Mucizeler Hakkında

İskoç filozof David Hume (1711-76), Aydınlanma’nın prensiplerini zayıflatan en tanınmış şüphecidir. Treatise of Human Nature isimli felsefi başyapıtında, inancın rasyonel bir temele dayanabileceğini reddetmektedir. Kendi çizgisindeki her filozof gibi Hume da geleneksel inancı ileri sürer. Aşağıdaki seçme,İnsan Kavrayışı İncelemeleri (Inquiry into Human Understanding, 1748) isimli eserinin ünlü “Mucizelere Dair” (“Of Miracles”) başlıklı bölümündendir. Ayrıca David Hume’un “Dış Ticaret Dengesine Dair” başlıklı makalesine bakınız (sf.904).

Bir argüman keşfettim diye kendimle övünüyorum (…) ki bu argüman eğer doğruysa, akıl ve öğrenilenle birlikte, batıl itikatlı yanlış inanışların her türlüsüne sonsuz bir denetim olacaktır ve dünya durduğu müddetçe sürekli yararlı olacaktır; tahmin ediyorum ki uzun süre boyunca tüm tarihte mucizelerin ve harikaların hesapları bulunacaktır, kutsal ve kâfir…

Bilge bir adam, inancını kanıtlara göre orantılar. (…)

Bir mucize, doğa yasalarının ihlalidir ve sabit ve değiştirilmesi imkânsız bir deneyim bu yasaları oluşturduğunda, maddi delilin doğası gereği mucizeye karşı kanıt hayal edilebilmesi mümkün olan her argüman kadar tamdır. (…) Hiçbir şey, eğer doğanın alışılmış seyrinde gerçekleştiyse, mucize olarak değerlendirilmez. Sağlıklı görünen bir adamın aniden ölmesi bir mucize değildir, çünkü böylesi bir ölüm her ne kadar diğerlerinden daha alışılmadıksa da, şimdiye kadar gerçekleştiği sıklıkla gözlemlenmiştir. Ama ölü bir adamın canlanması bir mucizedir, çünkü bu herhangi bir çağda ya da ülkede hiçbir zaman gözlemlenmemiştir. Bu nedenle, her mucizevi olaya karşı birörnek bir deneyim olmalıdır, aksi halde olay o adı hak etmemelidir. Ve birörnek bir deneyim bir kanıta dönüştüğünde, maddi delilin doğası gereği ortada tüm mucizelerin varlığına karşı direkt ve tam bir kanıt vardır. (…)

Painting_of_David_Hume

Tüm tarih boyunca, hiçbir mucize yoktur ki bizi tüm hilelerden koruyacak kadar iyi niyetinden, eğitiminden, öğreniminden şüphe duyulmayan yeterli sayıda kişi tarafından buna tanıklık edilmiş olsun; diğerlerini aldatacak her çeşit kuşkunun ötesine koymaya yarayacak kadar şüphesiz dürüstlük sahibi kişiler tanık olmalı; bir yanlışlığa dahil olunması durumunda kaybedilecek çok şeyi olan insanlığın gözünde kredili ve itibarlı tanıkların gördüğü…

İkinci olarak, insan doğasında bulunan ve eğer dikkatlice incelenirse, insan tanıklığından yola çıkarak, her çeşit olağanüstü şeyde olabilecek güvenceyi tamamıyla eksilten bir prensip gözlemlenebilir. (…) Mucizelerden doğan ve sürprize ve harikaya dair tutku, anlaşılabilir bir heyecandır ve elde edildiği olaylara duyulan inanç yönünde akla uygun bir eğilim sağlar.

