Bir İnsanı Kaybetmek

Bir şarkının ya da gizlendiği veya gizlediğiniz yerden ansızın çıkıverip yalnızlığınızı yahut da kalabalığınızı dürten bir sözcüğün, bir cümlenin, bir bakışın, bir anının dürtmesiyle dalıp gidiyordunuz o gidenlerin olduğu taraflara bakıp. Çoğunlukla da gidenlerin ardında yapayalnız kalan kendiniz oluyordu bakıp kaldığınız. Çünkü her giden, gittiğini ezip gidiyordu ve arkada bırakmaktan çok önüne serilmiş olan o kalmaya mahkûm insanı çiğneyip geçiyordu.

Elinizde kalan ne varsa kullanıp ördüğünüz kozanız deliniyor’du ve sonsuzluk kadar uzun gelen bir acılar yumağının ilk kördüğümü dört eliyle yakanıza yapışıyor’du.

Şarkılar geliyor, şarkılar gelip dürtüyor, şarkılar gelip dürtüyor ve dünyanın kaç bucağı varsa hepsinin ortasında sizi yine sizle yalnız başınıza bırakıyordu. Unutmak için uğraştığınız insanları etrafınıza bir serap gibi koyuverip. Ya da dalıp gittiğiniz unutmalardan başınızı kaldırıp yeni bir unutamamaya yakalanıyordunuz hayatınızın şehrinizin dünyanızın en kalabalık halinin tam ortasında.

Nerede ve ne zaman gelip üstünüze çörekleneceği belli olmayan bu dürtmeler bu anılar ve bu şarkılar oldukça meşakkatli olan unutma çabalarınızı bir anda yıkıveriyordu, hem de tam sizin üstünüze. Bu enkazın altından çıkmak da ayrı bir dertti. Yeni bir unutmak kalesini inşa etmek, yeni bir unutmak kalesini fethedip unutmak denen o sancağı kalenin en tepesine dikmek koca bir hayatı tüketmek kadar zordu.

Şarkılar kötü, bencil ve vurdumduymaz olmanızın önüne geçiyor, yalnızca kendinizi düşünmenize fırsat tanımadan yeniden düşüncelerinizde o unutmak istediklerinize kapılarınızı açmanız için zorluyorlardı sizi. Sanki daha fazla acı verebilirlermiş gibi korkutuyor ya da bir defa düşünmekten bir şey olmayacak diye kandırıp yeniden ellerinize veriyorlardı o bir daha düşünüp gözyaşlarınızı akıtmak istemediğiniz acı zincirlerinin ilk halkalarını.

O sanki tam üstünüze göre dokunmuş ateşten gömleği giydiriyor, o zincirle bütün sokak lambalarına astırıyorlardı sizi kahrolası şarkılar. Ve hiçbir şarkının hiç kimseyi unutturmadığını birini unutmaya çalışırken anlıyordunuz en çok.

Ne tanrı çare olabiliyor’du bu duruma ne de insanlar gidenin ardında bıraktığı kocaman dipsiz kuyuyu doldurabiliyorlar’dı. Kimi neresinden tutup oturtsanız da o boşluğa yitip gidiyordu.

Ne başka bir kalp, başka bir sevişme, başka bir gülüşme ve başka bir kahvaltı. Mum ışığında ya da deniz kenarında yenen bir akşam yemeği de işe yaramıyordu. Siz yalnızdınız ve yalnızlığın panzehiri zaman diyenler bir kez daha yanılıyor’du iliklerinize kadar hissettiğiniz yalnızlığınızla.

Siz yalnız’dınız, kendiniz yalnız’dı, giden sizden uzakta sizsizce yalnız’dı ve yalnızlık en çok sizi acıtıyor, sanki gidecek başka bir yeri yokmuş gibi her anını içinizde, bir zamanlar onu özlerken içinize tırnaklarını geçirip onun yanına gitmeniz için bas bas bağırıp duran o kemirgenin yerine şevkle kurulmuş oturuyordu.

Her şey bir şarkıyla da başlamıyordu elbet.

