Emmanuel Levinas Röportajı: “Başka ve Başkalık” 1993

-İyi akşamlar, Emmanuel Levinas. “Tanrı, Ölüm ve Zaman” 1975-76 akademik yılında verdiğiniz derslerin metinlerinden oluşuyor. O halde gelin sizi tanıtayım. Hiç şüphesiz Fransız düşüncesinin en önemli düşünürlerinden birisiniz… Ancak bununla beraber, pek fazla kişi sizi tanımıyor. Çünkü, nasıl denir, bugünün deyişiyle medyada pek yer almıyorsunuz.

Doğrusu, okurlarım ile pek bir tanışıklığım yok. Dile getirmese de beni takip eden pek çok kişi vardır muhtemelen. Veyahut kamuya açık biçimde değil de, baş başayken bunu ifade ediyorlar. Mesela bugünkü gibi bir fırsat doğduğunda. Gerçi şans sayılabileceği gibi talihsizlik de olabilir bu.

-Peki, tek başına ve titizlikle ilerleyen düşünme süreciyle kıyasladığınızda… Kitabın yayımlanmasını izleyen bu patırtı, şamata ve ün hakkında. Tam olarak ne düşünüyorsunuz?

Açıkçası, bir hazırlık yapmadan, metinlerle önceden bir bağ kurmadan. Genel veya özel fikirlerin kamuya açık tartışmalara taşınmasından sakınıyorum. Sözlü öğretimin yazılı şeyleri daima derinleştirmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu açıdan, fiziksel hareketler, yazma eylemi kadar önemlidir.

-Pekala, sizi hızlıca tanıtayım. 1906’da Litvanya’da doğdunuz. Önce Rusya’ya, ardından Fransa’nın Strasbourg şehrine göç ettiniz. Orada bir yandan felsefe okumaya başlarken… öte yandan Maurice Blanchot ile arkadaşlık kurdunuz. 1928’de Husserl ve Heidegger’den eğitim almak için Freiburg’a gittiniz. Ve sonra, malumunuz, savaş çıktı, kamplar kuruldu, Nazizm yükseldi. Bu tarihi trajedinin düşüncelerinizin özüne işlediğinizi söyleyebiliriz. Görünüşe göre, gerçi bunun doğru bir özet veya tanım olup olmadığını siz söyleyeceksiniz. Ama düşünceniz, genel itibariyle birbirinden oldukça ayrı duran alanların… Bir kesişim noktasında gibi duruyor. Birbirinden bihaber gelenekler arasında… Bıkıp usanmadan bir diyalog kurmaya çalışıyor gibisiniz. Burada özellikle Batı felsefesi ile Yahudilik felsefesine atıfta bulunuyorum… ama aynı zamanda sizin için oldukça önem teşkil eden Rus edebiyatı ile Alman fenomenolojisi için de geçerli bu. Böylesi bir kesişim noktasında bulunmak bir tercih mi, yoksa bu yüzyıl tarihinin nihai bir sonucu mu?

Bir seçim değildi. Şu anlamda: Mesele, bir şeyleri araştırıp her seferinde. bundan ne aldım diye merak etmek değildir, değil mi? Özgün bir düşünce, samimi bir düşünce metinlere, özellikle de büyük metinlere. Genellikle birbiriyle sanıldığından daha fazla uyuşan birkaç büyük metne başvurur. Ancak tabii ki özgür bir biçimde farklı yazarlara başvurmak da faydalıdır. Ama daha derin bir tefekkür anlamına gelmez bu. Kendisini mükemmel bir ifadeye, kapsamlı ve hakiki bir tartışmanın kaynağı olabilecek büyük bir ifadeye bağlayan bir düşüncedir bu.

-Sizin “Başka” ve “Başkalık” meselesiyle ilgilenen ön önemli düşünür olduğunuzu söyleyebiliriz. Daima “Başka” ile kurulan ilişkiyi gerçekte neyin oluşturduğunu düşündünüz?

