Hakikat Arayışı Üzerine

Farkında olalım ya da olmayalım insanoğlu bir “amaç veya “amaçlar” uğruna yaşar ve ölür. Yaşam süresince edinilen amaçlar öyle bir etrafımızı sarmıştır ki, “kariyerimde en üst noktaya gelmeliyim” klişesini solar sisteminde güneş olarak düşünürsek biz de -bayatlamış ve içi boşaltılmış- bu amacın etrafında dönen meczup gezegenler misali olmuşuzdur. Kısaca “amaç” telkin eden cümleler sadece insanın kendisini oyalama şeklinin kalıba girmiş halleridir.

Kendi farkındalıklarını kazanmış ve bir şeylerin ters gittiğini idrak etmiş bir kesim de hayat amaçlarını sorgularlarken yeni bir soruyla çıkagelmişlerdir.  Hakikat nedir ve neden tektir? Hakikat birden çok şey olabilir mi? Herkes için ortak bir hakikat anlayışı mümkün müdür? Ortak bir amaca koşup duran kalıplaşmış insanların arasından yükselen sorular geçici oyalanmalara başkaldırı niteliğindedir.

Hakikat sanılanın aksine tek bir şey değildir, insanın yaşam sebepleri toplamıdır, kişiseldir ve bu sebeple, hakikati bulma adına çıkılan yol sanıldığından da uzun ve acı vericidir. En nihayetinde hakikati aramak, yaslanmayı bırakmaktır bir nevi, asimile edilen konforun dışına çıkmak da bir hayli rahatsız eder. Hakikati bulma alegorisi, bizim tamamen hayata bakış açımız ile kendiliklerimizi bulabilmemiz arasındaki çizgi gibidir. İşte bu noktada anlaşılacağı üzere hakikat “şey” kavramına indirgenebilecek gibi değildir. Yani, hakikatlerimizi bulmamızı destekleyen amaçlarımız, günümüzün sistem çarkları sayesinde bir oyalanma yolculuğunun ufak nefesleri haline dönüşmüştür. Geriye dönüp baktığında amaçları sonucu bulduğu hakikatleriyle özgür olması gereken insan, aslında bu yolculuğu tamamen unutmuş bir hizmetçi haline bürünmüştür. Sistemin getirisi olan amaç kümeleri gün geçtikçe sistemin çarklarına zımbalarken, insan geriye dönüp baktığında biricik ve yerine hiçbir şeyi değişemeyeceği zamanın akıp gitmiş olduğunu fark eder. İşte bu fark etme hali, “Bu zamana kadar ben ne yaptım?” sorusunun cevabını bulduğumuz andır:

Hiç.

Son olarak, değindiğim paradoksların var olmalarının yegâne sebeplerinden bir diğeri, aklımızı diğer akıllarla aynı perspektifte ve seviyede tutmaya çalışılmasıdır. Hiçbirimiz aynı tabloya aynı yorumlar katamadığımız gibi bir tablo veya farklı bir eser, hiçbirimize aynı duyguları eşit yoğunluklarda veremez. Sözüm ona, ‘’başarılı’’ insan tanımlaması için gereken azami şartlar bu noktada çürür ve düşer, sahnede sadece insanın kendine belirlediği sınırı veya sınırları kalır.

Özetle, kendi belirlemiş olduğum “Amaçlarımı gerçekleştirdim!” diyebiliyor ve kendimle kaldığımda akan zamanın eşiğinde huzurlu olabiliyorsam, hakikate hiç olmadığım kadar yakınlaşmışımdır demektir.

Selin Yıldız

Selin Yıldız
Selin Yıldızhttp://www.felsefehayat.net
1 nisan 1999 tarihinde Bursada doğdum. Uludağ Üniversitesi makine mühendisliği bölümünden 2021 yılında mezun oldum. Uzun süredir felsefeye duyduğum ilgi sebebiyle okuyup araştırıyorum. Konuşulması ötelenmiş konuları kendi perspektifimle okuyucuya aktarma amaçlı yazıyorum.

POPÜLER BAŞLIKLAR

1 Yorum

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

DİĞER YAZILAR

REKLAM

Dahası - Ötekiler - BAŞKASI

Kinyas ve Kayra

... "Seni Kinyas en son Fransa'da görmüştüm. Paris'te. Ama Kayra, seni en son ne zaman gördüğümü hatırlamıyorum. Neyse, önemli değil. Çok zaman geçti sonuçta...

Zeka Testi Nedir, Ne İşe Yarar?

Bizde 'zeka testi' olarak geçen, İngilizcesi 'zeka bölüm puanı' gibi bir anlama gelen 'Intelligence Quotient Score' veya kısaca 1Q olarak adlandırılan bu test, İngilizcesinde...

Felsefe Ders Notları: Bilgi Felsefesi

BİLGİ FELSEFESİ Felsefenin, insan bilgisinin kaynağını, sınırlarını, geçerliliğini ele alan dalına bilgi felsefesi denir. O, belli bir bilgi türünü değil de, bilen özne ile bilinen obje...

Felsefe, Duygusal Dışkılama ve Sindirim Sistemi

Felsefe, radarı açık bir sezgi makinesini öngörür. Bu makine bazen insan bazense ruhlardan ibarettir. Kavramlarla boğuşan hem ruh hem de insanlardır. Aydınlık gibi görünse de ayak...

Arınma Odası

Şiirsel üst erkekliğimi ayaklandıran bu dişi, her gece beni içine alıyordu. Hem tecavüz, hem de aşk bir aradaydı. Keskinlik yoktu, sadece iki tenin arasında...

Nisan Şakasının Kökeni Nedir?

Her ne kadar Roma İmparatoru Julius Caesar (Sezar) milattan önce 46 yılında takvimin başlangıcını Ocak ayı olarak ilan ettiyse de, 16. yüzyılın ortalarına kadar...

Rumelihisarı Efsaneleri

İstanbul'un fethi bin yıllık Doğu Roma İmparatorluğu'nun da sonu olmuş, bir çağ kapanıp bir yenisi açılmıştı. Tarihin bu çok önemli olayı, elbette ki efsanelere...

The Devil’s Rejects

Rob Zombie'nin House Of 1000 Corpses'ın devamı olan filmde,"Firefly Çetesi"nin çiftliğine yapılan baskınla başlayan seri olaylar ve cinayetler konu ediniyor. Şerif Quincey ateşli bir...

Tek Sesli Şiirden Çok Sesli Şiire

Mısra işlevini yitirdi; şiiri yapan bir birim olarak yürürlükten kalktı. Eski rahatlığını, o sessiz, kıpırtısız düzenindeki rahatlığını boşuna aranıyor şimdi. Öfkelerin, bunlukların, başkaldırmaların dışında...