İşte her şey bir şarkıyla başlamadığı için de korkuyordunuz yaşamdan. Ürkek ve yorgun bir sokak köpeği gibi dolaşıyordunuz bir köşesinde onu saklayan şehirde. Başınız eğikti ve kuyruğunuzu toplamış kenardan kıyıdan kimseye değmeden sürünüyordunuz sokaklarda. Sanki başınızı kaldırsanız bütün insanlar onun maskesini takmış gibi üstünüze çullanacak sanıyordunuz. Ki bazen kime baksanız ondan bir şeyler buluyor, arayıp bu adamın ya da kadının gözleri seni anımsatıyor dememek için kendinizi zor tutuyordunuz.

Saçlarının ya da gözlerinin rengi boyu ve kilosu hiçbir şeyi değiştirmiyordu insanların. Eğer biri gittiyse bütün insanlar daima bir parça ona benziyor ondan bir şeyler taşıyordu mutlaka.

Bazen çok uzun boylu bir adamın kıvır kıvır saçları onun saçları oluyor ve siz her saç tanesi bir urganmış gibi binlerce kez asılıyor, kendi kendinizi orada bıkmadan usanmadan idam ediyordunuz.

Yaşamın ya da insanların size aldırdığı yoktu. Tanrının ve meleklerin ve kâinatın, canlı cansız ne varsa hiçbirinin çektiğiniz acıyla uzaktan yakından bir ilgisi yoktu ve bir ilgisi vardı. Bu öyle bir delilik haliydi ki, suçlu hem herkesti ama tek tek suçlayacak hiç kimse yoktu. Şu seni alıp götürdü, şu sen giderken beni tutup peşinden gelmeme engel oldu diyemiyordunuz. Şu şöyle yaptı bu böyle yaptı diye işaret parmağınızı uzatıp hesap soramıyor, bu delilik ve yalnızlık halinde çürümeye terk edilmiş bir halde kaybolup gidiyordunuz.

Tanrı tanrılığını bir kenara bırakmış, kulakları sağır gözleri kör kalpsiz bir insan gibi size aldırmıyordu. Tanrı için afrika gibiydiniz. Siz vardınız o vardı ama o yoktu siz vardınız.

Tanrı ısrarla acılarınıza kayıtsız kalıyor, insanlarsa yalnızca bu acıların sizi güçlendireceğini söylemekle yetinip ısrarla hayatın devam ettiğini tekrar ediyor, ama onunla yaşadığınız dünyanın ellerinizden kayıp gittiğini, onunla sürdürdüğünüz hayatın artık devam etmediğini anlamıyorlardı. İnsanlar bir uçurumun kenarında dolanıp durduğunuzu görmüyorlar’dı ya da görüyor aldırmıyorlar’dı.

İnsanlar sizin bir insanı kaybettiğinizi görüyor ama bütün insanlarında sizi kaybettiğini görmüyor’lar’dı.

 

İbrahim Sarp Baysu

Konuk Yazar
Konuk Yazarhttp://www.felsefehayat.net
Bu içerik bir konuk yazar tarafından üretilmiştir. Siz de sitemizin konuk yazarlarından biri olabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey, kaleme aldığınız makalelerinizi themetallords@hotmail.com adresine göndermek. Editör onayından geçen yazılarınız burada yayımlanıp binlerce okurun beğenisine sunulacaktır.

POPÜLER BAŞLIKLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

DİĞER YAZILAR

REKLAM

Dahası - Ötekiler - BAŞKASI

YKS-TYT-AYT Ünitelerine Göre Felsefe Çıkmış Soruları Ve Cevapları

1. ÜNİTE – FELSEFEYLE TANIŞMA 2. ÜNİTE BİLGİ FELSEFESİ 1. Bilimsel kuramların ortaya çıkışını bir mucize olarak göstermek hiçbir şekilde savunulamaz. Bilimin geçmişine bakıldığında, önceleri bir...

Bilgi ile Olmak

Şuna bütün gönlümle inanıyorum: Ahlâk elbette bilgi ile çok ilgilidir ama nasıl bir bilgi ile ilgidir? Örnek olabilme bilgisi ile. Biz bunu çok denedik;...

