Zettel: Dil Oyunlarının Gerçekle İmtihanı

Wittgenstein okumalarını belli aralıklarla daha önce de yapmıştım özellikle kendisi hakkında yazılan makalelere, film ve belgesellere de göz atma fırsatım olmuştu, lakin Zettel yeni bir baskı ve sağ olsunlar Fol Kitap tarafından bana ulaştırılan hediye bir kitap. Zettel, Wittgenstein’ın daktilo ile dikte ettiği el yazmalarından derlenmiş bir metin. Filozofun ünlü eseri Tractatus’u[1] daha önce okumuştum içerik olarak her ikisi de “özdeş” metinler olarak değerlendirilebilir.

Wittgenstein Zettel[2] ‘de genel olarak aşağıdaki ilişki bimilerini incelemiş:

  • Düşünme ve söylem arasındaki ilişki
  • Anlam verme ve kavram ilişkisi
  • Sağlıklı iletişim kurma yöntemleri
  • Dil oyunları ve mantık ilişkisi
  • Duyu-Deneyim-İletişim ilişkisi

Wittgenstein metinlerine aşina olanlar bilir, dil (konuşma-kavramlara hâkimiyet) ve insan iletişimi üzerine uzmanlığı devasadır. Zettel bunlardan sadece biri.

Wittgenstein bir öğretmen gibi yazar, bu metinde de öğretmen tavrını gözler önüne seriyor. Bu bir dezavantaj değil, sadece o önden gidiyor siz de onu takip ediyorsunuz. Bir filozofun takipçisi olmak her okuyucuya nasip değildir, Wittgenstein tüm yazdıklarında okura bu olanağı sunuyor. Bu sayede vurgulamak istediği kavramlara, sorgulamalara ve çekincelerine bir sınıfta onu dinler gibi şahitlik edebiliyorsunuz.

Wittgenstein çok zor ve karmaşık bir konuyla adını duyurmuş bir filozof. Dil ve varoluş arasındaki hastalıklı ilişkiye dikkat çekmiş ve nadiren anlaşılmış biri. Zettel bu anlamda hem anlaşılması güç hem de irdelenmesi gereken ücra ve bakir bir alanı imlemekle kalmıyor, düşündüğümüz, söylediğimiz ve kastettiğimiz şeyler arasındaki akrabalığı ve yabancılığı gündelik hayatta kullandığımız dilsel oyunları sınayarak okuyucuya sunuyor. Wittgenstein bu kaygılarını sile getirirken bir filozoftan ziyade bir iletişimci gibi yaklaşıyor konuya, prensipler sınırlar koymadan, okuyucuya gerçekleri yine okuyucunun kendisiyle ifşa edip aslında şunu itiraf ediyor: Konuşamıyoruz! Her şeyde olduğu gibi İnsan bu konuda da hatalı ve eksiktir. Wittgenstein bir iletişimci[3] gibi görünebilir, bu bir engel değil, aksine bu özelliği onun felsefeyle ilintisini gerçek kılıyor çünkü felsefe yapmak demek “İnsan hakkında ne var ne yok” konuşabilmektir. Felsefi yapıp etmeler her daim dilin içinde yuvalanmıştır, dil felsefenin anavatanı oluştur hep, bu bağlamda bir felsefecinin her zaman iyi bir iletişimci olması gerektiğini düşünmüşümdür. Wittgenstein’a bu konuda beni haklı çıkardığı için müteşekkirim.

Peki, Wittgenstein ne istiyordu?

Şahsi kanaatim şu yönde: Dilin tüm gizemlerini (gündelik oyunlarını) parçalayarak, dağarcığımızda bulunan arızalı kavramları yok ederek insanın ne olması gerektiği üzerine sağlıklı bir düşünme ve iletişim (eylem) alanı sağlamak. Metnin tamamı saplantılı görünen bir filozofun dil ile olan imtihanına ayrılmış. Bazı okuyuculara göre Wittgenstein hastalıklı bir münzevi[4] olarak görülebilir zira benim fikrim, Wittgenstein tüm hayatını dil ve insan konusuna vakfetmiş üstün bir filozoftur. Konuyu daha iyi idrak edebilmemiz açısından aşağıdaki küçük diyalog öncü sayılabilir:

Sokrates Theaetetus’a –Bir fikrin varsa bunun bir şeyin fikri olması gerekmez mi?
Theaetetus–Elbette
Sokrates –Ve sende bir şeyin fikri varsa onun gerçek bir şey olması gerekmez mi?
Theaetetus –Evet. [5]

