Ölümün Kadınla İmtihanı

Uyuyamıyordu. Gözleri sanki hiç kapanmayacakmış gibi geliyordu. Yastığı taşlaşmış bir çuval gibiydi. Her çıtırtı daha da tedirgin ediyor, uyumaması için elinden geleni yapıyordu. Bu yaşadığı şey normal değildi. Yatakta debelenirken korkmuş küçük bir çocuğa benziyordu. Yastığına sarılmaktan vazgeçti. Kanlı gözlerle aynanın karşısına geçti. Yaşlı ve solgun görünüyordu. Her nedense böyle düşünmüştü. İlaca ihtiyacı vardı. Ecza dolabına doğru yavaş adımlarla yürüdü. Eline geçen her kutuyu okuyor; boş olanları ise kenara ayırıyordu. Hemen hemen hepsi boş gibiydi, ama kahverengi cam bir şişede birkaç hap kalmıştı. Suya gerek yoktu, ilaç alırken su içmekten hoşlanmıyordu. Aynada esneyen bir kadını ilk defa görüyordu. Garip mimiklerle kendini güldürmeyi denedi. Çirkinliğine daha fazla dayanamayıp yatağa dönmeye karar verdi.

Başı da ağrıyordu. Üç gündür uyumayan birine göre bu normal sayılırdı.

Yatağa vardığında, çarşafların dağıldığını ve yastıktaki kırmızı lekeyi fark etti. Bunun nasıl olduğunu hatırlayamadı, dolaptan yenilerini alıp değiştirdi. Sadece uyumak istiyordu. Gözleri yanıyordu, bu iyiye işaretti, ama aynadaki halini unutamıyordu. “Neden” dedi. Göz kapakları ağırlaşırken aklında hala aynı düşünce vardı. Uyumalıydı. Sabaha kadar deliksiz bir uyku çekmeliydi Hatta rüya görmeliydi. Ne zamandır buna hasretti, daha birçok şeye olduğu gibi.

Ağırlaşan sadece göz kapakları değildi. Gece yavaş yavaş inerken tahtından, o sadece uykunun kutsallığını arzuluyordu. Hayır, gözleri kapanmıyordu. Yeniden ilaç almalıydı. Ölmek mi istiyordu, yoksa uyumak mı? Karar veremedi. Ha bir ha iki fark etmezdi. Çünkü “insomnia” beyninin içindeydi. Zihninde türlü oyunlarla ona gecenin bu saatinde ölümü aratıyordu. Evet, ölmeliydi. Ölüm uyuyamamaktan daha iyiydi. Zaten odasında yalnız değildi, çıtırtılar yatağın altından mı geliyordu, yoksa ilaçların yan etkisi miydi bir türlü algılayamadı. Uyumalıydı, en azından bunu düşünmeliydi. Her yelkovan hareketinde ruhu akrebin peşine takılıyordu. Ölmek istiyordu. Şimdi ölmeyi düşünmeliydi. Ölüm fikri daha güzeldi. Böylece hem uyuyacaktı, hem de iğrenç insanlardan kurtulacaktı. Uyumalı mıydı, yoksa ölmemeli miydi? “İlaçların etkisi neden bu kadar gecikti?” diye sordu kendine.

Artık bir şey hissetmiyordu. Ne acı, ne uykusuzluk…

Bu hoşuna gitti. Yastğını kabarttı, tam elini yastığının altına sokmuşken zarfı buldu. Talihsiz bir mektuptu, adres yoktu. Anlamsız geldi. Bu çok anlamsızdı.Bu mektup kimin olabilirdi? Onu oraya kim saklamıştı? Hatırlamaya çalıştı, ama nafileydi… Zarfı açarken acele etmedi, ruhunun hafiflediğini ve duvarlarda gezindiğini hissediyordu. Ne oluyordu? İlaçlar etksini göstermeye başlamıştı. Mektubu açtığında el yazısını hemen tanıdı. Bu onun el yazısıydı. Tek cümle karalanmıştı:

“Yalnızım ve bu ölmem için yeterli…”

Can Murat Demir

Editör (CMD)
Editör (CMD)http://www.felsefehayat.net
Yazılarını Mavi Melek Edebiyat Topluluğu, Düşünbil gibi dergilerde yayınlama fırsatı buldu. FOL Kitap öncülüğünde bazı kitapların hazırlanmasında görev aldı. Bu kitaplardan bazıları "Sorunsallıkta Yaşamak", Jan Patočka, Plotinos, "Tanrı, Ruh ve Mit", Henri Bergson. 2009 yılından bu yana felsefehayat.net'in (kurucu) editörlüğünü sürdürmektedir.

POPÜLER BAŞLIKLAR

3 YORUMLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Önceki İçerikKafka
Sonraki İçerikRumble Fish

DİĞER YAZILAR

REKLAM

Dahası - Ötekiler - BAŞKASI

İmge

Şiir imge sanatıdır, ama imge yakalamaktan ibaret değildir. Kısa kısa imgelerden nefret ediyorum... Ben uzun şiirde birtakım temalar yakaladım. Temayı geliştirerek uzun şiir sürdürmek...

12 Eylül’e Nasıl Geldik?

12 Eylül 1980 harekâtı, 20. yüzyıl Türkiye tarihindeki dördüncü askerî darbedir. Birincisi 1908 Temmuz'undaki, tarihimizde II. Meşrutiyet olarak bilinen ihtilâldi. Bu anayasal hareketin üzerinden...

The Cell

Anılar, kabuslar ve hastalıklı bir zihin... Sizce bu sayılanlar bir cinayete sebep olabilir mi? The Cell bunu bize görsellliğiyle ve duygusal karanlığıyla ispatlamaya çalışıyor. Düşler,...

Öğelerin Devinmesi

İnceleyim hangi devinimle nesnelerin çıkışını Doğurucu özlerden, çözülüşünü, nedir onları Yaratan, devindiren güç, bu sonsuz boşlukta Onlara yol açma yetisini sağlayan erk. Dinle sözlerimi, açıklayacağım tüm bunları. Yuvarlanan bir...

Soğuk

Bir yatak hiç bu kadar soğuk olmamıştı. O sarılan kolu bir saçak buzu andırıyor, verdiği her nefes adeta kuzey kutbuna bir davetiyeydi. Nasıl oluyordu...

Henüz Zamanı Gelmedi

Henüz zamanı gelmedi. Zamanı geldiğinde sana elini uzatacaktır. Bu yüzden sabret, “O” sessizce izliyor. Teker teker, sıraya dizilmiş, akışkan bir seyir halinde birbirlerinin içinde...

Venüs’e Övgü

Aeneaslar anası yüce Venüs, insanların da Tanrıların da sevgi kaynağı; yol gösterirsin Denizde, göklerin altında gemicilere, yaşatırsın Dirileri, bolluk verirsin yığın yığın Verimli topraklara, seni görür doğan günün...

Neden?

Daha çabuk ölüyorsun, sessizce yaşamın kıyısında durduğunda. Sessizce unutuluyorsun. Sesin içine hapsoluyor rüzgârın. Uzaklardan çok uzaklardan bir ninni bölüyor uykunu ve bir hüzün ve...

Nicedir Sessizlik Nicedir Sadakat!

nicelerden geçtim gördüm hakikati bir nefes kadar hayatlarıyla, ölümsüzleri gördüm. ve aldıkları nefesle hayatı öldürenleri… nicelerden sordum, duydum sesleri seslerde hissiz yürekler yüreklerde, sessiz bedenler gördüm… nicelerden duydum, sordum sesleri kimsesiz çığlıklarda...