“düşük ışık kalbe, yüksek ışık akla hitap eder” diyordu bir öğretici.
kalbin ve aklın aynı yolun yolcusu oluşlarından,
yollarının kendine has izlerinin çokluğundan veya azlığından.

– ama bilinmesi gerekenin ışık olduğundan!
kalbin gözünde ışık bambaşka bir dünyayı açarken,
akla ulaşan ışık bilgisi, nitelikleri tanımlayıp sıralar fikrine
fark etsen de, etmesen de…

gurbete dair birçok yol yapıldı bedende,
bedene eşlikçi gönül ve aklın izlerinde.
görülen, tadılan her şey bazen ucuz bir ekmeğin içinde…
bazen ekmeğin aynı pahada olduğu yalnızca
içindekilerin verdiği gösterişi (fiyatta).

sabah şahit olunsa da ekmek arabasının bıraktığı kasalara,
mekanlara alındığında değişir kokuları,
fark olsa da olmasa da!

ve ışık hep eşlikçi işte…
gördüklerinse bazen değerli,
bazense artık kıvamında, tabak süsünde…

ve verdiğin kadar insanları,
ve açlığın kadardır insanları…
bu ikilemde ışık,
anlayabildiklerinde doyurgan,
diğerlerinde yalnızca bir olasılık…

bahsedilen ışıkların gizeminden, kendine has tılsımlarında
yayıldıkları her buğuda gösterdikleri yanı başında olanlar,
renklerine dair.

– ”ve ışıklar” dedi ya bir öğretici
karanlık kadar güçleri ve dönüşümleri aydınlığa…

zaman kalsa,
zaman dursa!
zamansız sayılsa nefesler,
eksik çıkar mı?

“düşük ışık kalbe, yüksek ışık akla hitap eder” denilse de;
bazen ışığın derecesine kalmaz hitabetin gizi,
çünkü gizlendiği en kuytu yerden çıkarır hisleri…

Serdar Bayraktar

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.