Kötü Hissedersin!

Bazen kötü hissedersin! Çünkü o an bunu gerektirir. Sanki yokmuş gibi tanrının emrinden çıkmak istersin. Peygamber kadar özgürsündür suç işlemede, dermanın yoktur yiyip içmeye ve hazırsındır vicdan denilen şeyin içine etmeye. Çünkü toz tutmuştur anıların, çünkü aklını yiyen tek şey vardır:

Neden Ben?

Korkarsın! Korku tek kaynaktır. Korkun tek anlamdır! Ürperir tüylerin en umulmadık uzuvlarında… Sağa ve sola savrulur ruhlar… Üstlendiğin ve yüklendğin hayatın ağırlığını atıverirsin üzerinden bir anda. Ruhun tek avunma odasıdır; rezaletin karşısında… Yutkunman güçleşir, sanki erirsin güneşin altında bir elma şekeri gibi. Tadını bırakır her şey vazgeçer cisminden nesneler,bir kuruntu diğer bir kuruntuya köprüdür sadece… Güzelliği bulmak huzuru dilenmektir böyle bir vakitte. Taşlar dile gelir sonra ve bir sevgilinin ağzından şunu sorar kendine: Neden Ben ?

Bazen kötü hissedersin. Nefesin kesilir, kalp atışların hızlanır. Daralırsın, soğuk terler dökersin ki bu anda sadece dışarı çıkmak ve temiz hava almak istersin. Ama çare değildir, çünkü bilinmedik korku ve tadılmamış bir acıdır bu. Yüreğini cendereye sokan metalimsi bir tat bırakır dilinde ve şunları söyler zehirli kelimelerle: Neden Ben? Ağzın kurur. İşitme duyunu yitirirsin. Hızla geçip giden arabalara bakar kalırsın,gözlerin odaklanamaz karanlığa, aklın tutuklaşır. Hiçkimseyi göremezsin, tanıyamazsın. Sezgilerin darmadağın olmuştur; aşk, yaşam, özlem, mücadele… Sanki anlamsız birer kelimeden ibarettir. Dilinin ucuna sadece şu soru taklır: Neden Ben?

Yazmaya mecalin kalmaz. Harfler tanıdık birer acıdır sadece,cümlelerse cehennemi barındır sanki… Tıpkı yaşadığıın sancılı hayat gibi yavan ve bir o kadar da sıradandır. Derken ölümü hissedersin bir anda; haberin yoktur varlığından ve kısa bir ömrün olduğundan… Çünkü mezardır tüm insanlık çünkü mezarını düşünecek bir insan kalmamıştır yeryüzünde. Nefes aldığına sadece şu kinayeli cümle şahittir: Neden Ben ?

Dokunduğun her şey haramdır. Ten, öpücük, sevişmek… Hepsinin sıradanlığını kavrayamadan ölen bir çocuk gibisindir. Kusarsın, tükürürsün hayatı; hiçliğin ağzından! Organların yabancıdır, sonrasında ellerin özgürce gider insanlığın boğazına, katili olduğun saçmalığın beşiğine…

Heyecanlanırsın. Sürpriz mi, hediye mi diye! Ağzın kurumaya devam eder, kalp atışların daha da hızlanır. Seni ele geçirir heyecanın, ağız dolusu gülmek istersin ama olmaz. Olamaz! Çünkü sen kötüsündür, kötü bir tanrının, kötü bir çocuğusundur. Bir yalanın içinde yuvalanan küçük bir böceksindir. Sinirlerin laçkalaşır, şeytan tüm hücrelerine emrederken sen içinden şunu sayıklarsın: Neden Ben ?

Dış dünya boğar seni. Soğuk souk terlersin yatağında. Uyumak ölümdür sanki. Buz keser ayakların, ıslak bir kum gibi sıvaşır her yerine, yalnızsındır bu vakitte. Hem yalnız hem de safsındır. Kötü hissetmeye devam edersin. İnsanlar gibi uzaklara dalar, ıslık çalarsın uzaktaki sevgiliye, kolların ağırlaşmaya başlayınca kafanı önüne eğer topuklarını birbirine vurursun. İşte delilik burada başlar çünkü delilik hem yalnızlığın hemde kötülüğün bittiği tek yerdir.

Dizginsiz ruhunun tek kurtuluşudur. Karşılıksız seven bir sevgili gibi asılır boynuna ve bir öpücük kondurur ruhunun en derin dudaklarına. Sanki seni hiç terketmeyecekmiş gibi… Ama sen başka mecralarda başka maceralarda sürüklenirsin,debelenirsin! Sonrasında aradığın tek cevap öz ağzından dökülüverir: Sen Bensin!

Gün ağarmaktadır. Saatlerce kadınsı bir dinginliği arayan ruhun artık hürdür. Hürsündür! Amaçsız bir adam, isimsiz bir adam… Derken şunu fısıldar içindeki şeytan: Ben… Ben.. Ben… Şimdiye kadar duymadığın söylenmemiş ve tadılmamış olanım! Ben… Ben… İşte şimdi yaşadığının farkına varırsın ve içgüdülerin kanlı bir şafağın habercisi gibidir, kanlı bir sabahın horozu gibi… Kızıl bir çağrı cisimleşir kalp atışlarında. Nefesin ölümüne sebep olur, havadaki kükürtün. Ben… Sorular… Cevapsız sorular… Diretilen bir hayatın son çığlığı yankılanır kulaklarında. Çünkü Ben sadece varım dersin… Ben… Sadece Ben’im! Söylenmemiş olanım!

