İnsan kendine has bir hastalığın adıdır; bunun yanı sıra kendi kendisinin de ilacıdır fakat bunu idrak edebilen çok azdır. Daha doğrusu bu gücünün farkındalığına henüz erişmemiştir. İnsanın bu aymazlığı ve güçten düşürülmüş hali maddeye ve dünyaya olan bağımlılığıyla alakalıdır belki de.  Bunun yanı sıra evrende olup biten her şeyin merkezinde olduğunu, varoluşun kendisiyle yakın ilişkisini hatırlamak istemez. Bunu neden yaptığını ya da kendisine karşı neden bu denli acımasız olduğunu kestirmek güç, fakat şurası bir gerçek ki her şeyin faili gibi görünen –hatta ilk fırsatta ben tanrıyım diyen– insan ne hazindir ki başına gelen tüm kötülüklerde sürekli başkalarını ya da kendisine biçilen ilahi kaderi sorumlu tutar. Bu kaçıklığın ortasında debelenen insan bir türlü kendisine hak ettiği değeri verememekte ve bu tuhaf ironinin bizatihi varlığını tehdit etmesine izin vermektedir. Bu hastalıklı durum, varoluşun gizemli ve bir o kadar çözüme muhtaç kısımlarıdır, zira yakın gelecekte çözümü mümkün görünmemektedir.

Yukarıda bahsettiğim gibi insan gerçekten de tuhaf ikircikli bir varlık alanına tekabül eder. Bir yandan tüm evreni çözdüğünü, ölüme çare bulduğunu hatta ölümsüzlüğe namzet olduğunu dile getirir, gelin görün ki vaka böyle değildir. Çünkü insan Tanrıdan kopmuş hatta ona sırt çevirmiş, doğa ve insan birbirine düşman kesilmiştir. Peki, bu gayri meşru ayrılığın kökeninde ne var, tabi ki madde ve ona olan müptelalık: insanın kendisine yabancılaştığı dünya planında, salt olarak nefsaniyetin (egonun) emrinde yaşadığını görmemek imkânsız. Bu bağlamda dünya planının ve ilahi düzenin neden bu denli tezat olduğunu ya da bu tezatlığın aslında neye hizmet ettiğini düşünmemiz gerekli diye düşünüyorum. Sonuç olarak bu kritik sorulara verilecek cevaplar, dünya üzerinde vuku bulan kötülüğün varoluş gerekçelerini izah edecektir.

…can acıtmak için sebep üretmekte insanoğlundan daha başarılı bir canlı yoktur.[1]

“Ruhsal Saat Tamircisi” ve “Tanrılar Okulu”

Yukarıdaki alıntı Stefano Elio’nun Tanrılar Okulu’nu anımsattı bana. Lidya Nasman’ın Tanrılar Okulu’nu okuyup okumadığını bilmiyorum lakin her iki metin hem edebi hem de içerik anlamında benzerlikler taşıyor. Öncelikle her iki yazar da insan ve makûs talihinin hikâyesini oldukça spritüal şekilde ele alıyor. Ayrıca insanın başaktör olduğunu sandığı dünyada neden mızmızlandığını hayali karakterler üzerinden okuyucuya oldukça etkili şekilde izah ediyorlar.[2] Nasman Ruhsal Saat Tamircisi’ni yazarken hangi kaynaklardan beslendi tahmin etmek zor ancak benim tercihim Tanrılar Okulu’ndan yana.

Ruhsal Saat Tamircisi’nin cazip taraflarından biri de spritüal bir tavrı barındırması. –Tanrılar Okulu’nda olduğu gibi– mistik bir dil ilahi bir retorik dikkat çekiyor. Nasman’ın karakterler üzerinden insan ruhunu ihya etme çabası da gözden kaçırılmaması gereken bir diğer önemli konu –ki bence Ruhsal Saat Tamircisi’nin en önemli tarafı bu. Bu bağlamda metnin gayesi insanın psikolojik anlamda rehabilitesi değil, evet bu oldukça baskın bir şekilde işleniyor ancak asıl gaye şu: insana kaybettiği ve unuttuğu İlahi Bilgeliğin tekrar yüklenmesini sağlayarak ona doğa karşısındaki güçten düşüşünün çarelerini göstermek.

