Antik Yunan: Eco’nun Bütüncül Tarih Anlayışı

Umberto Eco çok katmanlı bir yazar, akademisyen. (Bir önceki yazı, 16.yy Rönesans Dönemi için buraya tıklayınız) Eserlerinde kullandığı yazım teknikleri bakımından da oldukça zengin bir altyapıya sahip. Rönesans 16.yy adlı eserini incelerseniz aynı titizliği görebilirsiniz. Zira ben okuma yaparken farkettim ki Eco Rönesans dönemini yazarken de hiçbir şeyi gözden kaçırmak istememiş, tam bir tarihçi edasıyla hareket etmiştir. Ayrıntıcı olması, bilgiyi çok katmanlı olarak okuyucuya sunma gayreti hemen hemen tüm yazdıklarında göze çarpıyor. Bu onun dehasından ve işine verdiği önemden geliyor.

Antik Yunan Alfa Yayınları’nın “Tarih” serisinden çıkmış devasa bir metin. Eco yine yanıltmamış ve dönemin tüm kültürel ve tarihsel olaylarını kişi ve eserleriyle incelemiş. Kaideyi bozmadan Eco’nun Ön sözüyle başlayan Antik Yunan aslında tipik bir ansiklopedi. Zira şöyle bir göz gezdirdiğinizde döneme ait tüm ayrıntıları okuyabilirsiniz. Eksiği var mıdır bilinmez ama bu cilt 1200 küsur sayfa: Sayfalar arasında gezinirken kaybolabilirsiniz. Çok zengin ve besleyici bir eser. Bazı bölümlerde fotoğraflarla da desteklenmiş. Özellikle tarih araştırmacılığı tarafında başucu sayılabilecek bir metin.

Felsefe Denilince Akla Gelen

Antik Yunan cildinin en önemli kısmını tabiiki felsefe oluşturuyor, Eco bu konuda kılı kırk yaran bir titizlikle dönemin önemli eserleri ve müellifleri hakkında bir çok makaleyi bir araya getirmiş. “Antik Yunan olmasaydı düşünmeyi bile beceremezdik” diyen Eco’yu onaylamamak elde değil. Özellikle ilgi alanım gereği felsefe bölümünü incelediğimde karşıma ilk çıkan konu başlığı tabiiki Paidea ve hemen ardından Sofistler’di. Econun editör dehasını açıkça deneyimleyebileceğiniz bu bölüm, antik dünyanın önemli felsefe okulları, kurucuları, daha doğrusu ünlü akademisyenleri ile başlıyor. Sofistlerin felsefenin başlangıcındaki rolleri de unutulmamış. Özellikle felsefenin epistemolojik kökenleri ve zamanla içerik(felsefe ne ile uğraşmalıdır sorusunun cevabı) değişimi ayrıntılı şekilde işlenmiş. Filozof ve felsefe tanımlarının değişkenliğini de beraberinde getiren bu çerçeve zamanla felsefenin neyle meşgul olacağının da ipuçlarını gözler önüne seriyor.

Özellikle Hz. İsa’nın peygamberliğini ilan ettikten sonra felsefenin teolojik bir kılıfa bürünmesi oldukça dikkat çekici. Felsefenin hem metot hem de muhteviyat olarak yaşadığı bu radikal değişimin ardında ne yatıyordu? Platonun matematik bazlı felsefesinin arka planında felsefi bir kaygı mı yoksa tamamen uhrevi bir içeriğe mi geçiş yapılıyordu? Bu dönemde meydana gelen düşünce ve iman değişiminin ardında hangi etmenler rol oynuyordu? Eco, bu sorulara cevaplar aramış. Antik Yunan cildinin Felsefe başlığı bu anlamda dikkati cezbediyor.

Antik Yunan felsefe tarafındaki önemli tartışma konularını şöyle sıralayabiliriz:

  1. Eğitim nasıl olmalıdır?
  2. Felsefenin eğitimi nasıl olmalı?
  3. Çocuk olgun eğitimi ayrımı nasıl yapılmalı?

Felsefi soruşturmalarda ya da eserlerde metodik yapılması konusu oldukça tartışılmış dönemin bazı filozofları şiiri bazıları nesri bazıları ise her ikisini de kullanarak felsefi yazında oldukça geniş bir ufkun kapılarını açmışlar. Bu tartışmalar ışığında felsefe yapanın hangi metodu izleyeceği ortada kalmıştır. Şahsi görüşüme göre dönemin felsefi yazınında şiirin önemli bir yer tutmasının nedeni dönemin politik şartları ve sansür kaygısı olabilir. Müellif, marjinal fikirlerini şiirin öz-üstü kapalı anlatımı-sembolleri sayesinde- çok daha kolay saklayabilme şansına sahip olabilirdi.)

