Polemiğin felsefi ontolojisi bağlamında karşıdakine haklılığını ya da onun yanlışlığını ispatlamak oldukça zordur. Bunu başarabilmek için ya karşıdakinin seviyesine inmek gerekmekte -ki bu çoğu zaman imkânsız görünmektedir- ya da onu kendi seviyenize çıkarmak gerekmektedir ki bu durum daha da olanaksızlaşmaktadır. Bu tür kısır tartışmalarda konunun içeriği ikincil bir konuma düşmektedir. Çünkü bu polemiklerden hiçbir zaman sahici bir bilgi üretilememektedir. Bu tür karşılaşmalar, yalnızca yüksek bir ruha ilham vermektedir. Bu ilhamı araç olarak kullanmayı bilen özne için polemik, yaşamının belirleyici bir safhasını oluşturmaktadır. Klasik tartışmalar olarak adlandırılan bu döngünün tek olumlu yönü, sanata hizmet ediyor olmasıdır.
İnanç, Otorite ve Hakikat Sorunu
İnançlı olmanın ya da inançsız olmanın doğru olup olmadığına kimin karar vereceği sorusu hâlâ açıklığını korumaktadır. Böyle bir karar mercii var mıdır sorusu bile başlı başına problemli görünmektedir. Eğer böyle bir makam mevcutsa, bu yetkiyi hangi temelden aldığı sorgulanmaktadır. Cennet ve cehennemin mekânsal ya da metaforik konumu, hayatın kime ya da neye hizmet ettiği sorularıyla birlikte düşünülmektedir.
Din, Bilim ve Kör İnanç Biçimleri
Dini ya da bilimsel bir bakış açısına sahip bireylerin çoğu zaman benzer bir tutum sergilediği gözlemlenmektedir. Bu tutum, farklı kavramlarla ifade edilse de aynı körlüğe işaret etmektedir. Her iki insan tipi de taptığı şeye göz kulak olmayı sevmektedir. Taptıkları şeyin biçimi değişse de özde hizmet edilen yapı aynı kalmaktadır. Bu durum, varoluşu kuşatan bir lanet gibi tezahür etmektedir.
Tanrı Fikri, Tanrı Olma Arzusu ve Sanatın Doğuşu
Her insanın zihninde bir yerlerde tanrı fikri barınmaktadır. Ancak aynı anda tanrı olma fikri de zihinsel düzlemde varlık göstermektedir. Bu çelişki, dünyanın en estetik savaşı olarak belirmektedir. Bu savaş sanatı doğuran temel gerilim alanını oluşturmaktadır. Eğer tanrı fikri zihnimizde yer etmemiş olsaydı, onun üzerine bu denli konuşulup yazılmayacağı düşünülmektedir. Belki de sanatı mümkün kıldığı için tanrıya teşekkür edilmesi gerekmektedir. Bu düşünceler bir safsata ya da kehanet değil; kendi dehasına tapan özgür bir bireyin çığlığı olarak okunmaktadır. Bu metin, bir karşı çıkışı, ölümcül bir şüpheyi, patlayıcı bir itirazı ve zora sokan bir düşünce tarihini yansıtmaktadır.
İyi-Güzel Ayrımı ve Estetik Bilincin Açığa Çıkışı
İyi ile güzel arasındaki ayrım, pratik ile estetik arasındaki farkta gizlenmektedir. Pratik olan, gündelik yaşamın düzenini temsil ederken; estetik olan, sanatsal dehanın açığa çıkmasını mümkün kılmaktadır. Bu ayrımdan hareketle çoğu zaman gözden kaçan ince bir felsefi nüans görünür hâle gelmektedir.
Tarih, İktidar ve Zorbalık Etiği
Tarihin basit insanlar tarafından değil, güçlü ve zorba hükümdarlar tarafından şekillendirildiği düşünülmektedir. Bu süreç, ahlakla iç içe ilerlemektedir ancak çoğu zaman savaş çığırtkanlığına hizmet etmektedir. Tarih, kazananların ve kaybedenleri süründürenlerin kavgası olarak tezahür etmektedir. Sürüyü yöneten çoban anlayışı, tarihsel özneyi tanımlayan temel metafor hâline gelmektedir. Bu insan tipi, yalnızca aç bir kuduz olarak betimlenmektedir.
Akıl mı İnanç mı? Yaşamın Yönelimi Üzerine
Yaşamın hangi ilkeye göre sürdürülmesi gerektiği sorusu, akıl ve inanç ikilemi üzerinden tartışılmaktadır. İnanç, tanrıya yönelen bir teslimiyet biçimini çağrıştırmakta ve çoğu zaman sorgudan uzak bir fazilet anlayışıyla örtüşmektedir.
Can Murat Demir