Burada bahsi geçen “İlahi Bilgelik” aslında modern çağda “Hayat Bilgeliği” olarak bilinir. Biraz açmamız gerekirse bu kavram daha çok Doğu medeniyetinden taşıp gelen gizil bir öğretinin genel adıdır. Bu öğreti beraberinde oldukça ezoterik[3] bir epistemolojiyi de taşır. Nasman konuya oldukça hâkim ve romanın genel kavram haritasını bu nazariyat üzerine tesis etmiş. Oldukça zengin bir içeriğe sahip olan “İlahi Bilgelik”[4] mefhumu yazarın edebi dokunuşlarına rağmen her sayfada ifşa olmuş hatta baskın kılınmış. Bu kesinlikle bir handikap değil tam aksine okuyucuya daha öğretici ve derinlikli bir okuma serüveni sunuyor.

Varoluşun Amacı Nedir?

İnsan sonsuzluktan kovulmuştur, ‘peki ama neden’ diye sorduğumuzda karşımıza birçok haklı gerekçe çıkar: çünkü kötüdür, günahkârdır, bencildir, hayal kırıklığıdır, çünkü çünkü çünkü… diye uzar gider bu cevaplar silsilesi. Peki, insan bu denli kötücül bir varlıksa neden yaratılmıştır, soruyu daha müstakil bir hale getirelim: Neden dünyadayız? Ruhsal Saat Tamircisi şunları söylüyor: “Buraya rastgele atılmış ve unutulmuş olabilir misin? Yoksa koca bir işleyişin bir planın parçası mısın?”[5]

Evren zıtlıkların uyumundan ibarettir.[6]

Yukarıdaki alıntının ima ettiği şey şu: İnsan, hiçlikten gelip hiçliğe doğru giden bir varlık değildir. Onun mayasında ilahi bir takım kodlamalar yer almakta ve bu gayeyle de ruhunu sadece kendisinden yola çıkarak inşa etmek durumundadır. Var oluş, bir birey olarak insan açısından tek bir şeye hizmet eder: Kendimizi tanımak ve bilmek. İnsan bu ruhsal yolculukta sadece ve sadece kendisini tanımalıdır; bu da ancak olup biten şeylerin kökenine yani asıl amaçlarına inerek gerçekleşebilir. Düşman da dostta insanın içindedir; insan tüm zıtlıkları içinde barındırandır. Tanrı’dan kopuşun izlerini taşıyan tek varlıktır o, insanın sonsuzluğa doğru olan tüm yolculuklarında yanında tek bir rehber vardır: –Kendisi. Yazının girizgâhında bahsettiğimiz hastalık[7] fenomenini bu aşamada tekrar hatırlatmamız yerinde olacak; insan, tedavisi bizatihi kendisinde bulunan tek hastalıktır. Bu sayede kendi kendisine dönen/kendi içine bakmak zorunda kalan insan kendi dışında ne düşman ne de dost arayacaktır; iç huzura ulaşacak, tüm korkularının yersiz olduğunu ve tüm şeylerin mahiyetleri itibariyle neye hizmet ettiğini idrak edecektir: Bunun bir diğer adı ölümsüzlük dediğimiz o ulaşılmaz şeydir belki, kim bilir?

“Tekrar ediyorum. Her şeyin bir sebebi vardır, dünyadaki katliamların tükenmemesi de bir amaca hizmet ediyor”[8] diyen Ruhsal Saat Tamircisi tüm oluş ve bozuluşun kökenine dair genel bir kaideyi hatırlatıyor: evrendeki “iyi” ya da “kötü” diye adlandırdığımız şeyler sadece bir illüzyondan ibarettir. Bu dünya gölgeler dünyasıdır ve insan gölgelerle uğraşmayı bırakıp “Işığın”[9] kendisine ulaşmalıdır.

