Toz: Küçük “Şey”lerin Felsefesini Yapmak

İnce şeylerin felsefesini yapmak hatta onları yepyeni anlamlara kavuşturmak oldukça zor bir mesaidir. Felsefenin “şeylere” saldırısı ve suikastları diye nitelendirdiğimiz bu zor süreç derin düşünce halinin sonuçlarındandır. Derin düşünen kişi evrende olup biten ve sonsuzluğa doğru sürüklenen her şeyi felsefe-si-nin dağarcığına katmak gibi estetik bir sorumluluğun içinde debelenir durur. Bu yapıp etmeler hem zorunlu hem de gönüllü olarak vuku bulan bir metafizik süreçten geçer. Felsefe istidatı gereği en küçük zerreye bile bir anlam yükleme hatta onu başkalaştırma faaliyetlerine girişir. Bunu yapar, çünkü “şeyler” düşüncenin dokunuşuyla başkalaşır-zenginleşir ve görünen görünmeyen ne varsa düşüncenin sonsuz tüketimine açılır. Tüketim demek belki biraz kapitalist bir yaklaşım olacaktır zira “düşünme ediminin” bir farkı da şudur: Tüketirken aslında yeni bir üretime de kucak açtığından bu diyalektik süreç kendi içinde özgün bir yaratıma da sebep olur.

İnsan Hamurlaşmış Bir Toz Yumağıdır

Evet, felsefe her şeye tatbik edilmelidir: “Toz”a bile. “Toz” ile felsefe yapılabilir. Peki, nasıl yapacağız bunu? Toz denildiğinde aklımıza ilk gelen şey nedir? Toz’un insan varoluşuyla bir ilintisi var mıdır? Benim kendi kanımca konu üzerine düşündüğümde aklıma gelen ilk varsayım şu, İnsan denilen varlık bir toz yumağı-bir toz hamurlaşmasıdır. Yaradılışın da kökenlerine hatta antik metinlere bakıldığında bu olayın kutsal metinler tarafında da işlendiğini görebilirsiniz. Toz toprağın içine sinmiştir ve Âdem Havva bu toz karışımının ürünüdürler. İlahi yasalara kadar sızan “Toz” mefhumu burada bir fenomen haline gelmekte ve doğal olarak felsefenin radarına takılmaktadır. Kısaca “Toz” yaradılışın hammaddesinin içinde bulunur ve tam da bu yüzden “Toz” dan kaçış mümkün değildir. Toz içimize işlemiştir, her ne kadar ondan kaçınsak ta yakamıza yapışmıştır, varoluşumuzun bir parçasıdır.

Bir Arınma Teşebbüsü: Toz Almak

Toz bir isim midir bir eylem midir? Bence her ikisini de içeren çılgın bir varoluş planıdır. Eğer O’nu “Toz-lan-mak” şeklinde mastarlarsak karşımıza arınmak isteyen insanın psişik zarafeti çıkar. Bu naif duyguyla kendisini kirden ve tozdan uzak tutmayı başardığını sanan “İnsan” toz alarak ya da tozu süpürerek saflığına (ruhsal olarak) leke sürmek istemez. Tozlanan şeyin gizlendiğini bildiğimiz için eşyayı sürekli okşayarak -bir bez ile- onu telkin ederiz, bu sayede temiz eşya ile duygusal bir ilişki kurup kendimizi tertemiz şeylerin dünyasına bırakırız.

Toz İstilacı Değildir, Sadece Yersiz Yurtsuzdur

Toz her zaman vardı varoluşun başından sonuna kadar. Hiçliğin hükümdarlığında dahi yerini korudu, daha doğrusu gezerek, uçuşarak kendini kamufle etmeyi başardı. Gezgin olan şey özünde tehlikelidir, yersiz yurtsuzdur bir kere, onu ne evi ne de sevdikleriyle tehdit edemezsiniz. Toz bir varoluş bekçisidir. Varoluş kadar eskidir. İnsanın ve şeylerin olduğu her yerde bir döküntüden öte bir ortaya sunma hareketidir. Bir hatırlatıcıdır. Bulunduğu mekânda burada ve şurada maddenin üstünü naifçe örterek/işaretleyerek onu görünür hale getirir. Uzayın boşluğuna bakın orada toz olmadan hiçbir şey var olamaz, görünemez.

Toz Gerçektir, Korkutur!

