü behâdır, Bir sengine, yekpare Acem mülkü fedadır Şair Nedim Yeryüzünde, bu kadar çok ada ve sana sahip kent çok ender...

Felsefe ve Aşkın Çocuğu: Tanrı

Felsefe ve aşkın çocuğu: Tanrı Felsefe ve aşk aynı şeylerdir aslında, her ikisi de yer bitirir insanı. Tenin ve ruhun yenilenmesi aşamasında hem felsefe hem...

Tanrının Fısıldadıkları ve İnsan Ayetleri

Burada Tanrı konuşuyor! Tanrının haykırdığı BİR yerde senin ne önemin olabilir! (Ayet: 51) Daha mürekkebi kurumadan okunmalı bu ayetler. Bu ayetler ki insan için yazıldı...

Ego ve Kendi

Ben, halklar ve insanlık ölünce doğarım Sen ey çilekeş Alman halkım Nedir acın, ıstırabın? Canlanamayan bir düşüncenin acısıdır seninkisi. Daha horoz ötmeden kaybolan hayaletin acısıdır. Yine de kurtuluşun ve...