Dönemin okullaşma faaliyetleri arasında özellikle Pythagoras önemli bir yer tutuyor zira bilindiği üzere kendisi dini bilgi ve bilimsel bilgiyi ortak potada işleyen ilk filozof. Ayrıca reenkarnasyon fikrinin kabul etmesi, gizli bir takım ritüeller eşliğinde öğrenci kabulü, ezoterik yapılanma gibi özellikleri nedeniyle kurduğu okul da oldukça dikkate değer. Bu açıdan ünlü filozof Eco’nun radarına takılmış olacak ki Pythagoras Felsefesi oldukça ayrıntılı şekilde işlenmiş.

Felsefe başlığında daha birçok konuya yer verilmiş, burada hepsini tek tek yazmanın gereği yok, kitapta ayrıntılarıyla okuyabilirsiniz.

Neden Okunmalı?

Eco’nun entelektüel birikimi tüm okurlar ve edebiyat çevreleri tarafından aşikar bir durum. Bu bağlamda engin bir bilgi birikimini bu kitapta bulabilir faydalanabilirsiniz. İster akademik ister halk nezdindeki okumalarda başvurulabilecek bir metin. Bunun yanı sıra bütüncül bir tarih incelemesini okuyucuya başarılı şekilde sunuyor. Eco’nun editörlüğünde hazırlanmış olan her başlık ve olay öylesine tarafsız ve adil şekilde ele alınmış ki bu tarz bir tarih yazımı Türkiye’de özlemle beklediğimiz bir olay. Ayrıca Avrupa kültürünün oluşmasında Yunan ve Helenistik medeniyetin izlerini takip edebilmenizi sağlayan bir metin bu. Hatta Roma medeniyetini de bu listeye dahil ediyor Eco.

Peki bu etkileşim neden önemli? Eco aslında bu ciltte şu sorunun cevabını aramış: İnsanlık tarihinde “güzellik”, “ahlak”, “bilim” ya da “toplum” hangi koşulları gözeterek değişime uğramış? İşte Antik Yunan cildi bu soruya bir cevap niteliğinde. İnsanın fikir dünyasının başat değerlerinin zamanla değişmesi Eco’nun başlıca merakını oluşturuyor. “Polis gerçek midir, demokrasi hayal ürünü müdür, felsefe yapmak günah mıdır, sanat sadece belli bir sınıfın tekelinde midir, edebiyat şeytan işi midir, müzik cehennemin habercisi midir, büyü bir bilim dalı mıdır” gibi çarpıtılmış soruların cevapları bu anlamda tekrar düşünülmeli bence. Antik Yunan işte bu soruların değişim koşullarının ahvalini bizlere tarihsel planda son derece çarpıcı şekilde sunuyor.

Tarih dediğimiz şey nedir? Bir takım önemli kişilerin orada burada söylediği sözler ya da hayata geçirdiği eylemler midir? Tarih insana nereden bakmalıdır: “İnsan nedir” başlığı altında düşünce dünyamıza ait değişimlerin altında yatan gerekçeleri tarih biliminden öğrenebilir miyiz? Kim bilir? Belki de tarih okumalarımızın seyrini ve şeklini değiştirme vakti gelmiştir ne dersiniz? Tarihin sıkıcı, tutarsız, cansız ve yanlı yazımlarından bıkmış iseniz bu metin tam size göre.

Yararlanılan eser: Umberto Eco, Antik Yunan (Ciltli), Çevirmen: Leyla Tonguç Basmacı, Editör: Eyüp Çoraklı, 3.Baskı

Can Murat Demir

POPÜLER BAŞLIKLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

DİĞER YAZILAR

REKLAM

OKU OKU OKU

Peygamberlik Işığı Üzerine: Ta-Sin

Bir ışık çıktı, Görünmez’in Nur'undan. Çıktı ve geri dönerek diğer ışıklara egemen oldu. Bir aydı o; diğer ayların içinde ışık saçarak kendini açığa vuran, ayların sultanıydı. Evi, Göğün en yüce katında bir yıldız. Tanrı onu «okumaz yazmaz» diye adlandırdı; çünkü o, soluğunu «h» çıkarmaya adamıştı; Tanrı onu,...