Toz’un gündelik hayatta kaçınılan bir şey olması doğaldır lakin onu bize doğru çeken bir başka şey daha var; Doğallığı. Doğal olanın varlığımıza musallat oluşu insanın kendisiyle yüzleşmesini de içerir. Çünkü Toz orada ve buradadır, ondan kaçamayız, her daim içimize ve tüm organlarımıza hatta ruhumuza değer. Zararsız gibi görünse de onu bir türlü kabullenmek istemeyiz. İşte bu naif düşmanca karşılaşmalar bize şunu gösterir: İnsanın arınma isteği beyhude bir davranışın göstergesidir. Toz gerçektir ve size musallat olmuştur, onu sadece yerinden edebilirsiniz, gücünden değil. Toz, insani korkuların ne derecede evrene hücum ettiğinin kanıtıdır. Peki, elden ne gelir? Hiç. Sadece onunla yaşamayı öğrenmeli ve evrendeki her şeyin aslında bizim içimizden taştığını görmeye gelmeliyiz.

Toz alırız çünkü ölümü hatırlamak istemeyiz, ölüm karşısındaki acziyetimiz bizi her yerde takip eder. Yok olmaktan daha doğrusu toza karışmaktan ürkeriz. Bu korkunç devasa tablo küçük bir toz zerreciğinde gizlidir. İşte asıl korkutucu olan budur, evrende her ne varsa ondan kurtulamayız, şeyler sadece görünüm değiştirerek bize saldırmaya musallat olmaya devam eder. Toz, talihsiz kaderimizin küçük bir hatırlatıcısıdır.

Toz her şey ve hiçbir şeydir, var olan her şeyden parçacıkları alır ama bu parçacıklara yeni bir biçim bahşetmez. Toz, her şeyin, dönüşmek üzere olduğu hiçle hasbıhal ettiği araçtır. syf. 83

Michael Marder

İşte tüm bu korkuların paranoyasında insan varoluşunun o ince ayrıntılarını (hezimetlerini) küçük şeylerde görmeyi başarmış bir düşünce adamıdır Michael Marder. Toz, bizi İnsan varoluşunun çekincelerini hem manevi hem de maddi dünyadan örneklerle, kâh şiirle kâh felsefi metinlerden aldığı referanslarla örneklemeye çalışmış. Burada ağırlığı daha çok felsefi metinler alsa da şiir örnekleri de okunmaya değer. Toz’un etimolojik tarihine de eğilen Marder felsefe tarihinde çok da değinilmemiş bir alana girerek risk almış diyebiliriz. Bu risk benim hoşuma gitti diyebilirim zira Toz’un dili salt felsefi bir dil değil içinde edebiyat olan karma bir dile sahip. Bu yönüyle de cazip hale geliyor çünkü felsefi dil ortalama okuyucu tarafından çok fazla rağbet edilen bir değil değildir.

Toz okunmalı çünkü küçük şeylerin evrende nasıl bir yere sahip olduklarını görmeliyiz, önem verdiğimiz şeylerin içlerinin boşaltıldığı bu tüketim çağında küçücük bir zerrenin bizden bir beklentisinin olduğunu da unutmamalıyız. Toz, küçük şeylerin kozmik bir fenomene doğru nasıl evrildiğini gözler önüne seriyor. Çoğu yerde şaşırarak okuyacaksınız. Ayrıca kitap geniş bir perspektifte olayı değerlendiriyor, Marder kitabı yazarken oldukça geniş bir literatür taraması yapmış, Sokrates, Aristotales, Hegel, Marks, Nietzsche, Husserl, Sartre, Derrida gibi çok farklı ekollerden insanları bir araya getirmiş.

Can Murat Demir

[Toz]
Yazar: Michael Marder
Türü: Edebiyat, Deneme
Orijinal Başlık: Dust
Çevirmen: Öznur Karakaş
Sayfa Sayısı: 120
Yayınevi: İthaki Yayınevi

 

Editör (CMD)
Editör (CMD)http://www.felsefehayat.net
Yazılarını Mavi Melek Edebiyat Topluluğu, Düşünbil gibi dergilerde yayınlama fırsatı buldu. FOL Kitap öncülüğünde bazı kitapların hazırlanmasında görev aldı. Bu kitaplardan bazıları "Sorunsallıkta Yaşamak", Jan Patočka, Plotinos, "Tanrı, Ruh ve Mit", Henri Bergson. 2009 yılından bu yana felsefehayat.net'in (kurucu) editörlüğünü sürdürmektedir.