Her Şey İnsan İçin

Ruhsal Saat Tamircisi bir hakikat elçisi, sadece bir bir roman değil, deneme değil, bir kurmaca hiç değil. Temsil ettiği tek bir şey var o da biricik olan “Hakikat”. Bu hakikatin bir uzantısı olarak İnsan, varoluşun içinde küçük değersiz bir nokta, hakikatin sadece bir nesnesi olarak görünse de O’nu hissetmeye aday olan tek varlık. İnsan olsa olsa tüm varoluşun izlerini içinde taşıyan özne olabilir, bir nesne değil. Hatasını telafi edebilecek,  günahlarının bedelini ödeyecek tek varlıktır o. Dolayısıyla bu dünya âlemi onun hizmetindedir ve her şey onun içindir. İnsan özeldir ve unutmuş olduğu ilahi bilgeliği sadece hatırlaması gerekmektedir.

Neden Okunmalı?

Ruhsal Saat Tamircisi Lidya Nasman’ın üçüncü kitabı, daha öncesinde iki kitabı daha var: Aklı Üç Karış Havada, Gölgelerin Güncesi. Bu kitapların içeriği hakkında bilgim yok ancak şunu tahmin ediyorum, Nasman bu kitabı yazmadan önce oldukça geniş yelpazede okumalar yapmıştır, hatta iddia ediyorum bazı hususları bizzat tecrübe etmiş olabilir.

Ruhsal Saat Tamircisi salt birtakım teorik çözümler üretmenin gayesinde değil tam aksine insana ruhsal anlamda pratik bir takım çözümler sunan bir metin. Bu niteliğiyle müellifi bir klinik psikologdan ziyade modern bir guru olarak değerlendirebiliriz. Metafizik ve maneviyat meyilli okumalara meraklı biri olarak Lidya Nasman’a minnettarım, kendisinden çok şey öğrendim ve öğrenmeye de devam edeceğimi tahmin ediyorum çünkü Ruhsal Saat Tamircisi bir kez okunup bırakılacak bir metin değil. Bir rehber metin olarak sık sık başvurulacak, ruhun kemâlâta doğru yolculuğunda size eşlik edebilecek bir kitap. Kader anlayışından, kötülük(Teodise) mefhumuna, ölüm korkusundan tenasüh[10] anlayışına kadar gerek Spiritüalizm, gerekse Kuantum Fiziğin radarına giren birçok konuda uzmanlık derecesinde faydalanabileceğiniz bir kitap.

Müellifini de kitabı da takip etmenizi şiddetle tavsiye ederim.

İyi okumalar.

Can Murat Demir

[1] Lidya Nasman, Ruhsal Saat Tamircisi, s.54-55.
[2] Tanrılar Okulu’nun meşhur mottosu: “Mea Culpo” ‘Sorumlu benim’, ‘benim hatam’ mealinde bir söylem.
[3] “Ezoterik” sözcüğü gizli, kapalı, olağan dışı gibi anlamlara gelir. Sözcüğün bu şekilde kullanımı, antik çağa kadar geri gider. Aktaran: Hasan Yücel Başdemir, Ezoterik Grupların Epistemolojisi, dergipark.org.tr.
[4] Öğretinin muhteviyatı oldukça geniştir. Semavi dinlerin Bâtıni yorumlanmasını içeren konulardan bazılar: Ruh göçü, ölüm, mutluluk, ölümsüzlük, ilahi kelam, Cennet, Cehennem, Tekâmül, vs.
[5] A.g.e. s. 126.
[6] A.g.e. s. 168
[7] Bilmek istemeyen, bilmekten korkan bir bayağılık kompleksi.
[8] A.g.e. s. 169
[9] Kaynak, Yaratıcı, Hakikat, Öz.
[10] Reenkarnasyon veya ruh göçü.

Bazı yerel gazetelerde ve The Parlemento Dergisi‘nde köşe yazarlığı ve haber editörlüğü yaptı. Yazılarını Mavi Melek Edebiyat Topluluğu, Düşünbil gibi dergilerde yayınlama fırsatı buldu. 2009 yılından bu yana felsefehayat.net'in (kurucu) editörlüğünü sürdürmektedir.

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.