Hangi açgözlülükle seyyahların mucizevi hikâyeleri, onların deniz ve kara betimlemeleri, harikulade maceralarla, garip insanlarla ve kaba tavırlarla olan ilişkileri elde edilmiştir? Ama eğer din ruhu kendini harikalar aşkına bağlıyorsa, herkesin paylaştığı deneyiminin sonu var demektir; bu durumda insan tanıklığı, otoriteye olan tüm gösterişini kaybeder. Bir dindar, coşku dolu birisi olabilir ve gerçekliği olmayan bir şey gördüğünü hayal edebilir: Öyküsünün yanlış olduğunu bilebilir ve dünyadaki en iyi niyetle, bir olayı kutsallaştırma hatırına ısrarcı da olabilir. Ya da bu aldatmanın yeri ve kibri dahi yokken, kuvvetli bir günah işlemeyle heyecanlıyken, herhangi bir başka durumda insanlığın geri kalanından çok daha güçlü şekilde onu etkiliyordur ve eşit güçle bencillik…

Birçok sahte mucize ve kehanet ve doğaüstü olay örneği, tüm çağlar boyunca ya karşı delillerle ortaya çıkarıldı ya da saçmalıkları yüzünden kendi kendilerini ortaya çıkardılar ve bunlar insanoğlunun olağan dışılıklara ve mucizevi şeylere olan kuvvetli eğilimi yeterince kanıtlamıştır ve akla uygun olarak bu çeşit tüm ilişkilere karşı bir şüphe doğurmalıdır. (…)

Üçüncü olarak, tüm doğaüstü ve mucizevi ilişkilere karşı kuvvetli bir karine oluşturur, çünkü bunlar bilhassa cahil ve barbar milletler arasında bol bulunurlar veya medeni insanlar bunlardan herhangi birine kabul edildiyse eğer, bu insanlar onları cahil ve barbar ecdattan almış olurlar ki, bu ecdat her zaman genel düşüncelere katılan otorite ve dokunulmaz yaptırımlara bunları nakleder. (…)

Eklemem gerekir ki, olağanüstü şeylerin otoritesini azaltan dördüncü bir sebep şudur: Hiçbiri için tanıklık yoktur, sonsuz sayıda şahit tarafından karşı çıkılmadığı için açıkça ortaya konmayanlar için bile; böylece tanıklık kredisini sadece mucize yok etmiş değildir ama tanıklık kendini de yok etmiştir. Bunun daha iyi anlaşılması için, düşünelim ki, din konuları bakımından farklı olan her şey aleyhtedir ve eski Roma’nın, Türkiye’nin, Siam’ın ve Çin’in dindarlarının hep birlikte sağlam bir temel oluşturması imkânsızdır. Bu yüzden her mucize bu dinlerden her birine işlenmiş kabul edilir (hepsi mucizelerle doludur), çünkü direkt kapsama izafe edilen belirli sistemi oluşturmaktır; böylece aynı güce sahiptir, her ne kadar daha dolaylı olsa da, tüm diğer sistemleri yıkmak için. Rakip bir sistemi yok ederken, benzer şekilde bu sistemi oluşturan mucizelerin kredisi de yok edilir.

Böylece farklı dinlerdeki tüm olağanüstü şeyler zıt vakıalar olarak kabul edilir ve bu olağanüstü şeylerin zayıf ya da kuvvetli kanıtları birbirlerine karşıt kabul edilir. (…)

Her şeyin ötesinde, görünen o ki, herhangi bir mucize için tanıklık hiçbir zaman bir olasılığa erişememiştir, daha çok bir kanıt ve bir kanıta eriştiği varsayıldığında, vakıanın doğası gereği oluşmaya gayret eden başka bir kanıt tarafından karşı çıkılır. İnsan tanıklığına otorite veren tek şey deneyimdir ve bu deneyim, doğa yasalarına güvenmemizi sağlayan deneyimle aynıdır. Bu nedenle, bu iki çeşit deneyim birbirine zıt ise, birini diğerinden çıkarmaktan başka yapılacak bir şey yoktur ve her iki taraftan birine ait olan düşünceyi, geriye kalandan kaynaklanan güvenceyle benimsemek gerekir. Ama burada anlatılan prensibe göre, yaygın dinlerle ilgili işbu çıkarma tam bir yok etme olur ve bu yüzden hiçbir insan tanıklığının bir mucizenin kanıtlayacak kadar kuvvete sahip olamayacağına dair bir kural oluşturmalıyız ve bunu her din sistemi için adil bir temel yapmalıyız.