POPÜLER BAŞLIKLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

DİĞER YAZILAR

REKLAM

Dahası - Ötekiler - BAŞKASI

“Ben Şiirsel Sinemadan Yanayım”

Otuz yaşında. Volga kıyılarında doğmuş, ama ailesi Moskovalı. Resim ve müzikle yoğrulmuş bir şairler, entelektüeller ailesi. Tarkovski, 'Sovyet Yeni Dalgası' dediğimiz saflarda sınıflandırılabilir. Peki, nasıl olmuş da sinemayı...

Kalır

Hayat su misali süzülüp gider Vahşi derelerin selinde kalır Rüyasında gamlı bülbül "ah" eder, Yankısı bir hayal gülünde kalır Güneş doğar, batar; bir yıldız kayar Ay hüzne bürünür, karalar...

Dans Et!

yaşamayan bedeninin şerefine dans et kaosun numarasını kaydet ve vitaminlerden uzak dur zehir zemberek sana doğru koşan bir manita kalabalıkta yalnızsan ve bunalıyorsan bunalıyorum bebek biraz içelim zehir zemberek...

Rumelihisarı Efsaneleri

İstanbul'un fethi bin yıllık Doğu Roma İmparatorluğu'nun da sonu olmuş, bir çağ kapanıp bir yenisi açılmıştı. Tarihin bu çok önemli olayı, elbette ki efsanelere...

Olmak

Büyük çizgileriyle tanıyorum umutsuzluğu. Kanatsız, akşam vakti, deniz kıyısında bir tarasada, kaldırmış bir sofrada kalmak diye bir sorunu yok onun.Umutsuzluk,ortalık kararır kararmaz bir karıktan...

Asıl Suçlu Benim

Bulutların sabahki o neşeli ve beyaz gülüşlerinin yerini çatılmış kaşlarıyla nefret dolu bakışlarını yere çeviren, yeryüzüne korku salmış katil bulutlar ve onların en sadık adamları...

Bütün Yolculuk Boyunca Hasret Ayrılmadı Benden

Bütün yolculuk boyunca hasret ayrılmadı benden gölgem gibi demiyorum çünkü hasret yanımdaydı zifiri karanlıkta da Ellerim ayaklarım gibi de değil uykudayken yitirirsin elini ayağını ben hasreti uykuda da yitirmiyordum Bütün...

Napolyon’un En Büyük Utancı Neydi?

Napolyon'un sürgünde aldığı İngilizce derslerinin notları Paris'te yapılan müzayedede beklenmedik bir şekilde 90 bin Euro'nun üzerinde alıcı buldu. Osenat adlı müzayedeevi tarafından düzenlenen açık artırmada,...

Yasa Kitabı ve Yalanlar Kitabı: Hedonist Bir Peygamberin Karanlık Öğretisi

Bu kitabı yazmak ya da kıyısından köşesinden eğip bükmek ne kadar akıllıca olur bilmiyorum ama bir yerden başlamalıyım. Öncelikle şunu da not etmeliyim; tuhaf...

Geçelim, Her Neyse Geçelim

Geçelim, geçelim buraları. Özet geçelim. Hiç anlamamış, hiç duymamış gibi geçelim. Hiç bilmemiş ve hiç okumamış gibi geçelim. Zaten ne çıkar ki anlamaktan. Zaten ne çıkar ki bunca olandan...

Felsefe Nedir Sorusu Üzerine: Derin Düşünenin Anavatanı

Felsefe bir varoluş yatağıdır: Bir Yuva. -Ana vatan. Her şey bu mecra üzerinden gerçekleşir. İnsan, sanat, psikoloji, bilim, şiir, edebiyat… Hepsi bu Yuvanın izlerini...

Etme

Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun etme Başka bir yar başka bir dosta meylediyorsun etme Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı Hangi hasta gönüllüyü kasdediyorsun etme Çalma bizi bizden...

Varoluşçuluk

Önde gelen Fransız varoluşçu filozof Jean Paul Sartre, 1905’te Paris’te doğup 1980’de aynı şehirde öldü. Felsefe ve ortaokul öğretmenliği eğitimi aldı ancak çağının ana...

Karışık Şiirler

Kış Akşamı Son kelimelerimi bir kış akşamı yazdım Ben ilk hecelerimi sildim o kış akşamları Aralıksız sevebilmek İhsaniyet adında, Denizi seyrediyorum dalgalarıyla Bir şiir mahzeni uğruna. Son kelimelerimi bir kış akşamı...

Darkness Falls

Eskiden sevgiyle aldığımı şimdi öldürerek alıyorum… Bir diş perisinin kin ve nefret dolu acımasız sözleri bunlar… Bundan 150 yıl önce başlar her şey. Matilda küçük çocuklarla...