Bu diyalog düşünce ve gerçeklik arasındaki ilinti ve zorunlu akrabalığı gözler önüne seriyor. Varolan ile düşünülenin her zaman uyuşmadığını dile getiren Wittgenstein bu diyaloğu bilerek ve isteyerek kullanmıştır hatta bu diyalog Zettel’in felsefi dayanağını oluşturmuştur. Yukarıda ana konu başlıklarına değindiğimiz Zettel’in hangi sorulara yanıt verdiğini kısaca özetlemekte fayda var:

  • Dil ve düşünce senkronu mümkün müdür?
  • Olmayan bir şeyi düşünebilir miyiz?
  • Dil oyunlarının kökeni bir aldatmaca mıdır?
  • Düşünmeden konuşmak ne derecede bir iletişim sorunudur?
  • Mantık ve dil becerisi arasında ne tür bir orantı vardır?
  • Susmak çoğu durumda konuşmaktan daha mı hayırlıdır?
  • Bir şey nasıl deneyim haline gelir?
  • Hiçbir şey anlatmayan bir cümle kurulabilir mi?
  • (…)

Burada yeri gelmişken Wittgenstein hakkında bazı şüphelerimi de ifade etmek isterim: Wittgenstein adeta bir dil kurucusu, bir mana koyucu. O dilin kökeni ve insanın anlam dünyasına derinlemesine dalan tek filozof bence. Bunu neden yaptığını anlamak zor ancak kişisel kanaatimce Wittgenstein evrende kurulan tümceler üzerinden insan varoluşunun mantığını çözümlüyor. Dil konusuna olan takıntısı Platon’un sayılara olan takıntısına çok benziyor. Filozof burada bir metafor olarak mı “dil” i kullanıyor? Varlığa ya da varlığın anlamsızlığını dil ve imkânlarına bağlamasının ardında bu tür bir felsefi gönderme olabilir mi?

Bir felsefi Söylem Olarak “Susmak”

Susmak, bir eylem ya da felsefi bir tavır olarak görünmese de Wittgenstein Susma eyleminin kökenlerinde felsefi bir edep arar. Ona göre felsefe yapmak ya da gündelik hayatta bir şey hakkında konuşmak bazı sınırları içermelidir. Bu sınır “bir şey hakkında malumatı olmak” dediğimiz durumun tam kıyısında durur. Bu anlamda Susmak soylu bir davranıştır. Hakkında konuşamadığımız şey için susmalıyız der Wittgenstein. Tanrı ya da ölüm gibi konularda susmamızı öğütler, insan gevezeliğinin köküne dinamit koyarak birçok zırvaca kurulmuş argümanlardan(cümlelerden) bizi korumak ister. Onun felsefesi gereksiz tüm (dilsel) yüklerden kurtulmuş bir insanı müjdeler.

Zettel klasik bir felsefi metinden ziyade özü itibariyle felsefi bir manifestoyu andırıyor. İnsan dilinin ve mantığının sınırlarını titizlikle çizerken evrene ve insan varoluşuna karşı oldukça dürüst ve sert bir söylemle karşımıza çıkıyor. Wittgenstein fikir dünyasına atfen, neyi ne derecede yapabiliriz sorularına oldukça sade ve anlaşılır cevaplar ararken, düşünce ve yetenek sınırlarımızın bilincinde olmamızın en yüce bilgi olduğu konusunda bizi ikna olmaya davet ediyor.

Can Murat Demir

[1] Tractatus Logico Philosophicus
[2] Zettel, Ludwig Wittgenstein; Çeviren: Doğan Şahiner, Fol Yayınları, 1.Baskı Nisan 2019
[3] Yazarın metinleri incelendiğinde bir filozoftan farklı bir yazım tekniğine sahip olduğu görülecektir.
[4] Wittgenstein münzevi bir kekemeydi zira dört kardeşinden üçü intihar etmiş birinin bazı psikolojik engellere sahip olması normal ama bu hastalıklı hali onu durdurmadı, kutsal bir ironi gibi görünse de kendisi dil çalışmalarına yöneldi.
[5] A.g.e s. 34

POPÜLER BAŞLIKLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

DİĞER YAZILAR

REKLAM

OKU OKU OKU

Beyti Dost Celse: 1

Her şey düşünceden doğar. İyi şeyler düşünün. İyilik yapmayı, insanlara iyilik yapmak için yeni şeyler yapmayı, büyültmeyi düşünün. Düşüne düşüne zirveye ulaşılır. (Zirve) Bütün kuvvetlerin toplandığı yer. Parlakların gittiği yerde en parlak yer. Dünyayı o parlaklar idare ediyor. Dünya kuvvetini (istikametini) oradan alıyor. Bu hareketleri parlaklar veriyor. Güneşe tesirleri...

