2020 yılının Mart ayında başlayan COVID-19 salgını insanların yaşam tarzında ve tininde derin etkiler yaratmıştır. Genelde tin ile ruh kavramları eşdeğer sayılsa da, tin ruhtan farklıdır. Tin kavramını “psiko-sosyal yönümüz” olarak tanımlamak mümkündür. Zira batı dillerinde tin ve ruh farklı sözlerle tanımlanır. Almanca tin sözünün karşılığı Geist sözüdür. Alman filozof Freidrich Hegel (1770 – 1831) “Phenomenologie des Geistes” adlı eserinde bu kavramı kullanmış ve eseri Türkçeye “Tinin Fenomenolojisi” olarak çevrilmiştir. Tin ile ilişkili olan Zeitgeist sözü, belli bir zaman aralığında dünyada kabul gören bilim, sanat ve ahlak anlayışı ile ekonomik ideoloji anlaşılmalıdır. Günümüzün tini ise tüm dünyada bir yabancılaşma şeklinde etkin durumdadır.

Yabancılaşma kavramının Sosyolojik, Ekonomik ve Kültürel boyutları vardır. Yaşadığımız pandemi döneminde insanların tini her üç boyutta sarsıntı geçirmektedir.

Sosyolojik Yabancılaşma

Salgın başladıktan sonra insanların sosyal etkileşimleri büyük bir darbe yemiştir. Artık kimse bir araya gelip bir etkinlik yaşamak istememekte, salgın hastalığın bulaşması olasılığı korku boyutunu aşmış, panik boyutuna ulaşmıştır. Ne el sıkmak ne de sosyalleşmek mümkün olduğundan, toplumda yabancılaşma en aşırı boyutlara ulaşmış durumdadır. Birçok ülkede yabancılaşmanın boyutu yabancı düşmanlığına ve ırkçılığa dönüşmüş durumdadır. Mülteci almak istemeyen Avrupa ülkeleri, bu salgını fırsat bilip sınırlarını hepten kapatmışlardır.

Eğer yeteri kadar geriye bakıp tarihin derinliklerine uzanacak olursak, görürüz ki “gerçekten yerli” denebilecek toplum çok az sayıdadır. Amerika yerli halkı olarak kabul edilen Kızılderili grupları dahi yeni kıtaya Bering kara köprüsü üzerinden Asya’dan gidip yerleşmişlerdir. Daha sonraları Avrupa’dan Amerika kıtasına göç edenler de başlangıçta yabancıydılar. Fakat silah güçleri sayesinde Kızılderili halkları dar bir bölgeye sürerek yabancılaştırmışlardır. 21ci yüzyılda aynı durumun Avrupa’da yaşanmakta olması sosyolojik yabancılaşmanın hazin durumunu gözler önüne sermektedir.

Ekonomik Yabancılaşma

COVID-19 salgını birçok iş yerinin kapanmasına ve binlerce insanın işsiz kalmasına neden olmuştur. Sosyolojik yabancılaşma yetmezmiş gibi, insanlık bir de ekonomik yabancılaşma ile mücadele etmek durumundadır. Bu zor dönemde ekonomik gücü elinde bulunduranlar hem yabancılaşmakta hem de yabancılaştırmaktadırlar. Ekonomik güç günümüzde “Medya” denen sesli ve yazılı iletişim araçlarının eline geçmiş durumdadır. Zira hemen herkes internet ile alışveriş yapmakta, internetten satış yapan şirket ve kişiler büyük kazançlar sağlamaktadırlar. Eğitimin bile internet üzerinden yapılacağı yaygın olarak söylenmekte, eğitimin ve öğrenimin kalitesi sorgulanmaktadır.

Ekonomik yabancılaşmayı ilk ele alan ve yorumlayan kişi filozof Karl Marx (1818 – 1883) olmuştur. Marx, yabancılaşma kavramını işçi sınıfının emeğinden ve kendi üretiminden uzaklaşması olarak yorumlamıştır. Kapitalist toplumlarda işçi-işveren ayırımı ekonomik yabancılaşmaya ve farklı gelir düzeyleri farklı yaşam tarzlarına yol açmıştır.

Kültürel Yabancılaşma

Ülkemizde ekonomik ve kültürel yabancılaşma iç içe geçmiş durumdadır. Kültürü tanımlamak gerekirse, “belli bir coğrafyada yaşayan bir toplumun değer yargılarını oluşturan tüm maddi ve manevi üretimler” kültürü oluşturmaktadır. Kültürün önemli bir öğesi olan din de yabancılaşmaya neden olabilmektedir. Zira dini alet ederek yaratılan farklı değer yargıları yaşam tarzını da etkilemiş, toplum içinde iki farklı kesim oluşmuş ve birbirlerine yabancılaşmışlardır. Farklı değer yargıları hem yaşam hem de giyim tarzına kendini belli eder olmuştur. Kültürel yabancılaşmayı dinlenen müzik türünde dahi görmekteyiz. Doğu kültürünün ve özellikle tutucu yargıların etkisiyle her türlü batı sanatı ve özellikle opera, bale ve klasik batı müziği küçümsenir olmuştur. Kapalı bir bölgede yaşamak veya belirli düşüncelere kapalı olmak, yabancılaşmanın üzücü bir boyutudur. Pandeminin de etkisiyle, insanlar kendilerini çevreden soyutlamaları, kendi içlerine kapanıp dünyada olan bitenlerden uzaklaşmaları, hem kişisel hem de toplumsal tinde derin yaralar açmış ve salgın sürdükçe de derin yaralar açmaya devam edecektir.

Doç. Dr. Haluk Berkmen

1942'de İstanbul'da doğmuştur. 1966'da İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi, Fizik-Matematik Bölümünden mezun olmuş, 1970'de İsveç, Lund Üniversitesi, Teorik Fizik Kürsüsü-Nükleer ve Atom Enerjisi alanında doktora almıştır. 1970 - 1980 arası ODTÜ Fizik bölümünde öğretim üyeliği yapan Berkmen, 1979'da Yüksek Enerji Fiziği dalında doçent olmuştur. 1980 ile 2002 yılları arasında Viyanadaki Uluslararası Atom Enerjisi Ajansında çeşitli görevler yaptı ve 30 Eylül 2002'de Birleşmiş Milletler UAEA'dan emekli olup İstanbul'a dönmüştür. Yerli ve yabancı birçok dergide çeşitli konularda onlarca makale yayınlamıştır. Üniversite seviyesinde yayınlanmış Fizik ders kitabı bulunmaktadır. Yıllardır İlkin Türkçe, felsefe, sufizm, ezoterizm ve spiritüalizm konularında araştırmalar sürdürmekte olup değişik konularda konferanslar vermekte ve makaleler yayınlamaktadır.

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.