Yağmur yağıyordu çocuk ve sen yağmura teslim ediyordun gözyaşlarını.
Temizlemek istiyordun gözlerinden akan yaşlarını yağmurlarda.
Islanmak istiyordun, çokça ıslanmak.

Bir camın buğusuna çiziyordun yollarını çocuk, nerede olmak istediğine nereden kaçıp gitmek istediğine. İçinin derinliğine doğru bir yol çiziyordun. Ve bu yüzden yol çizgilerine takılıp kalıyordu hep gözlerin. Hiç bitmesin istiyordun bu kendine doğru yolculuğun. Kendi hiçliğine, kendi reddedilişine doğru olan…

Oysa kaldırımlar geri kalıyordu yollardan. Orada tamda orada gitme telaşıyla binince arabalara bütün hayatını bırakıyordun. Aileni, ülkeni, inandıklarını ve yaralarını… Sen siyahları sürüyordun yüzüne.

Karanlığa inanıyordun çocuk. Acım geçer diyordun oysa daha acılı bir gülüş vardı yüzünde. Unutmak istiyordun kendini. Varlığını unutmak… Yokluktan yana bir huzur düşüyordu yüreğine. Başını kaldırıp, kalbinin simsiyah gökyüzüne bakıyordun.

Bulutların çok ağlıyordu çocuk. Ayakların bir hiçlik bırakmıştı senden geriye. Ve kalkıp ayağa, kanayan dizlerine, kendine rağmen yürüdün. İnanmadığın bir yoldaydın artık ama korkmuyordun.

Parmakların simsiyah bir geleceği yazıyordu. Umutsuzcaydı her şey. Gökyüzünden bulutlarını alıp gidiyordun, ağlamamak için… Yolculuğa çıktın darmadağın olan ruhunun parçalarını toplamak için. Topladığını sanıyordun ruhunu ama bedeninin parçaları dökülüyordu şimdi de.
Ve sen çocuk, toplayamadın kendi içini. Yüzünden, gözünden düşenleri toplayamadın.
Cebinden düşürüyordun hayatını… Kırılmıştı, kırıldıkça üstüne basıp gidiyordun. Yollardan geriye işte bunları bıraktın. Yolları “Gitmek” sandın çocuk Yolları “Bitmek”…

 

Sonya Bayık

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.