Sonsuzluk

Anlatmıştım somut nesnelerin en katı, sağlam,
Dayanıklı, aralıksız öğelerden kurulduğunu,
Sonsuzluk içinde bulunduğunu. Araştıracağım
Evrenin de bunlar gibi sınırlanmış
Olup olmadığını, yukarda gördüğümüz boşluğun,
Bütün varlıkların içinde devindiği alanın, tüm
Yolların dört yandan çevrilip çevrilmediğini,
Ya da sonsuz derinlikte bir yere dayanmadan
Uçtuğunu. Var alanın yoktur başka sınırı, birer
Son uç bulunur nesnelerde, oysa yine bir
Son uçtur denen de bir öğedir kesinlikle,
Önceden varolan öğe sınır çizebilir ancak,
Uygun değil duyunun yapısı bunu kavramaya,
Uzaklık var arada. O da dışında değil evrenin,
Ne son, ne dış uç, ne ölçü, ne bitim vardır,
Kapladığın yer için de böyledir durum.
Yayılır nesnelerin bulunduğu yerden dört yana
Eşit uzaklıkta bu sonsuz bütün, evren
Yuvarlağına, düşünür müsün sınırlandığını
Tüm evrenin, son ucuna varmak olası mıdır,
Gerilmiş yaydan oku atmak, oradan söylemek
İster misin şöyle gönülden, hızlı bir vuruşla
Fırlatılmış sineğin, durmadan ilerleyeceğini,
İlk atıldığı yerden, düşünür müsün bir durumu
Değiştirmeden saklamanın elden geldiğini?
Onaylaman gerek birini, kapar ikisi yolunu,
İnan evrenin sonsuzca yayıldığına, kesin.
Engel olursa atılmış okun ulaşmasına,
Ereğe, bir yerde duruş, ya da uçup giderse
Ok süreklice gelmez bu gidişin sonu da.
Böyle geliyorum ardından yıllar yılı senin,
Sorarım sana, evrene bir son bulduğun yerde:
Ne çıkacak bu fırlatılmış kargıdan?
Dahası var: Yoktur evrende bir son, uzay
Kesintisiz bir akış içindedir, genişler boyuna.
Çevrilseydi uzay engellerle, bu toplu yığın,
Birleşmiş, sınırlandırılmış olurdu, batardı
Dört yandan engine, evren, ağır basınçla.
Bir olay görülmezdi gök çatısının altında,
Devinme olmazdı, güneş ışığı bile çıkmazdı, gökte.
Birleşmiş bir bütündür evrenin doğası, ortaya
Çıktığı bilinmeyen, sonsuz çağlardan beri.
Gerçekten, kurucu öğeler için, söz konusu değil
Bir yer, dayanarak değiştirme, başka güvenilir bir
Odak düzenlemek, bütün ilkeleri birleştirmek için.
Devinir tüm nesneler, yer değiştirirler, sürekli
Devinim içinde, gider gelir dört yana varlığın kurucu
Öğeleri, hızla çıkar aşağıdan, sonsuz uzaydan yerleşir
Boşluklara. Görürüz nesnelerin birbiriyle sınırlı
Kaldığını, yel dağları sınırlar, dağ yeli kuşatır,
Çevreler, karalar sınırlanır denizlerle,
Sınırlar denizleri yeniden karalar, yoktur evreni
Sınırlayan başka bir varlık, çok geniştir uzay,
Esneyen boşlukların derinliği, kıvılcımlar saçan,
Düşen yıldırımlar bile sonsuz sürenin üstünden
Aşarak varamaz son sınıra, bir başka gün başlasa
Kaldığı yerden yıldırım kısaltamaz kalan uzaklığı.
Öyle sonsuz yayılmış bu genişlik, aşar nesneleri.
Evrenin bir sürekli yasağı var burada: Kuramaz
Kendince engeller, birleşse, toplansa tüm nesneler.
Boşlukla sınırlanır tüm somut varlıklar, yeniden
Sınırlanır onlarla boşluk, gerektirir birbirini
karşılıklı, varlıklar. Bir engel çıkarsa iki
İlkeden birine yayılır sınırsızca özü gereği
Öteki, boşluk sınırlarsa uzayı, saklayamaz doğa
Kurucu öğelerini, boşluk sonsuz, ilkeler sınırlı
Kalır, ne deniz, ne kara, ne ışıklı gök, ne insan
Soyu, ne kutlu tanrılar, ne de biraz yaşam,
Çözülür bağından dağılır, sonsuz boşlukta varlık,
Toplanır birleşemezdi bir daha, yeniden oluşturmak
İçin bir nesne bu dağılandan doğa,
Ne bir amaç güder kurucu öğeleri nesnelerin,
Ne uygun sıra, ne toplu düzen, ne de örnekle,
Uzlaşmayla, kaynaşmışa benzer nesnel direnmeler.
Değişir çoğu türlü biçimlenmelerle sonsuzdan
Gelen bir çarpma, çınlama, sarsıntı nedeniyle.
Gelir çarpmaların ardından, bütünlük içinde,
Direnmeler, bağlantılar, sayısız yıllar geçer
Aradan, varlığın kuruluşunda olduğu gibi başlar
Biçimlenmeler, ulaşır direnme son odağına.
Beslenir azgın deniz ırmak sularıyla,
Ulaşır bol bir kaynağa, sayısız evren dönemlerinde
Yeryüzü gelişir güneş ışıklarıyla, yeni doğmuş
Yaratıklarla dolar sürekli, sönmez Aether’in
Dünyayı dört yanından kucaklayan ateşi,
Bunlar olmasa yükselemezdi doğa, sınırsız
Uzaydan gidenlerin yerini doldurmak için.
Birilerin yapıları gereği besini tüketmeleri,
Azalmaları gibi, dağılır tüm nesneler de,
Eksilir, buna karşın onarır kendi kendini
Doğa, bu yer kaplayan anavarlık, bir eksilme
Başlayınca özgünde, karşıt durumda. Engeller
Çıkar önüne, dıştan gelen çarpmalar, birleşmeler
Önleyemez böyle dağılmasını, öğeler başarır
Bölüm bölüm onarmayı, giden öğelerin yerine
Gelir başkaları, onarır “bütün”ü, giderir
Eksikliğini, kayarak ileri geri bu işlemde,
Yer yapar, süre kazandırır kurucu ilkelerin,
Anaözün öğelerine. Döner durmaksızın anaözün
Öğeleri çevresinde, gelir gidenin yerine başkası.
Önlenir eksilme bu sürekli alışverişle,
Bu çarşpışmalarla sınırsız bütünde, doldurur
Gidenden doğan eksikliği gelen.

