Korona virüsünün tüm dünyayı etkilediği bu günlerde özgürlük üzerine düşünmekte yarar vardır. Evde kalmaya mecbur olduğumuz şu sürede, özgürlüğümüz de bir miktar kısıtlanmıştır. Özgürlük nedir ve mutlak özgürlük var mıdır?

Özgürlük üzerine düşünmüş iki önemli kişi Immanuel Kant (1724 1804) ve Jean Paul Sartre (1905 – 1980) adlı filozoflardır. Kant özgürlüğü kişisel ve toplumsal özgürlük olarak ikiye ayırmıştır. Kişisel özgürlük kişinin ahlak anlayışına bağlıdır. Ona göre gerçek ahlak, dışarıdan bir zorlama olmaksızın kişinin kendi davranışlarını özgürce seçmesi olarak tanımlanır. Fakat kişi gerçekten özgür müdür? Zira toplum kuralları ve yasaları insanın özgürlüğünü büyük çapta kısıtlar. Her toplumda var olan sosyal kurallara Kant ‘hukuk alanı’ demiş ve bu alanın her zaman dışsal bir zorlamayı da beraberinde getirdiğini belirtmiştir. Şu halde Kant’a göre özgürlük vardır ama mutlak değildir.

Özgürlük kavramı nedensellik ilkesiyle yakından ilişkilidir. Dünyada her olayın bir nedeni olduğunu kabul edersek, nedenler birbirlerine bağlı olacaklarından bir ilk neden olması gerekir. İlk nedenin ise nedeni olmamalıdır. Zira ilk nedenin bir nedeni varsa, sonsuz bir döngü içine girmiş oluruz. İnsan zihni ise sonsuz döngüde kaybolmayı istemez, çünkü sonsuz döngü insanı delirmeye kadar götürür. Eğer bir ilk neden varsa, o ilk nedenin nedeni olmamalıdır. Şu halde ilk nedeni oluşturanın özgür iradeye sahip olması gerekir. İlk nedeni oluşturanın, mutlak özgür irade sahibi olan Allah olduğu kabul edilir. Allah’ın doğmadığı inancı da ilk nedenin varlığını onaylar. Çünkü Allah doğmuş olsaydı onu doğuranın da olması gerektiğinden, ilk nedene ulaşılmamış olurdu. Demek ki, ilk nedenin varlığını kabul etmek, fizik dünya dışında metafizik bir dünyanın varlığını da kabul etmek demektir.

Fizik dünyada yaşayan insanın özgürlüğü üzerine düşünmüş olan Sartre, “insan özgürlüğe mahkûmdur” demiş ve varoluşçuluk felsefesini geliştirmiştir. Ona göre insan olmak, insan onuruna yakışır şekilde yaşamak ve varoluş sürecine katkıda bulunup sorumluluğunu kabullenmek demektir. İnsan dünyaya bir taş gibi fırlatıldıktan sonra aldığı her kararın sorumluluğunu özgürce yüklendiğinde özgürlüğe mahkûm olur. Sartre, doğduğumuz koşulları belirlememizin mümkün olmadığını kabul etse de, bizi saran koşullar karşısında aldığımız kararların sadece kendimizi değil, tüm insanlığı etkileyeceğini de savunur. Sartre’ın varoluşçuluk felsefesinde özgürlük vardır ve insanlar kararlarında özgür olsalar da, alınan kararlar tüm insanları etkiler.

Sartre’ın bu görüşünü Kuantum kuramı da destekler. Kuantum kuramına göre olaylar arasında mutlak bir belirlilik (determinizm) ve nedensellik (kozalite) yoktur. Olaylar belli bir olasılıkla ortaya çıkarlar ve gözlenip belirlenebilirler. Her nesne hem bağımlı hem de bağımsızdır. Zira her nesnenin hem dalga hem parçacık özelliği vardır. Dalgalar bağımlılığın parçacıklar ise bağımsızlığın göstergesidir. Şu halde doğada her var olan, insan dâhil, hem bağımlı hem bağımsızdır. Bağımlılık belirliliği, bağımsızlık ise belirsizliği içerir. Belirlenmiş olan ise özgür davranamaz. Isaac Newton (1643 – 1727) doğada belirlilik olduğunu iddia emiş ve her sonucun bir nedene bağlı olduğunu söylemiştir. Fakat Kuantum kuramı belirsizliği savunmakta özgürlüğe olanak vermektedir. İnsanın özgür olduğunu kabul etmek, onun bir klasik fizik varlığı olmadığını, aksine bir Kuantum varlığı olduğunu kabul etmek demektir. Demek ki, insan bağımsız olduğu oranda özgür ve bağımlı olduğu oranda mahkumdur. Sartre da insanın kendi mahkumiyetini oluşturduğunu söyler. İnsanın özgürlük alanı sonsuz olmasa da, bu kısıtlı özgürlük alanı içinde ne tür kararlar aldığımız önemlidir. Yaşantımıza nasıl şekil verdiğimizi ve kararlarımızı nasıl aldığımızı düşünelim. Kararlarımızı etki-tepki yasasına göre mi, yoksa kendi özgür irademizle mi alıyoruz? Etki-tepki yasasına göre özgürlük mümkün değildir. Aldığımız kararlarda akıl ile mantığımızı kullanıyorsak her gelen etkiye eşit bir karşı tepki göstermemiz gerekmez. Uygar insan nerede ve ne kadar tepki göstermesi gerektiğini bilen insandır. Uygar insan aklını ve mantığını kullanarak duygularına ve hırslarına hâkim olur. Uygar isek, aldığımız kararların sorumluluğunu da yüklenmeliyiz. Zira her yetkinin bir sorumluluğu olmalıdır. Sorumsuz yetki hem akla hem vicdana hem de hukuka aykırıdır.

Doç. Dr. Haluk Berkmen

1942'de İstanbul'da doğmuştur. 1966'da İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi, Fizik-Matematik Bölümünden mezun olmuş, 1970'de İsveç, Lund Üniversitesi, Teorik Fizik Kürsüsü-Nükleer ve Atom Enerjisi alanında doktora almıştır. 1970 - 1980 arası ODTÜ Fizik bölümünde öğretim üyeliği yapan Berkmen, 1979'da Yüksek Enerji Fiziği dalında doçent olmuştur. 1980 ile 2002 yılları arasında Viyanadaki Uluslararası Atom Enerjisi Ajansında çeşitli görevler yaptı ve 30 Eylül 2002'de Birleşmiş Milletler UAEA'dan emekli olup İstanbul'a dönmüştür. Yerli ve yabancı birçok dergide çeşitli konularda onlarca makale yayınlamıştır. Üniversite seviyesinde yayınlanmış Fizik ders kitabı bulunmaktadır. Yıllardır İlkin Türkçe, felsefe, sufizm, ezoterizm ve spiritüalizm konularında araştırmalar sürdürmekte olup değişik konularda konferanslar vermekte ve makaleler yayınlamaktadır.

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.