David Hume
* David Hume’nin Felsefi Eserleri, Edinburgh, A. Black & W. Tait, 1826, cilt. IV, s. 128-9, 133-8, 141-2, 150.

Editör (CMD)
Editör (CMD)http://www.felsefehayat.net
Yazılarını Mavi Melek Edebiyat Topluluğu, Düşünbil gibi dergilerde yayınlama fırsatı buldu. FOL Kitap öncülüğünde bazı kitapların hazırlanmasında görev aldı. Bu kitaplardan bazıları "Sorunsallıkta Yaşamak", Jan Patočka, Plotinos, "Tanrı, Ruh ve Mit", Henri Bergson. 2009 yılından bu yana felsefehayat.net'in (kurucu) editörlüğünü sürdürmektedir.

POPÜLER BAŞLIKLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

DİĞER YAZILAR

REKLAM

Dahası - Ötekiler - BAŞKASI

Orhan Ağabey

Canlanıyor içimde Orhan, Cahit’in altın saatini aldı bir taksici Bizi severler mi? Cahit’den bile çalanlar. Canlanıyor içimde Orhan, Garibin başı dolu Melih’i Aldı geldi bir 35’lik Ben onunla da içtim şiiri. Canlanıyor...

Aşkın Metafiziği Üzerine

Aşk bir belirsizlik halidir ve bu belirsizlik çoğu kez acıya çıkan bir yoldur. İnsanı boğar ve sonra canı istediğinde bırakır, bazen de neşelendirir, bazen...

Kisaroyim: Haklı Ölümün Dillenişi

"Ölüm başlangıçtır" demişti bir kardeşim. Ben de diyorum ki ölüm asla düşmanımız olamaz. Bunu biliyorum. Zamanın güçlerinden bağımsız bu metni yazmak boynumun borcu; azınlığın,...

Hayyam Rubaileri -XIII-

241. Benim yasam artık şarap, çalgı, eğlenti; Dinim dinsizlik, bıraktım her ibadeti; Nişanlım dünyaya: Ne çeyiz istersin, dedim: Çeyizim, senin gamsız yüreğindir, dedi. 242. Benden Muhammet Mustafa' ya saygı ve...

Yalnız Olmanın Yalnızlığı

Gün boyu dolanıp durmuştu. Artık ayakları ağrıyordu ama pes etmek yoktu. Bugünü de yalnız geçirmeyecekti. Elbet telefonu çalacak, elbet biri kapısını yumruklarcasına çalacaktı ve...

Sarhoş Gemi

Ölü sularından iniyordum nehirlerin Baktım yedekçilerim iplerimi bırakmış; Cırlak kızılderililer, nişan atmak için Hepsini soyup alaca direklere çakmış. Bana ne tayfalardan; umurumda değildi Pamuklar, buğdaylar, Felemenk ve İngiltere; Bordamda gürültüler,...

Gel Bana Tanrı Ol!

Milyonlarca kelimenin içinden 'seni' seçmek o kadar anlamlı ki.. Oysa henüz aşkı kaldıracak kuvvetim yoktu. Onca kelime içinden 'sensizliği' yaşatma bana... İlk olmasına rağmen...

Deliliğin Ruha Bulaşması

orospuların vicdanından kopardığım kırıntılarla besledim aç köpeklerimi sadakatin masalında hep kaybederek boşalttım ruhumun zehrini evet ben kaybedenim suçsuzluğun azabında kavrulan küçük çocuk annesinden korkan dev o benim yağmur yağarken kaçkınca...

Devrim

Bir devleti hiçbir şey yenilik kadar rahatsız etmez: Değişiklik hep kötülüğe ve zorbalığa yol açar. Bir tek parça bozulunca düzeltilebilir: Her şeyin özündeki bozulma...