“Varoluş, Çıkışsız Labirentte Bir Kovalamacadır”

İbrahim Türkdoğan’ın “Hiç/Sınır Ötesi Tümceler” isimli kitabına değinmek istiyorum bu yazımda. Kitap, Öteki Yayınevi etiketiyle basılmış; Mazlum Hancı yayına hazırlamış ve kapak/sayfa düzenlemesini Özgür...

Hakikatin Kucağında Doğan İnsan

İnsan çamurdan yaratıldı, çamur ise su ve toprağın ruhla bir araya gelmesidir. Toprak arzudur, demek ki insan arzudan yaratıldı. İnsan alma arzusuyla yaratıldı: Bu...

Yürek Söken Metinler

Onun parçalanmış bedenini gördüğümde, kanıyla susuzluğumu giderdim ve öyle bir kahkaha attım ki, ağzımdan saçılan tükürükler tanrının yüzünü ıslattı… Katil olarak doğdum. İlk yüzyıllarda, sokaklardaki...

Teozofi Nedir?

Teozofi terimi, sözlük anlamıyla ele alınırsa iki Yunanca kelimeden oluşmaktadır; theos, yani “tanrı” ve sophos, yani “bilge”. Buraya kadarı doğru olmakla birlikte devamındaki açıklamalar...

The Exorcism of Emily Rose

Bu film, sinema tarihinde inancın ve Tanrıya olan bağlılığın sınandığı en güzel örneklerden birisi. Gerçek bir öyküden yola çıkan film, "Emily Rose" ın hikâyesini dini...

Acılar Masal Olsun

Küfür gibi terk ettin. Karakterine yakıştı sevgilim. Kimse senin kadar ana avrat düz gidemezdi. Benden sonraki durakların kimler acaba? Kiminle kan kırmızı gecelerin ardından,...

Metal Müzik ve Aşk Fenomeni

Aşk nedir? Tanımlanabilir mi? Metal müzik aşkı nasıl niteler? … Eğer müzik akla ve duygunun üst katlarına seslenmemiş olsaydı ona sanat diyemezdik, onu basit gösteri danslarının estetik katına...

Ölmek Özgürlüğü

Filozofluk yapmak kuşku duymaktır derler, öyleyse benim için saçmalamak, aklına eseni söylemek, daha zorlu bir nedenle, kuşkulanmak olmalıdır. Çünkü araştırmak, çözüm getirmekse kürsü başkanının...

Sona Atamadım Adımlarımı

Acılarımı hissettiğim gündü kendimi bu dünyaya ait hissetmeyişim, kendi aklımı bir delinin defterine yazmıştım. Sözcüklere sığındım, sözcükler aşağılıktı. Yaptıklarım son olacaktı, oysa ne çok...

The Walking Dead

Ölüp ölüp dirileceksiniz! The Shawshank Redemption ve The Green Mile’ın Oscar adayı yazar ve yönetmeni Frank Darabont’un imzasını taşıyan The Walking Dead ile tüyler...

Bir Yazarın Vakitsiz Ölümü

5 Ocak 1932 doğumlu Eco, tarihçi, filozof, Orta Çağ uzmanı, parlak edebiyat incelemeleri yazarı ve hiç kuşkusuz büyük bir romancıydı. Ne yazık ki roman...

Başarısız Oldugumu Hissettiğimde

Yaşam, bana bir şeyler mi anlatmak istiyorsun? Çünkü... Başarısızlık ben bir başarısızım demek değildir; Henüz başaramadım demektir. Başarısızlık ben hiçbir şey gerçekleştiremedim demek değildir; Bir şeyler öğrendim demektir. Başarısızlık aptallaştım...

OMÜ’de Dünya Felsefe Günü Etkinlikleri

Ondokuz Mayıs Üniversitesi Felsefe Topluluğu tarafından Dünya Felsefe Günü Etkinlikleri düzenlendi. Atatürk Kongre ve Kültür Merkezinde düzenlenen etkinliklere; Rektör Prof. Dr. Hüseyin Akan, Rektör...