Bir Sürü Delikanlıya Dostça Öğütler

tibet’e git
deveye bin
incili oku
ayakkabılarını maviye boya
sakal bırak
kağıttan bir kanoyla dolaş dünyayı
the saturday evening post’a abone ol
çiğnerken sadece sol tarafını kullan ağzının

tek bacaklı bi kadınla evlen
ve düz bir usturayla traş ol
ve kadının koluna adını kazı
benzinle fırçala dişlerini
bütün gün uyu ve gece ağaçlara tırman
keşiş ol
viski ile bira iç
kafanı suyun altında tut
ve keman çal
pembe mum ışığında göbek at
köpeğini öldür
belediye başkanlığına aday ol
bir varilin içinde yaşa
baltayla kafanı yar
yağmurda lale ek
AMA ŞİİR YAZMA!

Charles Bukowski

POPÜLER BAŞLIKLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Önceki İçerikBaş Rahibenin Irzına Geçmek
Sonraki İçerikYeter mi? Yetmez!

DİĞER YAZILAR

REKLAM

OKU OKU OKU

Yaşama Mektup

Sevgili Yaşam; Sana yazdığım her mektupta yalan söyledim. İyi olacağını ve toparlanabileceğini umut ettirdim. Ancak iyileşemeyeceğini her saniye hissettim. Yine de yalanı sürdürmeye devam ettim. Her mektup bundan sonra bir yere varılmayan anlamsız kelimelerle doluyor. Eskisi gibi değil. Sabahlar anlamını yitiriyor biraz daha. Biraz daha unutkanlaşıyor. Biraz daha...

Sınıf, Komünizm ve Duygu

Marksizm de önemli rahatsızlıklarla ifade edilen ve üzerine fazlaca kafa yorulmuş bir toplumsal gösterge olan sınıf kavgası veya sınıf savaşımını bilmeyen yoktur. Bu bağlamda bilimsel olarak da temellendirilen sınıf olgusunu bu yazıda daha bilinmeyen bahsedilmeyen bir biçim de ele alacağız. Bu yüzden bilimsel olmaktan daha ziyade romantik-irrasyonel...

İntihar Üzerine

Kendimi öldürmeden önce bana varoluştan yana güven verilmesini isterim, kuşku duymamak isterim. Yaşam, benim gözümde, olguların belirginliğini ve akılda uyumlu biçimde birleşmelerini onaylamaktan öte bir şey değil. Ben, olguların toplanıp birleştiği zorunlu bir buluşma noktası gibi duymuyorum kendimi artık; şifalı ölüm, doğadan ayırarak iyileştiriyor bizi; ama ya...

Kentin İçinden

dayanamayan, acı çeken insanlarla dolu bir şehir... yollara caddelere sinmiş kokuları ve... yorulmayan bir dünya... saatler, parmakların arasından akan kum taneleri gibi akıp geçiyor bu kentin içinde. insanlar yorgun. ruhlar ağırlaşmış ve ölü. kentin üzerine yapışmış yalnızlıklar. insanlar; yalnız insanlar için acı çekiyor. her geçen saniye artan bir sessizlik… her saniye azalan umutlar ve mutluluklar… korkular ağırlaşıyordu...

Kontrollü Flashback’ler

Ne sağlam bir pabuç kalır yarına, Ne de kokuşmamış bir çorap Taşıyorsa eğer koca bir insanın yükünü. Ağzımdan dökülen ilk cümlemin mısraları oldukça şaşkınlık yarattı Jerzy’de. Kayalıkları yer yer delerek arasından sızan bir kaç ağacın altında, deniz kenarındaydık. Tanrının beni neden yarattığını sorgulamalarım Jerzy’nin yüzünde beliren gülümsemeyle tarih oldu. "Mısralar tıkanıklıkları...

A Clockwork Orange

İzlediğim en sıra dışı senaryo, sağlam yönetmenlik, hikaye… Acı-vicdan-ceza-adalet gibi kurumları ve değerleri mercek altına alan film gerçekten de tam bir fenomeni konu ediniyor. Ustaca işlenmiş mekanlar, absürt kıyafetler ve mükemmel aleyhtarlıkla bezeli bir kapitalist-dikta analizi… Kullandığı dil ve üslup olarak benzersiz ve kesinlikle orijinal. Polis devletin ve kapitalist adalet...

Allan Kardec

Asıl adı, Leon Denizard Hippolyte Rivail olan «Allan Kardec» 1804’de, Lyon’da dünyaya geldi, İsviçre’de iyi bir eğitimle yetiştirildi. Paris'te Pedagojik bir enstitü açtı. 1850’de, Fox Ailesi’nin Amerika’dan duyurduğu ruhçuluk, Fransa’yı da sarmış bulunuyordu. Rivail, ruhlarla bağlantı kurdu ve bir Druid Rahibi olarak evvelce yaşadığını ve şimdi Spiritüalist deyimle...

Hep Tekilim

bir sebebi yoktu bu yazının bir anlamı olmadıgı kadar anlamı olmayan şeylerden kaçarcasına yakınlaşıyorum onlara delice bağıran ben değilim zaten içimdeki gerginlik bazen yok oluyor o ses ama ne zaman başımı yastığıma koysam benim içimdeki ses bağırıyor çünkü biliyorum beni düşündüğünü hangi saatte neler yaptığını sanki ruhun içimdeymiş gibi bildiğim bir şey var ki benim çocuğum senin çocuğunun şefkatine bağımlı senin...

Küçük Kız

Bir küçük kız vardı diye başlar bazı masallar. Benim ki de ona benzer bir öykü, ama biraz daha farklı ve acı yüklü bir hikâye. Küçük bir kızın yalnızlığını ve acıya yüklediği o kutsallığı anlatan bir öykü… Duvar diplerinde, paslı rayların arkadaşlığını seçen bir kız. Sesine ses bulma ümidini yitirmeye...