Derrida ve Filozofların Hayat Öyküleri

Filozofun Biyografisi ve Anlatı Sorunu, Jacques Derrida’nın “hikâye anlatamam” deyişiyle felsefi bir çıkmaza dönüşüyor. Heidegger’in Aristoteles için yaptığı o minimalist özeti (“Doğdu, düşündü, öldü”) hem onaylayan hem de bu özetin trajedisini hisseden Derrida, kişisel hayatını neden sadece tarihlerin ve olguların soğukluğuna bıraktığını açıklıyor. Dilin ve kameranın, yaşamın derinliğini bir hikâye formuna sokarken yarattığı o kaçınılmaz “yetersizlik” hissi, biyografiyi bir temsil sorununa dönüştürür. Olguların ötesine geçemeyen ama hikâyenin kurgusuna da sığınmayan bir düşünürün, kendi “izini” nasıl koruduğuna tanıklık edin.

Size şu anekdottaki soruyu sormak istiyorum. Biyografi konferansınızda Heidegger’den alıntı yaparak Aristoteles’in hayatının şöyle özetlenebileceğini aktardınız: “Aristoteles doğdu, düşündü ve öldü.” Sonra Marguerite (eşiniz) ile olan ilişkinizi sorduğumda bana sadece olguları ve tarihleri verebileceğinizi söylediniz. Bu konu hakkında bir yorumunuz var mı?

Heidegger’in söylediği, bir filozofun doğumu, ölümü ve düşünceleri şeklinde özetlenebileceği fikrine katıldığımı tamamen söyleyemem. Ve neden katılmadığımı açıklayabilirim. Yine de ona yakın hissediyor. Ne dediğini anlıyorum. Ve bir bakıma onun inançlarını pekâlâ onaylıyorum. Şöyle ki, birinin hayatı, ayrıntıları, anekdotları, günlük yaşamı sadece yarım yamalak anlatılabilir. Bu yüzden benim ve Heidegger için bilinmesi önemli olan tek şey o kişinin felsefi olarak ne düşündüğü ve yazdığıdır. Bizden daha fazla bilgi alamayacağınızı söylediğimde, izlettiğiniz klipte bir şeylerin gizli kalmasına inandığım için böyle demedim. Kamera karşısında yalnızca birkaç sözün söylenebilmesinin yarattığı koşullar altında kişisel şeyler hakkında konuşmak çok zor. Çok gizli şeyleri açığa vurduğumda bile onları hikâye şeklinde anlatmam. Zaman zaman kesin olayları, olguları, tarihleri aktarırım, aksi takdirde bir anlatıyı kaleme alamam. Bu yüzden, bir soru benim için anlatım sorudur ve bu da her zaman çok önemli bir soru olmuştur bana göre.

Hep demişimdir:
Hikâye anlatamam. Hikâye anlatmayı severim ama nasıl anlatılacağını bilmem. Her zaman anlatmak istediğim hikâyenin anlatılınca bir şekilde yetersiz kalacağını hissederim. Bu yüzden hikâye anlatmaktan vazgeçtim.

Jacques Derrida Belgeseli 2002
Çeviri: Ümid Gurbanov
Edit: Can Murat Demir

başka yazılar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.