yalnizlik-iyidir-halil-varol
Foto: Can Murat Demir

Fikri işkence

Fikri yalnızlık. Ya da yalnızlığın metafiziği diyorum ben ona. İnsanı acımazsızca ezen, tek başınalığa iten ve melankolinin dar boğazlarına sürükleyen bir kötü huylu cin. Derin bir iç çekişin kaynağı ya da ümitsizliğin en saf hali. Boynuzlarında dünyayı taşıyan bir insanın yüküyle özdeş bir ağırlık, hayatın yaşanmasını zorlaştıran tek acı.

Fiziki yalnızlıktan farklı olarak, telafisi mümkün olmayan, insanı dışlayan bir serzenişin yankıları… Dış dünyaya kapalı bir vücudun artık ruha hükmedememesi ve bu sayede kendi içine kapanarak çaresizliğe gömülmesi durumu. Yalnızlığın en ölümcül safhası. Kendine kalmanın en acılı görünümü. Fikri yalnızlık, toplumsallıktan veya insan ilişkileri teorilerinden farklı cereyan eder ve kesinlikle insanın umutsuzluğunu besler.

Bu ölümcül yalnızlık, hayvansallıktan (doğal içgüdülerinden) uzaklaşan, modernleşmeye çalışan insanın değil; kendisini aşan, bu aşmanın verdiği sancıyla debelenen ve bunu paylaşamayan insanın derdidir. Bir seçimin ve bedel ödemenin en kişisel sonucudur.

Eş-ruh arama veya acıya bir kişiyi daha ekleme isteği

İnsan öyle bir radde gelir ki artık bu sorunla baş edemez, sonuçta katatonik bir hal alarak içten içe kendisine ortak aramaya başlar. Bunu dillendirmese de kendi içinde hesaplaşmalara ve arayışa yönelir. Ortak dertler, acı, beslenme, korku, müzik, sanat gibi yüksek değerlerle yola çıkarak kendisini bir diğer ruha adamaya hazırlanır. Onunla ortak potada ruhunu erimek ister. Acısını ve tüm yalnızlığını bir başka ruhun içine akıtmak ve bunu yaparken tüm ruhunu damıtmak ister. Bu sayede kristalize edilmiş hayat, eş ruhun madenlerinde eritilmeye hazır hale gelir. Bu bir birlikteliğin ilk adımıdır. Birlikte ölme isteğinin damarlarda hissedildiği bir ayin gibidir. Sıradan insanlardan farklı olarak, yalnızlık zehri bu sayede atılmaktadır. Yalnızlıktan serseme dönen ruh için bir hayvan dışkısı gibi görünen hayat bu sayede bir nimet gibi kabul görür.

Sonuç; ruh artık zehrini akıtacak bir başka beden bulmuş ve ona tüm hayatının anlamını yüklemiştir. Bu tedavi yöntemi bizim için en sağlıklısı ve en zevklisidir.

Kendine katlanmanın çoğalması ya da insanın bu çoğul hali kendini tatmin etmede kullanması. İşte bu yalnızlığın zehrine karşı başka bir panzehirdir. Bu kısaca şudur: kontrolsüz acı bertaraf edilir ve çöküntü içsel dinamikler(yaratıcılık, farklılık, sanatçılık, kendinde güçlü olma) sayesinde giderilir, son olarak, kişi şu yola (Schopenhauer gibi) başvurur:

Kendime yetiyorum!

Yettiğimi biliyorum. Ve bunun için kimseye ihtiyacım olmadığını da ispatlayacağım. Mutluluğu ancak bu yalnızlıkta bulduğumu haykırmalıyım. Bu varsanım, yalnızlıktan kurtuluşun en kişisel yoludur. Ve bu insanın kendisini bilerek kandırmak zorunda olduğu tek travmadır.

Kendine katlanma, yalnızlık, sezgilerdeki parçalanmışlık, depresyon, acı gibi bir arada çalışan elemanlar sayesinde insan kendisine bir ortak bulduğunda hayatı da bulduğunu anlayacaktır. Bu bağlamda hayatı unutmak istemeyen insanın en faydalı buluşudur diyebiliriz. Bu sayede insan sürekli kendisini acıya, korkuya aç bırakarak, aşkın ve birlikteliğin o dinçleştirici iksirini damarlarında hisseder.

Bu teşhis ve tedavi, acının sağaltılmasının kısa bir tarihidir. Tüm sıra dışı ilişkilerin-aşkın- büyüsüdür. Hayatı onaylayan ruhların bir araya gelerek oluşturduğu tek metafiziktir. Aşka katlanabilirlik katsayısının ya da onun içini yeniden doldurma gayretinin diğer adıdır. Hayatı yaşama ya da bu hayatta ölerek yaşama tercihlerinin yapıldığı tek insani makinedir.

Can Murat Demir

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.