serdar-bayraktar-ve-siyahti-elestiri

Biliyorum ki bu kitabı okumakta biraz geciktim ama sıraya koyduğum bazı metinler vardı, bu sebeple eleştiri yazmam da gecikti.

Ve Siyahtı bir manzum eser… Yazar Serdar Bayraktar’ın ilk kitabı. 123 sayfalık ve yazarın çeşitli yıllarda kaleme aldığı şiirlerden oluşuyor.

Ve Siyahtı daha ilk baştan sizi sarhoş edip aşkın kollarına bırakıyor bu öyle bir şey ki yaklaşık 1 saat içinde kitabı bitirdim. Oldukça akıcı bir dille yazılmış. Bu yazıda dilim döndüğünce adı geçen geçen eser ve yazarı hakkında bir kaç kelam edeceğim.

Bir yazar için eleştiri çok önemlidir.

Serdar Bayraktar mistik bir yazar, bunu ilk okumalarımdan bu yana sezinliyordum, bunda yanılmamışım. Yazarın bu duruşu hoşuma gitti.

Örneğin syf. 19 da sanki Mevlana’ yı okur gibi oldum, bu durum üslup ve şiir sanatı (özgünlük) açısından bir handikap gibi görünse de beni etkiledi. Tek sıkıntı şu, yazarın kendine has bir üslubu benimsemesi biraz zaman alacak gibi.

Bilindiği üzere tasavvuf anlayışında (Yunus Emre, Hallac-ı Mansur, Mevlana vs.) ölüm bir bela olmamakla birlikte tam aksine ruhu iyileştiren olgunlaştıran bir nimet gibidir. Bu tarzda birçok mısra var kitapta. Felsefi olarak “mana”nın tasvirinde biraz melankoli iyi gitmiş ancak yazar çaktırmadan umut etmeyi de okuyucuya hissettirmiş. Karanlık gibi bir mevzuyu “umut etme” duygusuna ve aydınlığa bağlayabilmesi de gayet hoş duruyor metinlerde.

Gelelim aşk temasına…

Ben şahsen acı dolu aşk şiirlerini, hatta kana toprağa doymuş bir aşk temasını daha kolay özümsüyorum. Bu nitelik yazarımızda yok ama hayati bir eksik değil bence. Yine de dikkate almaya değer.

Tanrısal mesajlar tarafında da bayağı bir kaygılı gördüm yazarı… Bir diğer mesele ise idealizm ile ruhsallığı aynı potada eritmesi. Yazarın bu yöndeki kaygısı yer yer memleket meselesine de atıflarda bulunmuş, bu da şiirini birazcık da olsa politikleştirmiş. Dozunda olduktan sonra politikliğe karşı değilim. Tabii ki tercih yazara kalmış.

Metinlerde genel olarak işlenen tema “hasret” bunu görebiliyorsunuz. Ama bir şey eksikti bu hasret vurgusunda: “ACI.” Bence yazar biraz daha acıyı harmanlayabilirse ortaya harika şeyler çıkabilir. Bu da kişisel bir öneri olsun.

Sayfaları geçtikçe dikkatimi bir şey daha çekti; ad aktarmaları. Özellikle syf. 24′ deki: “bir sevda demle de içelim” dizesi çok güzel bir (imgeleme) söyleyişe sahip.

Bazı yerlerde özellikle ruhsallığı ve spiritizm akımının izlerini farkettim, örneğin syf. 28′ de tasavvuftaki “tekamül” kavramını tanımlamış yazar. Bunu yaparken “sevgili” metaforunu sağlam işlemiş. Şiirlerin duygu iklimi soyuttan somuta daha sonra tam tersine bir işleyişte seyrediyor, bu da ruhsal ve psikolojik değişimi okuyucuda zorunlu kılıyor. Yazarın bu vasfını ustalık döneminde çok iyi kullanabileceğini biliyorum.

Aforizma (syf. 47’deki) yazmak zordur, bunu nesirde bizzat tecrübe ettim, ancak Bayraktar bunu şiire adapte etmiş bu daha da zor. Yazar bu sayede kısa ve öz deyişlerle romantizmi bozmadan dünyasal bir aşkı sağlam betimlemiş diyebilirim.

“en kötüsü yenilmek kendine…
geriye ne kalır ki?
ne ses,
ne nefes
ne de bir suret yürek pencerende…”

Yukarıya alıntıladığım (syf. 74) dizeler beni etkiledi her nedense. Sanırım bana “ego”yu yenen insanın gayretini anımsattı.

syf. 51, 95, 100 de Necip Fazıl etkisi barizdi… NFK severim bu arada. Metafiziği onun gibi felsefeye büründürüp yazabilen birine rastlamadım. Ayrıca “memleket meselesi”ne de eğilen yazar burada sosyal bir sorumlulukta üstlenmiş diyebilirim. Bu bağlamda syf. 72′ de Ahmet Kaya’yı dinler gibi oldum.

Sonuç olarak yer yer tasavvuf, biraz ruhsallık ve biraz da mistik tavrın verdiği o soyut tasvir ve söz sanatları hoşuma gitti. Ben şiirde kafiyeden pek haz etmem ama yazarın kafiye kullanımı bana hafif geldi ve anlam duygu akışını da bozmadığına inanıyorum.

Yazarın ruhsal portresi ve inançları gereği, yazdığı metinlerde bu uzantıda hem bu dünyaya hem de gaibe ait gibi. Bu aslında güçlü bir kaçışı simgeliyor ve metin anlamında da estetik duruyor. Eleştiriyi dengelemek babında şunu söyleyebilirim; kitapta tekrara düşen bir duygu var gibi. Belki aşk belki mutluluk ama bir duygu sürekli tekrara düşüyor, belki bu içerik yazarı tarafından daha da zenginleştirilip her kesime hitap etmesi sağlanabilir.

Şiir maneviyatı aşkla işleyen bir peygamber gibidir. Bayraktar bu işin hakkını veriyor. Bu özellik bir nimet gibi ve yazarın şiirsel dağarcığını (özellikle farklı akımlara ait okumalarını) geliştirdiğinde gelecekteki üretimlerinin daha tumturaklı olacağına inanıyorum

serdar-bayraktar-resimSerdar Bayraktar kimdir?
1984 Ankara doğumlu, memur bir ailenin küçük çocuğu, bu yüzden abla şefkatiyle büyümenin hassasiyetlerini taşımakta. İlköğrenim ve lise öğrenimini Ankara’da tamamladı. Niğde Üniversitesi Radyo Televizyon Yayımcılık mezunu. Halen Ankara da ikamet etmekte. İki yıla yakın bir süredir de felsefehayat.net’de yazmakta.

Yazarın sitemizde yayınlanmış yazıları için tıklayınız

Can Murat Demir

1 Yorum

  1. Sayın Editörüm Can Bey, ekibinizde olmaktan son derece mutluyum. Desteğinizi ve yardımlarınızı hiç bir zaman unutmayacağım. #vesiyahtı uzun zamanların birikimi, sizden gelen her ses, eleştiri yapı taşıdır. Sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum…

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.