İnsanlar doğada geçirdikleri zaman boyunca huzur duyar, yenilenir; kötü enerjilerinden arınmış hissederler. Çünkü bizlerin yaratabileceği en etkili sanatsal öğeler bile doğada bir şekilde/bir düşünce sisteminde sırıtır. Binlerce yıldan sonra geriye kalan bir kaç dikili taş gibi. Ben merkezli algılama biçimi, hiçbir zaman paylaşımcı olamadığı için enerjiyi de istediği gibi kullanmayı beceremedi. Ama doğa kullandı. Esen rüzgarla hışırdayan ağaç, uluyan bir kurt oldu. Dinlemeyi bilir doğa. Sevmeyi de. Ama artık eskisi gibi olmayacak; çünkü biz değişemiyoruz ve o, çok hızlı değişmeye başladı.

O gün yaşlı adamla güneşin doğuşuna kadar sohbet etti Jerzy. Tüm gece, köyde zevk çığlıkları kopmaya, kahkahalar patlamaya devam etti. Bir grup insan bağırışmalarla yalvarırcasına davet ediyor, kimileri müziklerle çalgılarla çağırıyorlardı. Gün doğduğunda herkes bitkin bir halde evlere dağıldı ve çevreyi tekrar kuş cıvıltıları, dalga sesleri, tatlı bir bahar kokusu saldı.

“Benim misafirim olmanı istiyorum” dedi yaşlı adam. Daveti kabul eden Jerzy eşyalarını almak için arkasına döndü, hırkasını sırtına attı ve “yola koyulmak için hazırım” dedi. Tekrar önünü döndüğünde yaşlı adam çoktan kaybolmuştu.

Bir gözü mavi, diğer gözü bal rengi olan kurt geldi bir an da. Ağzında bir bez parçası vardı. Eline aldı Jerzy ve kokladı. Evet bu amcası Rahim’in kokusuydu. O an, yine zaman durdu. Koku onu köyüne götürdü ve Jerzy daha küçük bir çocukken beslediği bir gözü mavi diğer gözü kehribar renkte olan Van kedisi Fear’ı gördü. O arkadaşlarıyla oyun oynarken Fear bütün ihtişamıyla onu seyrediyordu. Nefesi kesildiği an da gözyaşlarını tutamadı Jerzy. Tepede kalıp hüngür hüngür ağlamaya başladı. İlk gözağrısı Fear onun babası mıydı? Ve bütün vakit geçirdiği hayvanlar aslında köyde sevdiği haneleri mi temsil ediyordu?

Kurt yürümeye başladığında sanki tasmayla çekiyorlarmışcasına ayıldı Jerzy. Ayağa kalktı ve kurdu takip etmeye başladı. Ormanda sık ağaçlar arasında biraz ilerlediler. Baykuş sesleri, maymun çığlıkları geliyordu. Küçük bir çayı bir iki metrelik bir ağaç üzerinden geçmek üzereyken, aklına gelen düşünceyle bir an duraksadı. Yaşlı adam hala hayattaysa, amcası da yaşıyor olabilir miydi? Kafasını çevirdiğinde kurt ortadan kaybolmuştu. Ve çayın karşısında bembeyaz, pırıl pırıl, tertemiz bir Van Kedisiyle göz göze geldiler. Kırmızı bir kurdele bağlanmıştı kediye. Hafif hafif sallanan köprüden kolayca geçiverdi Jerzy. Kendi köyünde de, burada da seviliyor olduğunu hissederek. Bir kaç kedi daha katıldı. Hepsinin bembeyaz kuyrukları havada sanki rüzgarla dans ediyordu. Jerzy, eline yavru bir kediyi aldı ve ilerlemeye başladılar. Daha sonra kalabalık bir şekilde köye dönüverdiler. Köyde onları ziyafet bekliyordu. Ortalıkta oradan oraya koşuşan ve kırıtan güzel elbiseli kadınlar hizmet edebilmek için birbirleriyle yarışıyorlardı. Çevre ağaçlarda kuşlar izliyor, köpekler çocuklarla oyun oynuyor, tavşanlar çevrede havuç kemiriyor ve bir kaç ada kertenkelesi ortama renk katıyordu sanki. Bir şey fark etti Jerzy. Bütün hayvanların gözleri farklı renkteydi. 

O an da, amcasıyla göz göze geldiler. Masadaki 1.5 metrelik topan kefali göstererek “bunu senin için hazırlattım” dedi Rahim. Sarıldılar. Ve ziyafet başladı.

K. Jerzy

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.