Yeni Kapınız Hayırlı Olsun

Sultan IV. Murat, kılık değiştirerek halkın arasında dolaşmaktan çok hoşlanırmış. Koyduğu yasaklara uyulup uyulmadığını da yerinde denetlermiş tebdil-i kıyafet gezerken. Bir gün yine kılık değiştirerek Üsküdar'dan bir kayığa binmiş. Kayıkta bulunan bir yolcu ile derin bir sohbete dalmış IV. Murat, karşı yakaya geçerken. Padişah yolcuya kim olduğunu,...

Sizler…

siz psychedelic partilerde kafaları kendileri gibi göt olan kızlar hippie takılan beyaz yakalı kodaman gerzekler ortamlarda yazdığınız palavralar midemi bulandırır onlara iyi bakın tek sebeplerinin aşağılık komplekslerinden dolayı sürekli tam olarak yaşayamadığı sahte hayatlarını anlatmaları olmasıdır siz patlayan neon ışıkları altında birbirlerini yalayan düşkün kızlar tarlabaşılı torbacılara bacaklarını aralayanlar bedenleriniz yalnızca arka sokaklarda karanlık...

Kimiz Biz?

...Mnemosyne başlığı altında Hölderlin şöyle diyor: İzahsız bir işaretiz biz... Kimiz biz? Biz, bugünün insanları; kendisi için tari­hin hiçbir zaman ölçümünün tek bir kıstas bile getiremediği uzunlukta süregelmiş ve daha gelecek olan bir gü­nün insanları. Mnemosyne başlıklı aynı ilahide Hölderlin şöyle diyor: "Uzun olan/Zaman" - yani, içinde bizim izahsız...

Hiç, Şey ve Fonksiyon Makinesi

İnsana en uzak şey: İnsan İnsan, hiç kuşkusuz bir imkânlar çokluğudur, kendini inceleme, düşünme ve bilme kabiliyetidir. İnsanı, kendini araştırma kabiliyeti olmaktan çıkarmak onu yok etmek, yok saymak veya hayvan kılmaktır. Kendini inceleme kabiliyeti olarak insan, kendini kendine en yakın sanır ve buna inanır. Her gece uykuya yatan...

Bugün Şiir Nerede, Şair Kim?

Bizden önceki şairlerden sadece dili değil ahlakı da miras alırız biz. Ben de buradan bakarım. Bugün durduğum yer de yazdığım da budur, derim. Şiirin ne olduğuna ve nerede durması gerektiğine şairler karar verir. Bir eylem türü olarak şiir de politiktir ama onun bu karakteri hedefinden değil, doğasından gelir....

Mektuplar

Platon’dan Dionysios’a iyilikler. Uzun yıllar boyunca yanınızda yaşadım. Bu süre içinde devlet işleri konusunda diğer insanlardan daha çok bana başvurdunuz. Ama nimetlerden siz faydalanırken, ben çok sayıda iftiraya uğradım. Ancak yine de kimsenin yaptığınız eziyetlerin benim isteğimle gerçekleştiğine inanmayacağını bildiğimden, olanlara katlanarak ses çıkarmadım. Hem devlet yönetiminde sizinle...

Ay, Bir Nuh’un Gemisi midir?

Yapay bir uydu fırlatacaksınız, bunun içini boş yapmanız yerinde olur. Aynı zamanda, böylesine muazzam bir uzay projesini gerçekleştirebilecek olan herhangi bir varlık sisteminin, Dünya yakınındaki bir yörüngeye, içi boş, devasa bir tür gövdeyi oturtınakla yetineceklerini düşünmek saflık olur. Karşımızda duran bir objenin, iç kısmı motor yakıtı, tamir işleri...

Tanrılar Üstüne

En az bildiğimiz şeyler tanrılaşmaya en elverişli olanlardır. Onun içindir ki Yunanlıların, biz insanları tanrılaştırmalarına bir türlü akıl erdiremem. Ben kendi hesabıma yılana, köpeğe, öküze tapanları daha akla uygun görüyorum; çünkü onların huylarını daha az biliyoruz. Onlara hayalimizle istediğimiz gibi değer biçimler, görülmedik kudretler vermek daha fazla...