Hayallerimiz var bizim… Kâğıttan hayaller… Sürekli buruşturup attığımız…
Var edeceğimize inandığımız ama hiç olmayan hayaller…
Hep bir özlemin, bir bekleyişin unutulmuş karakterleri ve sözcükleri gibi…
Gülüşlerimize iz bırakmış ağlayışlar…
Çocuk bakışlı masumiyetlerimiz…
Sonra avuçlarımıza alıp garip garip baktığımız her şeylerimiz, hiçliklerimiz, çoklarımız, yoklarımız, varlarımız…
Avuçlarına ağır bir yük gibi gelir hayallerin, gözlerin sakınır bakışlarını, gülüşlerin dudaklarının arasına saklanır, yüreğinde ise hep soğuk bir özlem.
Kâğıttan hayallerin çoğaldıkça küçülür avuçların.
Çünkü birikmiştir öylece… Hiç gerçekleşmeden sahte bir avuntuyla…
Küçülen avuçların titrer sonra düşüverir avuçlarından hayallerin.
Düştükçe hayallerin, sende düşersin virgüllerinden, noktalar doldurursun boşluklarına, sorular çaresiz bekler.

Sonra küçülen avuçların titrekçe ve korkakça kâğıtlar almaya başlar ellerine.
Hepsine yalandan avuntu hayaller çizer, inanmaz asla yitirdiğine varlarını.
Öyle donuklaşır bakışların ağlamaya başlar gözlerin, tutamaz artık kendini.
Güçsüzlüğünü saklayamaz bir daha.
En sonunda da tutunmaya çalıştıklarının ikiyüzlülüğü dökülür parmaklarının arasından ve ağlarsın, sadece ağlarsın, yapacak bir şeyin kalmamıştır
Sen ağladıkça hissedeceksin avuçlarını, küçülen avuçlarını…
İşte öyle kalacak avuçların, kâğıttan hayallerin çoğaldıkça avuçlarında, milyon kere küçülmüş avuçlarını taşıyacak kolların ağır bir yük gibi…

Sonya Bayık

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.