Artık kötü hissetmezsin! İyi hissetmenin ne kadar da anlamsız olduğunu hatırlarsın. Şimdi özgür ve köksüz olarak, yüce bir ruhun sahipliğini kavrarsın. Ben kadar… Ben gibi… Sadece BEN olduğunu aklına kazırken, sezgilerin ve içgüdülerin tektir, biriciktir…

Can Murat Demir

Editör (CMD)
Editör (CMD)http://www.felsefehayat.net
Yazılarını Mavi Melek Edebiyat Topluluğu, Düşünbil gibi dergilerde yayınlama fırsatı buldu. FOL Kitap öncülüğünde bazı kitapların hazırlanmasında görev aldı. Bu kitaplardan bazıları "Sorunsallıkta Yaşamak", Jan Patočka, Plotinos, "Tanrı, Ruh ve Mit", Henri Bergson. 2009 yılından bu yana felsefehayat.net'in (kurucu) editörlüğünü sürdürmektedir.

POPÜLER BAŞLIKLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

DİĞER YAZILAR

REKLAM

Dahası - Ötekiler - BAŞKASI

Tanrılar Mimarı

İnsanları evcilleştirmek ve şartlandırmak uysal birer "köle" yapmak için görünmez ''korkular yaratırım'' bu korkularla onların hayatlarına müdahale edebilir onları istediğim tarzda şekillendirebilirim. İnsanlara 'yasalar'...

Heidegger ve Gadamer: Düşünürken-Oduna-Kesilmek

Heidegger ve Gadamer ortak bir kaderin iki mimarıdır. Biri diğerinden diğeri de birinden kuvvet alır. Düşünmenin varlığının, varlığın düşünmesinin talihi bir ormanda vuku bulur:...

Lanetlenmiş Bir Dahi Edgar Allan Poe

Lanetlenmiş yaratıcılar vardır. Onlar, insan iyidir, güzeldir, mükemmeldir gibi safsatalar yerine benliklerindeki kötülüğü, yıkıcılığı, nefreti anlatırlar. Oysa toplum bunları okumak, bilmek istemez. İnsanların istediği...

Unut Gitsin

Yas mas tutma sevgilim, öldüğüm zaman. Toprakta böceklere güldüğüm zaman Duyurunca, paslı sesiyle, ölüp gittiğimi, bir çan... Yas mas tutma sevgilim, öldüğüm zaman Çürüyen gövdem gibi, yitip gitsim...

Yazmak ve İlham Tayfası

Kâğıdı kalemi boşuna yorma! Eğer onlar isterse yazabilirsin. Ama boşuna bekleme, çok nazlıdırlar, birazcık ta asi. Kendileri isterse gelirler ve istedikleri zamanda giderler. Ama...

Kutsal Amacın Yolcuları

Bir bilgenin ağzından damlayan gerçekler, Sonsuzluğun duvarlarında seğirterek, Boşluğu doldurdu, Sonra Şofarın derinden çığlığı: “Gel ve gör” Çığlık, suyun ve toprağın kalbinden yükseliyordu, Kardeşler uykularından uyandırıldı, Kulak verildi Yukarının çağrısına, Birleşip...

Geri Dönüşüm

Üzerinden ayağımın boyutunda fakat sağlam motorlu bir araba geçmiş gibi duran ortası içine göçmüş gazoz şişesi, büzülmekten akordiyon olmuş kuru fasulye konservesi, anneannemin annesinin...

Pesimist

"Yüzünün yarısını bana vereceksin!" Yüzümün bir yarısı intihar eden sevgilimin peşinden gitti. Öte yarısı film artisti olmak için evden kaçtı. -"Ellerinden biri benim olsun!" Ellerimden biri en...

Tanrı Sizsiniz!

Benim olması gereken benim olanlardır. Öncelikle iyinin olmadığını, sonra Tanrı'nın kötü olmadığını, gerçeğin, özgürlüğün ve adaletin olduğunu, hümanizmin olmadığını, aslında var olan illüzyonla gerçeğin...

Şeytan Okşar, Tanrı Acıtır!

Bir küfür bin duayı ezerken sen sadece hayatın anlamını düşünürsen yenilirsin. Çünkü hayat, en güzel, en dişi yalandır. Çünkü sessizlik iyi gelir ruhuna, her...

İsimsiz Üzerine

İnsanın kendisini yeniden yaratmasını öngören bir yalnızlık ve saflık yaşıyorum. Bir çıkmaz değil bir uzun yol da değil! Ötesi yok bunu görüyorum. Uçsuz bucaksız...

Durmak: Ruh İçin Bir Söylenti ya da Serzeniş

Tüm eylemlerimizin boşunalığı üzerine önsöz Durmak. Tavandaki geometrik şekillere bir tanrı mucizesiymiş gibi bakmak, onlara hayran kalmak. Büyülenmek. O anki ruh halini sanki hiç değişmeyecekmiş...

Kullanışlı Bir Felsefe: Spinozacılık

Bir Hayat Spinoza, çağdaş yorumcularından Antonio Negri'nin yazdığı gibi çağının bir "anomali"sidir. Üstelik, 17. yüzyıl Hollanda'sı gibi bir başka anomalinin içinde yaşamaktadır -- din savaşlarıyla...

Hakikat Bağlamında Marifet ve İman İlişkisi

“Hakikat Nedir?” sorusu kadim bir soru ve oldukça kapsamlı bir çalışma alanına tekabül eder. İnsanlık tarihi boyunca birçok yönden ele alınmış bu kritik soru,...

“Yurdunu Seven Martılar Komitesi”nden Haber Var!

Konuşmuyordu. Konuşamıyordu. Konuşamamak bir eylem sayılabilir miydi? Hayır, tabi ki. Sessizlik bir üretim olabilir miydi, belki. Bu bir üretim süreci olsaydı doğal olarak ortaya...