Bu noktada, en sevdiğim meselelerden birine temas ettiniz. Güzel gelişmelere öncülük eden bir fikir olduğundan değil… insan denilen şeyin merkezinde yer alıyormuş gibi göründüğünden seviyorum. İnsanın özü olduğundan. Yanlış anlaşılma olmasın. Bu düşünce biçiminde insanın gerçek anlamda ne olduğu ve “Başka” ile olan ilişkinin ne olduğu arayışı vardır daima. “Başka” ile olan ilişki bana insanlığın ve hatta insanın tanımı, ana özelliği, büyük gizemi gibi görünüyor. Gerek bu meseleye gerekse de “Ortaklık” meselesine yaklaşmadan evvel önemli bir miktarda veriyi işleyerek bilgiyi genişletmek istiyormuşçasına sürekli bir arayışta bulundum. Doğrusu, hâlâ şunu bulmanın önemli olduğunu düşünüyorum:

İnsanlar arasındaki hakiki bir diyalogun, insanlar arasındaki gerçek bir konuşmanın. Tabii bu esnada, alıntılar ve tanımlayıcı bağıntıların benimsenmesi hususunda oldukça dikkatliyim. Ancak esas olan, insanın insanla olan ilişkisinde vuku bulur. Şu bağıntıyı aktarmak istiyorum: Aşkınlık dediğimiz şey, yani bu kendinden çıkış hali, insanidir. Bu kendinden çıkış, daima, bir başkası ile olan ilişkiyle gerçekleşir.

Çeviri: Ümid Gurbanov
@umidgurbanov

 

Editör (CMD)
Editör (CMD)http://www.felsefehayat.net
Yazılarını Mavi Melek Edebiyat Topluluğu, Düşünbil gibi dergilerde yayınlama fırsatı buldu. FOL Kitap öncülüğünde bazı kitapların hazırlanmasında görev aldı. Bu kitaplardan bazıları "Sorunsallıkta Yaşamak", Jan Patočka, Plotinos, "Tanrı, Ruh ve Mit", Henri Bergson. 2009 yılından bu yana felsefehayat.net'in (kurucu) editörlüğünü sürdürmektedir.

POPÜLER BAŞLIKLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

DİĞER YAZILAR

REKLAM

Dahası - Ötekiler - BAŞKASI

Kutsanmış

Kapanmayan bir kaç yaram var. Tekrar tekrar kanayan, Ve inançla, aylarca, Evet tam 10 ay önce girdiğim ve son kez dediğim bu savaştan, Tekrar yalnız ve mağlup çıkıyorum. Bunca yıl...

Yerellik ve Dolanıklık

Daha önce yayınlamış olduğum Gerçekliğin Üç Boyutu başlıklı yazımda 17. Yüzyılda, Orta çağın dini baskısına karşı çıkan düşünürlerin Nesnellik, Pozitiflik, İndirgeyicilik ve Yerellik kavramlarını...

The Cell

Anılar, kabuslar ve hastalıklı bir zihin... Sizce bu sayılanlar bir cinayete sebep olabilir mi? The Cell bunu bize görsellliğiyle ve duygusal karanlığıyla ispatlamaya çalışıyor. Düşler,...

Who’s Afraid Of Virginia Woolf?

Bu filmde evli bir çiftin iç döküşleriyle birlikte nasıl vaftiz edildiğine şahit olacaksınız. Gerek psikolojik altyapısıyla gerekse küfürbaz replikleriyle bir ilki temsil eden Who's...

Bin Birinci Gece

Gurbetten gelmişim, yorgunum hancı! Şuraya bir yatak ser yavaş yavaş... Aman karanlığı görmesin gözüm! Beyaz perdeleri, ger yavaş yavaş Sıla burcu burcu... ille ocağım!.. Çoluk çocuk hasretinde kucağım... Sana her...

Murakami’nin Kadınsız Erkekler’i

Türkiye’de hatırı sayılır bir hayran kitlesi olan Japon yazar Haruki Murakami’nin öykülerinin yer aldığı yeni kitabı Kadınsız Erkekler, Doğan Kitap etiketiyle ocakta raflarda olacak....

Akıl Erdiremediğimiz Gerçekler

Kolayca inanma ve inandırılmayı saflığa ve bilgisizliğe vermekte haksız değiliz her zaman. Şöyle bir şey öğrendiğimi sanıyorum eskiden: İnanç ruhumuza bastırılan bir damga gibidir;...

Tarih

"Kişi yaşadığı çağı gereğince bilemez" görüşü pek de yabana atılır bir görüş olmasa gerek. Neden derseniz, tarih, ayıklanmış, düzene sokulmuş bir olaylar bütünüdür; başka...

13 Sayısı Niçin Uğursuzdur?

13 sayısının uğursuz olduğuna ilişkin inanç dünyada o kadar yaygındır ki, yaşamı birçok yönde ciddi olarak etkilemektedir. Bazı ülkelerde evlerin kapılarına 13 numarası verilmez,...