Binlerce yıl önce insanlığın kendi varlığı ile tanıştığı ilk günlerdi, karanlığın kol gezdiği dünyamda canlılık belirtisi yoktu, geceler koyu siyah ve gündüzler koyu beyazdı. Anlamın, hayatımla bütünleşmesini beklediğim sancılı günlerimden bir geceydi.

Karanlığı delecek bir ışık doğuyordu.

O gece Sterk/Pentagramın yeryüzüne doğuşuna şahit olmak için “Benlik Dağının” zirvesine tırmanmaya başladım. O öyle bir geceydi ki tırmandıkça zirveye bütün organlarım/bedenim parçalanıyordu. Oraya yani “Benlik dağının” zirvesine ulaşmak için dikenlerle ve kılıç keskinliğinde sivri patikalardan geçmeliydim.

Hava bir soğuyor ve bir anda ateş kesiliyordu. Benlik Dağı aşılmaz olmuştu gözlerimde, ayaklarım ve ellerim parçalanıyordu her tırmanışımda, ellerim, ayaklarım, elbiselerim ve üstümde beni koruduğuna inandığım bütün tılsımlarım parçalandı.

Benlik Dağının büyüklüğü karşısında aciz düşüyordum, oysa oraya ulaşmam “Tanrıça Astarti” nin huzurunda mümkündü ve onun hayatıma doğuşunu görmem gerekiyordu.

Yüce Pentagramın sahibi doğmak üzereydi ve ben neredeyse ona yetişemeyecek kadar bitkin ve yaralar içindeydim.

Nihayet Benlik Dağının zirvesine ulaştığımı hissettim, ancak inanılmaz bir acı çekiyorken birden bütün acılarım dinmişti; az önce ölmek üzere olan ve kan kaybından yürüyemeyen ve bütün vücudu param parça olan bana ne olmuştu böyle?

Kendimi göremiyorum!

Ne yaralarımı nede parçalanmış vücudumu göremiyorum!
Yıllarca inandığım ve güvendiğim tılsımlar ve uydurma inançlarıma ne olmuştu?
“Anlamsızlık” hayatımdan uzaklaşmaya başladı ve “benim sandığım o “ben” bitmişti.”
Benlik dağının zirvesine çıkan “ben” değildim.
“Ben” Tanrıça Asterti nin hayatıma doğuşuna şahit olmak için yok olmayı tercih etmiştim.

Tanrıça Asterti tarafından seçilmiştim, göz bebeklerinin kenarları süt kadar bembeyaz olan iri gözleriyle benlik dağının zirvesindeydim Tanrıçam Astartiyi görebiliyordum Ona ulaşmıştım.

Ve Tanrıça Astarti bana şöyle seslendi ;

O gördüğün 4 imajda “anlam” dan başka bir şey yoktur. Orda sadece “anlam” vardır. Kelimeler ve sözlerin açıklığa kavuşturacağı bir manzara değildir. O hayatin kendisidir adına yazılanlardan çok ,yaşanılanlar gerçektir.

Ve devam etti;

Geçmiş yargılanacak divan değildir. Gelecek kurgulanacak kadar uzun değildir. Sana “an” lardan başka verilen her umut tüketicidir/yıkıcıdır.

Tanrıça Astarti nin huzurunda “benlik” yoktu, çünkü benliğim “O”na ulaşmak için verdiğim mücadele içinde yok olmuştu .

Tanrıça Astarti’nin huzurunda “ben yoktum” yaratılmayı bekleyen bir “hiçlik” vardı. Ve tekrar var olmamı istediği “an” da “Ben” olacaktım.

Ve Tanrıça Astarti o gece göz bebeklerinin kenarları süt kadar bembeyaz olan iri gözlerinden akıttığı sırlarla kaplı gözlerinin içinden “hiçliğime” dokundu ve tekrar “Ben”i yarattı

Ve Tanrıça Astarti bana bir ad/isim koydu;

Senin adin Sentinus !
Senin adin Sentinus !
Senin adin Sentinus !

Beni kendi varlığında var etmişti, tek bir vücut olduğumuz gün Tanrıça Astarti ile Sonsuzluk Vadisine yükseldik.

“Ben “O” yum, “O” ben değil…”

Hiçliğin Mimarı

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.