Benlik veya ‘ben’ kavramı üzerinde hem psikologlar hem de filozoflar değişik fikirler yürütmüşlerdir. Sigmund Freud (1856 – 1939) psikolojisinde ben kavramının karşılığı ego sözüdür. Egosu güçlü olan bir kişi kendine aşırı önem verir ve yaşadığı her olayda kendini merkeze koyup önemser. Genelde “Kimsin?” sorusuna dış dünya değerleriyle yanıt verilir ve kimlik tanımı yapılırken evliyim, bekârım, tahsilim şudur, sahip olduğum mevki şudur, şeklinde açıklamalarda bulunulur. Yani, ‘ben’ derken, ‘bana ait’ demek istenir. Kişi benlikten söz ederken kendi özünden söz etmez; çünkü öz dış dünya kavramlarıyla tanımlanamaz. Öz, bütünsel tözün uzantısıdır; insanın kendiliğidir. Töz ise bir enerji alanı bir cevher veya bütünsel ruh olarak tanımlanabilir. Bu bakımdan ‘Ben’ veya ‘Benlik’ kavramına çeşitli yorumlar yapılmış, değişik anlamlar yüklenmiştir.

Batı felsefesinde benlik iki yönüyle incelenmiştir. 1. Özne olarak benlik ve 2. Nesne olarak benlik. Özne olarak benlik aktiftir ve dış dünyada etkindir. Nesne olarak benlik ise pasiftir ve dış dünyadan etkilenir. Ama her iki yaklaşımda da fiziksel bir dış dünyanın var olduğu kabul edilerek “ben ve ben olmayan” ayırımı yapılır. Oysaki dış dünya bilincimizden bağımsız değildir.

Benlik bilgisine düşünce ile ulaşılabileceğini savunan düşünür René Descartes’tır. Bu yüzden “Düşünüyorum, öyleyse varım” demiştir. Ona göre içebakış ile ulaşılan ben bilgisi yanlış olamaz, zira ben bilgisinde özne ile nesne ayırımı yoktur. René Descartes (1596 – 1650) ve onun gibi düşünen batılı filozoflara göre ben ölümsüzdür ve değişmez. Yani benlikte değişim, dönüşüm olmaz; “ben” hep kendisiyle aynı kalır. Zira ruh ebedi ve ezelidir.

Öte yandan David Hume (1711 – 1776) için benlik hep kendisiyle aynı olan ve değişmeden kalan bir şey değildir. Hume için benlik bir algı demetidir ve algılarımızda değişiklik olduğu sürece benlikte de değişimler olur. Immanuel Kant (1724 – 1804) için ise, algılardan ve dış dünya bilgisinden oluşan “fenomenal” benliğimiz olduğu gibi, bir de hiç bilgi sahibi olmadığımız içsel bir benliğimiz de vardır. Bu öz benliğimize “numenal” benlik adını vermiştir. Sezgisel bilgi dış dünyanın tecrübi (ampirik) bilgisinden farklı olup, doğuştan içkin bir bilgidir. Kant’a göre uzam ve zaman sezgiseldir ve içkindir.

Şair ve bilge kişi Yunus Emre (1238 – 1320) benlik kavramını şu sözlerle ret ediyor:

Beni bende demen, ben de değilim,
Bir ben vardır bende, benden içeru.

Bu sözlerle Yunus, Tanrı ile birlik ve beraberlik içinde olduğunu belirtmek istiyor. Günümüzde ise içimizde var olan ikinci benliğe şuuraltı veya bilinçaltı diyoruz. Zira bilinçaltına atılan bilgileri ve duyguları kontrol edemiyoruz. Gündelik yaşamımızda karşılaştığımız nahoş olaylara verdiğimiz tepkilerin çoğu bilinçaltından kaynaklanıyor. Benliğimizin önemli bir bölümü olan egomuz bizi hem koruyor hem de yönetiyor. Yaşantımızı etkileyen ve yönlendiren ikinci benliğimizin nesnesi ve oyuncağı olmak istemiyorsak, her karşılaştığımız olayı bir sınav gibi görüp kendimize şu soruyu sormalıyız: “Bu sınavı geçtim mi, yoksa çaktım mı?” Eğer sınavı geçememişsek, aynı sorunlar tekrar karşımıza çıkacak ve tekrar benzer bir sınavla karşılaşacağız. İnsanlık boyutunda ilerlemek istiyorsak, yaşadığımız nahoş ve sinir bozucu her olayda payımızın ne kadar olduğunu düşünüp kendimize sormamızda yarar vardır. Kendini her olayda haklı gören kişi suçu hep karşı tarafa atar ve kapalı bir dairenin içinde döner durur. Önemli olan, gelişmemizi engelleyen bu kapalı fasit daireyi kırabilmek ve daha ileri bir benlik boyutlarına ulaşabilmektir.

Doç. Dr. Haluk Berkmen

1942'de İstanbul'da doğmuştur. 1966'da İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi, Fizik-Matematik Bölümünden mezun olmuş, 1970'de İsveç, Lund Üniversitesi, Teorik Fizik Kürsüsü-Nükleer ve Atom Enerjisi alanında doktora almıştır. 1970 - 1980 arası ODTÜ Fizik bölümünde öğretim üyeliği yapan Berkmen, 1979'da Yüksek Enerji Fiziği dalında doçent olmuştur. 1980 ile 2002 yılları arasında Viyanadaki Uluslararası Atom Enerjisi Ajansında çeşitli görevler yaptı ve 30 Eylül 2002'de Birleşmiş Milletler UAEA'dan emekli olup İstanbul'a dönmüştür. Yerli ve yabancı birçok dergide çeşitli konularda onlarca makale yayınlamıştır. Üniversite seviyesinde yayınlanmış Fizik ders kitabı bulunmaktadır. Yıllardır İlkin Türkçe, felsefe, sufizm, ezoterizm ve spiritüalizm konularında araştırmalar sürdürmekte olup değişik konularda konferanslar vermekte ve makaleler yayınlamaktadır.

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.