“Stirner’in söylediği bir sözcük, bir düşünce ve bir kavramdır; söylemek istediği ise, ne bir sözcük, ne bir düşünce ne de bir kavramdır. Stirner’in söylediği söylemek istediği değildir ve söylemek istediği söylenemez.” (…) “Biricik bir sözcüktür ve bir sözcüğün altında düşünülecek bir şey olmalıdır, bir sözcük düşünce içermelidir. Oysa biricik düşüncesiz bir sözcüktür, düşünce içermez. ” [5]

Biricik’i tanımlayan bu paradoksu nasıl açıklayabiliriz? Bu tanımlamada Ben’in dünyayla ilişkisini kuran dilin gücü ve erk’i sarsılmıyor mu?

Dilin hükmünden ve sözcüklerin nesneleri adlandırmasından bu yana Ben ve Evren birbirinden uzaklaşmaya koyulurken, ortaya çıkan köktenci bir kopma evrenin donmasını, katılaşmasını ve sabitleşmesini doğurdu. Bununla biçimsiz olan biçim kazanırken, harfler de dünyayı betimlemeye başladı ve gramer var olanlar arasındaki ilişkiyi biçimlendiren bir yönlendirici rolünü üstlendi. Söylemler ise gerçeğin organizatörü olmayı başardı. Kısaca: Dilin tanımlama gücü erke ve erk de hakimiyete dönüştü.

Dilin egemenliğine giren evrende söylemin egemenliği gerçekleşmeye itilirken cinsellik ne kadar gerçek olabilir ya da neyin gerçeğidir sorusu Stirner’in yukarıdaki cümlesinde yanıtlanmaktadır. Dilin hayaletleri olarak betimleyeceğimiz adsız nesneler ve nesnesiz adlar gibi kuramlar sorgulandığında saf bir dil elde ederiz; Varlık’ın bu kuramlardan bağımsız olarak varolduğunu görür ve bu kuramların her gün yeni adsız nesnelerle ve yeni nesnesiz adlarla değişeceğini anlarız. Dilin insanın evi olduğunu unutmamakla beraber dilin tam da bu nedenle insan üzerinde egemenlik kazanacağını ama Varlık’a giden yolun egemenlik olmadığını da düşünebiliyoruz. Genel felsefe usun dile egemen olduğunu ileri sürerken, sözcüklerin usu yönlendirdiği konusunda geri adım atar: usu dil’le eşleştirir. Buradan elde edeceğimiz bir matematik yoludur ve bununla da cinselliği adlandırırız. İşte insanın en komik davranışının cinselliğe yaklaşımı olduğu ve bu yaklaşımın buradan kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Sorarım: Hangi us hangi usçu bir yöntemle cinselliğin doğal / gerçek ya da doğal olmadığını / sahte olduğunu kanıtlayabilir? Doğal cinselliği kayıtsız şartsız savunan Kilise, cinsel ateşini kilisenin soğuk duvarlarında soğutan bir rahibeyi ya da onunla aynı duvarları paylaşan bir rahibi usun hangi kategorisine göre adlandıracak? Devlet hangi usla kilisenin bu cinsel davranışının ayakta kalmasını sağlıyor? Ve kilise devleti ve onun kutsal ailesini hangi usla doğallaştırmakta? Sözcükler ve sözcüklerin egemenliği!

Kimi Batı ülkelerinde alternatif birlikteliklerin ve eşcinsellerin evlenme özgürlükleri bu ülkelerin insanları tarafından klasik kutsal ailenin artık modası geçmiş zorunlu bir birlik olarak algılanması ve katı, töresel aile kurumunun geleceği olamayacağı endişesi sonucu mümkün olmuştur. Yine bu ülkelerde eşcinselliğin doğal ve gerçek cinsellik olarak benimsenmesi gelecekte mümkün. Söylem sahibi devletin bilgili vatandaşlarına sunduğu ya da bu vatandaşların kendi kazanımlarıyla elde ettikleri “demokratik” erk ilişkisinde, genel yaşamın adlandırıldığı gibi cinsellik de belirlenecektir. Tüm bunlar toplumların gelişmeleriyle ilintilidir.

Doğa-çevre ve beden-ruh ilişkisi, sosyal varlık olduğu kabul edilen (öngörülen) insanın eğitim/terbiye sonucu ikinci kez sosyalleştirilmesi (a-sosyalleştirilmesi) ve onun ortak yaşamından doğan bir yığın çelişkiyi kapsayan toplumsal kuramlar, çeşitli halkların çeşitli yaşam felsefelerinin içiçe girmiş olması, kaynaşması, mücadelesi, cinsler ve yaşlar arası çelişkiler ve daha bir çok faktör cinselliğin adlandırılmasında belirleyici rol oynuyor. Aynı zamanda sosyoloji ile antropoloji arasındaki bağ sonucu oluşan felsefi ve bilim tarihindeki çeşitli gelişmeler: antropolojik felsefe, insanın biyolojik doğası, etnoloji, evrim kuramı, “ilkel kültürlerin” incelenmesi, negatif antropoloji, bio-antropoloji, sömürgecilik ve “sömürgecilik sonrası”, globalleşme döneminde gelişen etnik kültür, kültürel antropolojik ve kültürel siyasa biçim ve boyutları, aile kuramı, genetik kod’un “adlandırılma” çabası, beden ve buna bağlı olarak sağlık kuramı, kültürel-politik ve sosyal yaşam biçimlerine değinen feminist kuramlar, cinsel bünye ve cinsel kimliğin inşası ve daha bir çokları cinsellik üzerinde etkisini koruyor.

Cinsellik kuramının bu karmaşasında ve dil düzeyine indirgenerek denetlenen cinselliğin kodlanmış bu sorun yığınında Biricik, adsız kalmayı benimseyecek ve Kendi’ni yaşamaya yönelecektir.

H. İbrahim Türkdoğan

Dipnot

[5] Max Stirner: Parerga, Kritiken, Repliken. LSR Verlag, 1986, s. 149, 152

Kaynakça

Max Stirner: Benim Yetkim. Liberter Yayinlari. Aachen-Köln, 1988. Çev.: H. Ibrahim Türkdogan
Max Stirner: Der Einzige und sein Eigentum, Reclam 1981.
Max Stirner: Rezensenten Stirners: Parerga, Kritiken, Repliken. LSR Verlag, 1986, yayımlayan Bernd A. Laska.
Karl Marx /Friedrich Engels: Marx/Engels Werke, Band 3, Dietz Verlag Berlin 1983.
Ludwig Feuerbach: Über das ‘Wesen des Christentums’ in Beziehung auf den ‘Einzigen und sein Eigentum’. (İlk baskı, Leipzig, Temmuz 1845). Bak: Max-Stirner-Archiv-Leipzig.
Franz Szeliga Zychlin von Zychlinski: Der Einzige und sein Eigentum. Von Max Stirner. Kritik. (İlk baskı, Berlin, Mart 1845). Bak: Stirneriana, Nummer 20, September 2001, s. 6-23.
Moses Heß: Die letzten Philosophen. (İlk baskı, Darmstadt, Haziran 1845). Bak: Stirneriana, Nummer 20, September 2001, s. 32-35.
Bruno Bauer: Feuerbach und der Einzige. (İlk baskı, Leipzig 1845). Bak: Stirneriana, Nummer 20, September 2001, s. 35-45.
Bernd A. Laska: Wilhelm Reich, Rowohlt Monographie, 4. überarbeitete Auflage, November 1993

2 YORUMLAR

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.