Varoluşun ereği sorgulandığında, bu dinamizmin altında zorunluluk yasasının yattığı dile geldi, ve bu yasayı idrak edenler artık özgür iradeleriyle onun üzerinde egemenlik kurabilirlerdi. Özgür irade o andan sonra zorunluluğun peşine düşmekten ibaret olacaktı. Sahip olduklarım çoğaltmak güdüsüyle o, yeryüzünü kuzeydeki buzullu Thule Adası’ndan Afrika’daki Ümit Burnu’na, batıdaki Herakles sütunlarından doğudaki pek çok kola ayrılan Ganj Nehrine kadar araştırırken, köylü küçücük tarlasını arşınlayarak elinden geldiğince ölçmeye çalışıyordu. Köle kadırganın dibinde durmadan kürek çekmek zorundaydı, ona forsa başının vurduğu davulun temposuna uyarak hızlı hızlı bir öne bir arkaya eğilmekten başka bir şev verilmemişti, periyodik yolculuklardaki yol gösterici akıntılarıyla, musonları ve alizeleriyle açık denizlerse takımyıldızlarına göre konumlarını belirleyen güvertedeki seyir subaylarına aitti. Özgür olmayanın tek gerçeği dolaysız ilişki kurduğu akındı, bütün çabasını da bu alanla baş edebilmek için harcıyordu. Özgür olansa durmadan yeninin heyecanını yaşıyor, kıyı şeritlerini ve coğrafi oluşumları çiziyor, yeni deniz yolları, hammadde kaynaklan, değiş tokuş olanakları keşfediyordu. Hizmet etmeye mahkûm olan, tekdüzeliğin içinde solup sararırken, inisiyatifi ve çeşitliliği elinde bulunduran gençleşiyordu. O din adamlarının ayinlerinde hastalıktan korunmak ve iyileşmek için dua etmek zorunda değildi, doktorlar ona organların, nabzın, kan dolaşımının ve sinir sisteminin nasıl çalıştığını anlatmış, tüm ilaç çeşitlerini onun için hazırlamışlardı. Mülksüzler bolluktan biraz olsun yararlanabilmek için sunaklarında hükümdarların isimlerini bile bilmediği yer ve gök tanı tlarına adak adıyorlardı.

direnmenin-estetigi-kitap

Zenginler sikkeler, bankalar, fetihler yoluyla canlarının çektiği her şeyi elde edebiliyorlardı. Almanın ve vermenin, sürgit bir ayrışmanın ve kaynaşmanın tüm canlıların özüne uygun düştüğünü söyleyenler onların düşünürleriydi; birleşme ve ayrılma, yoğunlaşma ve çözülme, çekme ve itme her şeyin temel ilkesiydi, hiçbir madde yoktu ki, karşıtlıklardan oluşmasın. Nasıl ki dünyayı bilmek ona egemen olmak anlamına geliyordu, egemenlik de iktidar ve zor kullanma hakkıyla bağlantılıydı. Girişimciler sahip oldukları ağzına kadar dolu ambarlan, mallarla yüklü gemileri, sayfiye evleri, sarayları, hazine değerindeki sanat eserleriyle izledikleri yolun doğru olduğunu kanıtlıyorlardı. Onlar ilerlemeden yanaydılar, işi dağıtıyor, ihtiyacı olanı yanında tutup işe yaramayanı atıyor, atölyeler ve fabrikalar kuruyorlardı, (…) Dokumacılar, kunduracılar, terziler ve demirciler onlar için işbaşındaydı, kemanlarına Çin’den aldıkları fildişi, ipek ve porselenle, Hindistan’dan aldıkları baharat, esans, merhem ve incileri yüklüyorlardı. Tersaneleri için gerekli olan tomntkları dağ ormanlarından çıkarttırıyor, hayvan sürülerini güttürüyor, atlan ehlileştirtiyor ve ülkesine Küçük Asya’nın bol veriminden dolayı tahıl ambarı unvanını kazandıran buğdayı taşıtıyorlardı. O zamanlar kazandılar dedi Coppi, bize karşı avantajlı durumlarını, ürettiğimiz her şeyin bizim yukarılarımızda işe yaraması ve kendi ürettiğimizden bize payın yukarılardan bahşediliyor olması da yine o zamanlara dayanıyor, tıpkı iş için söylendiği gibi, bize iş verenler onlar oluyor.

Peter Weiss

Paylaş
Bazı yerel gazetelerde ve The Parlemento Dergisi‘nde köşe yazarlığı ve haber editörlüğü yaptı. İlk denemelerini Mavi Melek Edebiyat Topluluğu, Düşünbil gibi dergilerde yayınlama fırsatı buldu. Siyaset Felsefesi, Din Felsefesi, Spiritizm, Mistisizm, Okültizm gibi konularla ilgilenmekte. 2009 yılından bu yana felsefehayat.net'in editörlüğünü sürdürmektedir.

CEVAP VER