Geldim burada durdum bu pişmanlığın içinde.
Gitmeyi istedim yollar kadar.
Üstelik duraklarına da uğramamıştım çoktandır yüreğimin.
Kafam karışmasın, kalbim bir daha ağrımasın diye kalmanın acısına.
Kalmak dört duvar beş hece içinde kalan çığlığım, sesi solgun çocukluğum, kayıp fotoğraflarım…

Şiir söyleyince biraz kısalıyor bu uzun cümlelerim, biraz diniyor sanki bu acı ama hala çok uzun bir hikâye gibi duruyor bu yazgı, hala şüphe dolu yüreğim, hala kırık ve soğuk bu hava ve hala kanatları yok defterime çizdiğim kuşlarımın.

Aslında sadece kuşlarımı uğurlayacaktım. Kimsesizliğe bir göç ve birkaç sözcük kadar bakacaktım arkalarından. Kuşlar gittikten sonra bir daha gökyüzü demeyecektim ve hiçbir mavi beni yoldan çıkarmayacaktı. Hiçbir güç beni içine çekmeyecekti. Kendimi itecektim bu boşluktan, ayaklarım uçurumları yazacaktı.

Bir daha bir eve girmeyecektim hiçbir kapıya bakmayacaktım, çalmayacaktım hiçbir zili korkuyla. Karşımda beliren yüze bakmayacaktım pişmanlıkla. Oturup ağlamayacaktım artık dünyaya. Sadece gelip geçecektim bu dünyadan. Konuşmayacaktım insanlarla, nasılsın, nasılsınız demeyecektim hiç kimseye. Dünyanın kalbine dokunup bir duyguya sahip olmayacaktım. Korkularımın uçurumunda durmayacaktım. Bir kalabalığa karışınca sakınmayacaktım kalabalığın sözlerinden, ayaklarım titremeyecekti kendini anlatamamaktan, yüzümü asla asmayacaktım hiçbir kelimeye. Tavana baktığımda her ip bir intihar düşüncesi bırakmayacaktı gözlerimde. Bunların hiçbirine kendimi mecbur bırakılmış hissetmeyecektim. Ama başıma yaşamak denilen bir şey geldi. Yaşadım. Yaşamanın ağırlığı altında kalarak devam ettim. Hayatı asmaya kalkıştığım her kelimede bir virgül bıraktım ardımda. Ama oldu, ol diyen her şeyin adına bu acıda kaldım ve gidemedim. Ama oldu, her tavan hala gözlerimde bir ip bırakıyor, her duvar hala soğuk ve gri bir cinneti andırıyor.

Ama oldu, kelimeler öğrendim kelimeler yazdım. Bir cümle kurdum bir düş eksildim, bir acı fazlalaştım. Ama oldu, korkularla sığındım bütün gecelere. Geceler acımı örtmedi sabaha kadar, üşüdüm. Ama oldu, öğrendim ve bildim. Bilgi acımla tanıştırdı beni. Öğrendiğimden beri yanlışlara uğrayıp durdum, doğruya asla varamadım. Ama oldu, kalabalığa karıştım, fazlalaştı yalnızlığım onca kalabalığın içinde. Dağınık durdum toplanamadım hiçbir masadan. Her bitirilen kitap gibi buruşturulup atıldım tozlu rafların içine. Ama oldu, kuşlara heveslendim, gitmeyi öğrendim. Ama oldu, yeryüzünün sınırlarına uğradı çığlığım asla kimliksiz kabul edilmedim bir hiç olarak. Bir adım, soyadım ve ait olduğum bir ülkeye yazıldım. Yazıldım ve kaldım orda. Ama oldu, mutlu görünmemi söylediler mutsuzları kabul etmez dediler dünya. Ama oldu, polyanna kadar iyimser davrandım dünyaya. Yüreğim yanlışa düştü, acım boşluğa, ismim bir kimliğe, hiçliğim varlığa denk geldi.

Ama oldu, ol diyen her şeyin adına kaldım bu acıda. Yaşamak denilen bir şey geldi başıma her sabah korkuyla başladım dünyaya. Yaşamın bana zorla dayattığı var olma cinayetini işleyerek ve derin bir sessizlikle yutkunarak dünyada. Kaldım ve göz yumdum bu acıya. Yüzüm, artık utançtan fazla bir şey. Yaşamanın ağırlığı altında kalan zayıf bedenimi ayakta tutmaya çalışan bir maskenin sakladığıdır yüzüm.

Sonya Bayık

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.