Lucretius

Editör (CMD)
Editör (CMD)http://www.felsefehayat.net
Yazılarını Mavi Melek Edebiyat Topluluğu, Düşünbil gibi dergilerde yayınlama fırsatı buldu. FOL Kitap öncülüğünde bazı kitapların hazırlanmasında görev aldı. Bu kitaplardan bazıları "Sorunsallıkta Yaşamak", Jan Patočka, Plotinos, "Tanrı, Ruh ve Mit", Henri Bergson. 2009 yılından bu yana felsefehayat.net'in (kurucu) editörlüğünü sürdürmektedir.

POPÜLER BAŞLIKLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Önceki İçerikDört Öğenin Yapısı
Sonraki İçerikSarsakların Üzüntüsü

DİĞER YAZILAR

REKLAM

Dahası - Ötekiler - BAŞKASI

Nanook of the North

Bir eskimo ailesinin yaşantısı ve hayat mücadelesini anlatan “Nanook of the North” siyah beyaz kamerayla çekilmiş bir epik hikaye. Film, eksiksiz bir doğa mücadelesini...

Ey Yolcu

Yolcu, söyle bana yolun nereye? " Şu yürüdüğüm ağaçlı yoldan Denize gidiyorum, suya girmeye. " Yolcu söyle bana deniz nerede? " Şu akan nehrin bittiği yerde, Alacakaranlığın şafak vaktinde, Gündüzün...

İnce Belini Sarmıştı Kollarım

İnce belini sarmıştı kollarım, Kamış gibi ince esnek belini, Çarpıyordu kalbin, küçük bir kuşun, Kanat vuruşu gibi. Seyre daldık uzun zaman sessizce, Günün gökyüzünde tükenişini, Neler neler vardı yüreğimizde? Oy sevi!...

Talaz Ana Öldü!

Ölüm haberi, saniyenin milyonda biri kadar bir zamanda modelin tüm sahipleri tarafından duyuldu. Azler: Ölümü gizlenmeye çalışıldıysa da engel olamadılar. Bundan on bin yıl önce,...

Çarpmayan Ekmek’ler

Çocukken çok yoksul bir ailenin evladı olduğum için, bir ekmek fırınında çalışmıştım. 10 yaşlarında falandım o zamanlar. Her taraf ekmek kırıntısıydı. Bolluktan mıdır, yoksa fırın işçilerinin...

Osmanlıca mı, Türkçe mi?

Osmanlıca, Türkçe’dir. Bu coğrafyada yaşayan Türklerin ata lisanıdır. Bugünkü lisandan farkı harfleridir. Bir de uydurukça kelimelerin bulunmaması... Türklerin, Müslümanlığı kabul etmeden evvel, iki çeşit alfabe...

İnsanın Kararsızlığı

İnsanların davranışları üzerinde düşünce yürütmek isteyenler, bu davranışları birbirine uydurmakta, hepsini bir kalıba sokmakta çektikleri zorluğu hiçbir yerde çekmezler çünkü bu davranışlar çok zaman...

Kutsal Amaçlar Yolcusu

Hayatımın baharında, Çıkıp yollara düştüm. Gençliğimin neşeli danslarını, Baba evinde unuttum. Malım mülküm, neyim varsa, Seve seve bırakıp gittim. Hafif bir değnek elimde, Yürüyorum sevinçle. Kuvvetli umuttu beni çeken, Müphem bir inanç sözü, Git,...

Beyti Dost Celse: 8

İnansınlar..! Size gerçeklerin haberi veriliyor..! Onlara inanmayanlar var. İnandıkları zaman, yüzlerini yerden kaldıramayacaklar. İnanmayanlar, doğru olmayanlardır. Doğru olan hiçbir şeyden korkmaz. Çünkü DOĞRULARIN GÖZLE...