İnsan hayata şehirler arası terminallerden gideceği yeri ya da artık tamamen terk edeceği şehirden gitmek için bir otobüsün gelmesini beklerken hayattan gidebiliyordu. Bekleyişlerden birer fotoğraf albümü alıp elimize o bekleyiş anında bakıyorduk insanlara. İnsan yüzleri, tedirginlikleri, koşuşturmacaları, isyanları, hiç bitmeyen ve sürekli bir endişeyle yaktıkları sigaraları, hayata bıraktıkları ve son bir terminalden artık terk edecekleri bir şehre emanet bıraktıkları hayat kırıklıkları…

Hepsinin yüzünde bir endişe, bir yorgunluk, bir bekleyiş, uzaklara uzun dalmışlıklar, hepsinin yüzünden okunabilecek hikayeleri.

Bize anlatacakları hiç bir şeyleri kalmamış gibi bakan umutsuz gözleri…
Hiçbiri mutluluğu kuçaklamamış gibi ve bir an önce gelecek otobüse binip artık bir otobüs camının kenarından yollara bırakmak isterdi acılarını, hesaplarını ve yorgunluklarını. Belki de bu yüzden bir yolcu hep cam kenarında oturup artık oradan hep bir yolculuğa bırakmak ister bedenini, yorgun ruhunu ve umutsuzlukları tutmaktan yorulmuş ellerini, avuçlarını.

Uzun yolculuklar belki de bir insanın ruhunu kurtarmak için kaçıştır. Ya da hiç bitmeyecek bir yolculuk. Belki de sahip oldukları her şeyden kaçmak isterdi insan. Mesela hiç bir şeye sahip olmamak, hiç bir yere ait olmamak nasıl diye düşünüyordu. Ya da kimliksiz olmak nasıl bir duygudur diye düşünebiliyordu artık. Yol çizgilerinden hayata doğru yolculuktur bu. Bir kaçış bir yorgunluktur bu.

Terminaller tesadüflerle, hikayelerle ve terkedişlerle doludur ve her yolcu giderken ardında sadece dilsiz, imzasız bir hikaye kahramanı bırakır yalnızca.

İnsan bir insanın yüzünden hayatını okur orada. Hızlı ve tedirgin bir şekilde attığı adımların artık onu nereye götüreceğini bilmeden.

Sonsuz bir yolculuğu düşleyen ruhların toplandığı ve artık kendini kurtarmak için bir yolculuğa sıkıştırmak istedikleri bedenlerin içinde kendisine bir beden büyük ya da bir beden küçük gelen hayatların insanları… Bu yolculukların yaralarını yazanlar ve hissedenler. Kendisi de hayattan ruhunu kurtarmaya çalışan kelimelerle yüz göz olmuş kendini bilmezler…

Uzun uzun bakanlar acaba ne düşünür bir otobüs camının kenarından hayata doğru yolculuk yaparken?

Dünya ne kadardır diye düşünürler mi acaba?
Hayat ne kadardır ?
Umut ne kadardır?
Kaç defayım ben derler mi acaba?
Ya da kaç defa düşeceğim hayatın ellerinden diye?
Gerçekten düşünürler mi hep?
Bir başlangıç mı bu yolculuklar ya da bir bitiş mi yol çizgileri diye?

Ve ne kadar düşünse de insan kafasındaki bu sorulara tek bir cevap verir terminaller:
“Otobüs saatiniz gelmiştir. Hayattan kurtarmak için ruhunuzu bıraktığınız bir otobüs camının kenarından size, acılarınıza ve bedeninizdeki yorgunluğa iyi yolculuklar…”

Sonya Bayık

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.