Sürrealizm Elli Yaşında

Fransız sürrealizminin 1969’daki tarihsel kopuşunu kabul eden sürrealistlerin sürrealist etkinliği canlandırmak umuduyla çıkarmaya başladıkları coupure projesi çok geçmeden dağıldı ama projeden geriye kalanlar Maintenant adını alarak kolektif çalışmaya devam ettiler. Maintenant, dışa pek açılamasa da uzun soluklu bir kolektif varlık oldu ve çeşitli yayıncılık projelerine katıldı. Esas...

Ebedi Barış Arayışı: Rönesans’ta Tek Tanrılı Dinlerden Stoacılara Dönüş

Yunan mitolojisinde dünyada barışçıl durumun gerçekleşmesi bir tanrısal öngörüdür ve öznesiz kendiliğinden işleyen sanki otomatik olarak gerçekleşecek bir süreç olarak anlatılır. Buna karşın tek tanrılı dini öğretiler, insanı bu dünyada gerçekleştirilmesi arzulanan barışçıl durumun gerçekleştirilmesinin ‘zorunlu öznesi’ olarak kavrarlar. Şöyle ki; tek tanrılı dinler, arzulanan ebedi barış...

Wrong Turn I, II

İlki 2003 yılında çevrilen ve yayınlanan serinin ilk filmi dağ adamları efsanesiyle başlıyor. Randevusuna yetişmeye çalışan psikoloğun yanlış bir yola sapmasıyla başlayan hikaye 6 insanın ormandaki ucubelerle olan kurtuluş ve mücadele hikayesini anlatıyor... Önlerine çıkan her insanı öldürmekten zevk alan bir aile karşımızda... Ensest ilişkilerle çoğalan tam bir...

Biz Hiç Doğmamalıydık!

Kardeşim Halil; Aşk bazen gerçekten acıtıyor. Bunu seninle defalarca konuştuk biliyorum, hatta bir keresinde karşılıklı oturup anason kokusunun bizi terketmeyen kardeşliğinde dakikalarca ağlaşmıştık. Evet, acıtıyordu aşk, canımızı yakıyordu ya da biz onu böyle kabullenmiştik? Düşünüyorum da… Biz böyle adamlardık değil mi? Güvenip medet uman, yar için fedakârlıkta bulanan… Offf! Offf! Ne...

Nietzsche Felsefesi

Masanın üzerinde bir tomar kâğıt ve ilgili ilgisiz düşülmüş notlar manzumesi... Karalamalar, dipnotlar, alıntılar vs. Bir sürü ön hazırlık ve bu hengâmenin getirdiği o çok sevdiğim bildik dağınıklık… Ne zaman bir deneme yazmaya kalksam aynı heyecan ve kargaşayı yaşarım. Fakat bu seferki daha farklı şekilde cereyan ediyor...

Durmak: Ruh İçin Bir Söylenti ya da Serzeniş

Tüm eylemlerimizin boşunalığı üzerine önsöz Durmak. Tavandaki geometrik şekillere bir tanrı mucizesiymiş gibi bakmak, onlara hayran kalmak. Büyülenmek. O anki ruh halini sanki hiç değişmeyecekmiş gibi sevmek. Tapmak. Tanrının sözlerinin düşüncelerine çarpmasına izin vermek. İbadet. Duanın nefes kokusu kadar iğrenç oluşuna tanıklık etmek. Düşlemek. Koklamak. Hayatın içinde öylece...

Hiç ve Kendilik ya da Hiç ile Yolda İken

Bugün “Hingabe” sözcüğü üzerine düşünürken, sözlük karıştırdım. Türkçe’de “terk”, “feda” ile karşılanıyor. “Hingeben” terk etmek ise, sevgi bağlamında kendini terk etme(k)’dir, kendinden vaz geçme, kendini bırakma. Kendinden uzaklaşmak ve kaçmak değil. Ancak kendinde-olan kendini terk edebilir; kendinden kaçmadan. İki zıt düşünce bir arada mevcuttur: Bir yanda Kendilik (Ben),...

Nasıl Yazmalı?

Ben gönlümce yazabilmek için evime çekiliyorum. Kimsenin bana el uzatamayacağı, söz edemeyeceği yabancı bir ülkede oturuyorum. Öyle bir yer ki tanıdığım hiç kimse okuduğu duanın Latince'sini bilmez, hele Fransızca'sını hiç anlamaz. Başka yerde yazsam daha iyi yazardım, ama yazdığım şey daha az benim olurdu. Oysaki benim yazımda asıl aradığım...